TOKAT GAZETESİ

5.Bölüm Okumak sevgisi ve aile -4-

5.Bölüm Okumak sevgisi ve aile -4-

“Merhaba rektör bey”

“Merhaba nasılsınız. Sizi görmek istedim  bir anda. Çarşıya çıkmıştım tek başına . Uygunsanız  görüşelim   diyecektim.”

…..

“Tamam, buyurun”

Rektör bey, çok yakında bir kafedeymiş. Konuyu açınca Alihan ve Umutcan da hemen heyecanlandılar. Onlardan izin istemeden  rektörü davet ettiğim için özür diledim.İzin   istemek aklıma gelmemişti. Bunu anlatınca  Umutcan :

“Aşk olsun   abi, siz bizim babamız  sayılırsınız, burası da eviniz   “ dedi.

Biz Umutcan ile evde kaldık. Alihan rektör beyi almaya gitti. Rektör bey ve Alihan gelene kadar biz bir şey konuşmadık. Ben odada biraz düşünürken Umutcan ocaktaki yemeği kontrol etmeye mutfak bölümüne geçti.

0n dakika  kadar sonra   Alihan ve  Rektör bey teşrif ettiler  apart öğrenci evine. Alihan ile abi kardeş gibi   şakalaşarak   gelip  kardeşimiz gibi yanıma  oturdular Rektör bey. Oturmadan önce tabii hepimizi  40 yıllık kardeş gibi kucaklamayı da ihmal etmedi. Rektör beyin bu tutumu  tabii ki  üçümüzün de   kalbini feth ederek   O’na daha çok sevgi ve saygı beslememize sebep oluyordu. Rektör bey yerine oturduktan sonra  Umutcan    iki elini de yanına  açarak:

“Bu Anadolu şehrine gelmeden önce, Rektör   O şehirde sizlere  selam duracak deseler  adamı   “deli var” diye  tımarhaneye ihbar ederdim  ama  bu ile gelip görünce   anladım ki  insanların hakikisi   yöneticilerin gerçeği, sevgilerin kalpten geleni   yani sevgi ve saygıya dair ne varsa  Anadolu’da varmış” dedi.

Odada bulunan dördümüzde bu güzel söze bir süre güldük. Hepimiz halimizden memnun hem öğreniyor, hem öğretiyor, hem de kimseye zarar vermeden kalp kırmadan eğleniyor ve güzel bir öğrenme ortamı oluşturuyorduk. Ülkemizde   her  öğrenci evinin böyle   ortamda olmasını , her  Rektörün  öğrencisini böyle samimi sevmesini  anlamasını  temenni ettim.

Bu arada herkes susunca konuşma zamanı geldiğini fark ederek konuşmaya başladım.

“Ailede bir insan okuyor ve okumaya aşk derecesine bağlı ise  gelecek nesillerden de  oğlumuz ve  torunumuz  olmasa da   onlardan sonra  gelenlerden mutlaka okumaya aşk derecesine bağlı insan çıkacaktır”

Herkes, Rektör Bey dâhil bana hayretle bakıyorlardı. Ben bunu fark edince açıklama yapma, hayatımdan örnekler verme gereği duydum. Konuşmama devam ettim.  

“Babamın her gün gazete okuduğunu anlatmıştım. Babamın babasını hiç görmedim. Babam 16 yaşında iken dedem 39 yaşında ırmaktan yaya geçerken sara nöbeti tutunca ırmakta boğularak ölmüş. Bildiğim kadarı ile dedem de kötü alışkanlığı olmayan insanmış ama okumayı sevdiğine dair bir bilgiye ulaşamadım. Bu konuda babam ve amcalarımdan bilgi edinemedim. Ama araştırınca dedemin kardeşinin duası kabul olan demirci ve marangozlukta oldukça maharetli Tarık insan olduğunu, dedemin dedesinin Kadılık, O’nun babasının da Rufai Tarikatı şeyhliği yaptığını, böyle böyle ileri gidince soyumuzun Hz. Hüseyin’e kadar dayandığını öğrenince okuma yazmanın ailede ne kadar önemli oluğuna inandım.

Anne ve babam da kardeşleri amca çocukları arasında okuyan tek kişi olduğunu gördüm. Ben 6 yaşında iken ölen annemin babası da  hem Osmanlıca hem Türkçe  hem Arapça bilen  ağzından  hiç kötü laf duymadığım   nur yüzlü bir insandı.  Anneannemin amcası da duası kabul olan ve alim bir zat olduğunu  biliyordum. Yani  okumaya aşk derecesine bağlanan ailelerde nesiller boyu  bir tane bile  olsa okumayı  seven  insan çıkıyor. Yeter  ki okuyalım.”

Sustum. Baktım Çaylarımız  bitmiş bardaklarda. Önümde boş bardağa bakınca  Umutcan’ın mavi gözleri ışıldayarak  hemen durumu anladı. Çayları   tazelemek için mutfak bölümüne geçerek  1 dakikada hemen çayları   getirdi. Ben herkesin hazır olduğunu   görünce :

“Okumak aştır, demem  işte bundan. Anne  ve babası okuyan insan daha şanslıdır. Sadece 1 kişi bile  okumayı sevse ailede bu da nesiller boyunca   devam etse  ülkemiz daha ileri seviyede  olur muhakkak. “

Rektör beye manalı manalı bakarak:

“Ama ne yazık ki Üniversitelerimiz, bir ilde okumayı yazmayı  çok seven ve sevdirmeye çalışan insanları  Üniversiteye memur, hoca olarak alarak öğrencilere örnek gösterecek yerde, okuyanlardan  rahatsız  olabiliyor.”

Ben bunu söyleyince Rektör beye baktım. Hiç alınganlık göstermeden gülümseyerek  bana bakıyor,  öğrencilerine  de    gerçek manada sevgisini gözleri ile belli ediyordu. Ben sustum rektör beye konuşması için baktım. Rektör bey anlayarak:

“Bunları Rektör olduğum zaman bende tespit ettim. İlimizde ne kadar okumayı seven insan varsa  onlarla tanışmaya gayret ediyorum. Sizin vakfınızın   bu ilde olmasını gerçekten de   bir  şans değil  bir nimet olduğunu biliyorum. Bundan sonra el ele  İlimizi ve  Üniversitemizi  “Okuyan yazanı en çok, kitabı seveni   yüksek, kitap  dostu il ve  Üniversite yapmaya gayret edeceğiz  sevgili Kardeşim ve  öğrencilerim” dedi.

Herkes  sohbet ederken çaylarını  yudumlamanın  Umutcan  ve  Alihan’ın keklerini   yemenin   zevkini yaşıyorduk. Kekler gerçekten lezzetliydi. Bunun  üzerine   ben:

“Sizinle evlenecek kızlar  yaşadı. Onları keklerle beslersiniz” dedim.

Herkes bir kahkaha attı. Umutcan mavi gözleri ile   bana bakarak hiç alınganlık göstermeden:

“Hocam , eşim okumayı sevsin, çocuklarımıza  okumayı da sevdirsin de  ona kekler pastalar feda olsun” dedi.

 

Rektör öğrencisinin bu güzel sözüne   çak yaparak tebrik etti. Alihan’a  da çir çak yaptıktan sonra :

“Sizler  akıllı ve zeki çocuklarsınız  sizin gibi öğrencilerim olduğu için gurur duyuyorum” dedi.

Konuyu dağıtmadan toparlamam  gerekiyordu. Herkes susunca  konuşmaya başladım.

“En  büyük servet, güzel kitaplardan oluşan ve  sadece aile fertlerinin değil akraba ve komşularında   faydalandığı  “ aile  kitaplığı”dır. Ev ve araba   yanında aileler  “ev kitaplığı” da kursalar ve   akşamları   kitap okusalar, gazete  okusalar   o ailede   huzuru sadece  komşu akrabalar değil   tüm ülke görerek  imrenir. Ben küçükken  size  söylediğim sözleri   akrabalara söylediğim zaman  çok bilmiş  yaşlılar “eşin kitap okumaya   dalar, ev işlerini yapmaz” derlerdi.  Halbuki  kendi  çocukları kızları gelinleri ne ev işlerini tam yapan, ne akrabalık bağlarını güçlendiren ne de çocuklarına okuma sevgisi aşılayan oldular. Bunu söyleyenlerin dindar geçinen olduklarını  da söylemekten  geçemeyeceğim. Dini sadece ibadetten ibaret sayanlara acırım. Din bilgiye dayalı olmalı.  Dinimiz alimin , okumanın , okuyanın ne kadar önemli olduğunu anlattığı halde okuyanla alay etmek, kitaplara  verilen patayı israf saymak  bilmem ne kadar mantıklı ve akıllı sözler?”

Konuşmamın dikkatle dinlendiğini görmek beni   mutlu  ediyordu.

“Aileler   okumayı seven  akraba ve komşularını   mutlaka evlerine çaya yemeğe davet ederek, onların düğün, cenazesinde bulunarak   onlara ne kadar değer verdiğini çocuklarına   gösterirlerse  çocuklarda  hem  o okumayı seveni  sevecek hem de belki de onların kitap okuma sevgileri çocuklarına da yavaş yavaş geçecektir. Çocuklar  anne ve   babalarının ve öğretmenlerinin ayak izlerini takip eder. Mesela  çocuklar küçükken en sevdikleri şey  büyüklerin ayakkabılarını   giyerler sık sık. Bunun anlamı ‘ ben sizin ayak izlerinizi takip ediyorum. Sizin ayakkabılarınızı  giyerek bunu gösteriyorum’ mesajı verirler. Ama ben hayatımda  birkaç istisna hariç   okuyandan kaçılan , alay edilen, kitap çıkardığı zaman alay edilen, yakın bir  insan yani akraba  veya komşu kitap çıkardığı zaman  alınmayan, önemsenmeyen   insan  oldum çok zaman. Sağ olsunlar ki  Umutcan ve Alihan gibi gençler   verdiğim kitapları okuyarak   kendilerine  çok güzel iyilik ettiler” dedim.

 

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat