TOKAT GAZETESİ

5.Bölüm Okumak sevgisi ve aile -5-

5.Bölüm  Okumak sevgisi ve aile -5-

Bunun üzerine Rektör Bey:

“Bana hiç kitap vermediniz ki?” dedi.

Rektöre  biraz şaka biraz ciddi olarak  :

“Rektör bey, siz geliri iyi olan  insansınız. Üniversitenizde   milyonlarca  lira bütçeye   hükmediyorsunuz. Siz bizden kitap beklemek yerine   bu kitaplardan yüzlerce hatta binlerce alarak kampanyalar eşliğinde  öğrencilere hediye etmelisiniz. Alihan ve Umutcan ise   gerçek manada  öğrenciye en güzel armağan kitaptır. Bugün ben onlara kitap hediye ediyorsam  bunların öğrenci olmasından  ve gelirleri olmamasındandır. Yoksa  ben  bunlara da kitap hediye  etmem. Onlar alacaklar ve  hediye edecekler. Yazar kitap  hediye etmez devamlı. Arada  okuyacağına  inandıklarına hediye eder. Parası olmayana .  Onlarda   geliri olduğu zaman yani   öğrenim  hayatı boyunca öğrenecekleri  ile çok iyi bir rehber  öğretmen oldukları zaman      yapacaklarına inanıyorum.” dedim.

Umutcan yavaşça gelerek   karşımda  durdu.

“Sizi yürekten  kutlamak istiyorum abi, “ dedi.

Ayağa kalktım. Umutcan  beni o kadar içten  kucakladı ki   beni böyle kucaklayan bir yakınım   olmuş muydu anlayamadım. Gerçekten de   ben olsam bana bilgi vereni böyle sever ve kucaklardım.

Daha sonra yerine oturdu Umutcan. Rektör bey de hayretle bize bakmıştı.  Umutcan kendini toparlayarak:

“Kusura bakmayın  Hocam,  ben duygulu adamım  duygularımı  böyle   davranışlarımla  gösteremezsem rahat edemem” 

Rektör bey  bunun üzerine takdir ettiğini belirten  bakışla bana bakarak:

”Değerli öğrencilerim Umutcan ve  Alihan gibi bende sizi takdir ediyorum. Siz kitap hediye ediyorsunuz  bireysel olarak bende  bir rektör olarak   hem sizin hem de   başka yazarların kitabını  alacağım ve okumayı çok seven  ilk 1000 öğrencime en kısa zamanda  sizin de katılacağınız  bir etkinlikle beraber imzalayarak   hediye edeceğiz” dedi.

Alihan ve Umutcan’ın   neşelerinden   kulakları ağızlarına varıyordu neredeyse.  Kendi evlerinde  Rektörleri  çok güzel bir karar  alıyor ve  binlerce arkadaşlarına kitap  hediye ediyordu.  Alihan  Rektörlerine sevgi ile bakarak:

 “Şu an dünyanın  en mutlu insanı olduğumu  hissettim. Kalbimin en derin köşesine kadar mutlu oldum. İlerde   iyi bir rehber  öğretmen   olacağıma , Hem öğrencilerime, hem  aileme hem de herkese her fırsatta   okumanın önemini anlatacağıma  kitaplar hediye edeceğime söz veriyorum.Burada yazar abimiz  o kadar  güzel anlattık ki ailede  kitap okumanın önemini ben  de iliklerime kadar   hissettim bu önemi. “

Baktım çaylarımız gene bitmişti. Ben   bardaklara bakarken . Umutcan hemen  çayları tazeledi. Ben konuşmayı   artık bağlamanın  gerektiğine inanarak:

“sevgili gençler   görüyorsunuz  ki, ailede  kitap okuyan  insanın gelecek nesillerinde mutlaka okuyan, hem kendine hem  çevresine hem vatanına   faydalı olan insan  çok oluyor. Sizlerde tarihe geçmek, gelecek nesillere   “çok okuyan insan “     olarak  iz bırakmak istiyorsanız   okumayı daha  çok seveceksiniz  ve okuyana da daha muhabbetle bağlanacaksınız  ki  okuma  aşkı ondan size, sizden  de gelecek nesillere geçsin. Okuyan   bir   insan  ile okumayan  insan   arasındaki önemi  “ Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” diyen  Rabbimiz   söylüyor. “Bilen ile bilmeyen arasında  ölü ve diri arasında fark kadar fark vardır” diyen   büyük sözü ile  başka sözler bunu gösteriyor. Ben bugün  ‘iyi ki çok kitap okuyan  insan  olmuşum’  diye şükrediyorsam  bundan sizlerde bir şeyler öğrenin  ve  ilerde  iyi  rehber öğretmen olarak  öğrencileriniz bunu aşılasanız   inanıyorum ki,  ülkemiz  çok ileriye   gidecektir. Bu konuda sizde bir şeyler  söyleyin Rektör bey ” dedim.

Rektör bey bana  ve  öğrencilerine bakarak :

“Ailede okumanın önemi gerçekten çok. Ben bir köyde  doğdum ve  babam  toprağı olmayan bir çobandı. Ama bana okumayı  yazmayı  öğrenmemi ve mutlaka okumamı  öğütlerdi. Ailemizde anne  baba amca , dayı  hiç okuma yazma bilmezlerdi. Bu  Cumhuriyetin ilk yıllarıydı  onların çocukluk zamanı. Ben şanslı insandım  ki, okul çağına geldiğimde  köyümüze tek sınıflı da  olsa   okul açıldı. Gene şansa bakın ki , İlkokul  öğretmenin   Nurettin bey, okumaya aşık insandı. Belki inanamayacaksınız ama   ilk okumayı  yazmayı  öğrendiğim zaman  anne  ve babama da hemen  ben öğretiyordum. Babam  çobandı  köylüydü ama kahve  bilmez, sigara bilmez, kötü konuşmazdı. Camiye gider vaazları dinlerdi.Okumayı yazmayı  30 yaşında   benden öğrenen babam inanır mısınız  benden daha gayretli okumaya başladı.  Okul kitaplarımızı beraber  okur,  daha sonra  çay içer muhabbet ederdik evde. İlkokul öğretmenim benim okumayı yazmayı çok sevdiğimi görünce   kasabaya  gidince alıp    okuduğu  bütün kitapları bana  hediye ederdi. Hatta hediye etmez. Okulda kurduğu  kütüphaneye koyardı. Ama benden başka  gayret eden okuyan olmadığından  o kitaplık   sanki benimdi. Ben okurdum . Babam okurdu.Akşam yemekten sonra ben okurdum annem  ve babamda dinlerdi. Baba   oğlun okuma aşkı anneme de geçti. Annemin ve babamın kitap sevgisi ile hacı hoca geçinen akrabalar  “bu yaşta işe mi gireceksin” diye alay   etmelerine aldırmadan  okudular. Babam bir süre sonra  ilkokul  öğretmenimden  “hayvan bakımı”  kitapları isteyerek okumaya başladı.

 

Öyle ki  artık köyün hayvanlarını  veteriner kadar olmasa da   bakımını yapacak , onlara  hastalanmayacağı kadar  sağlıklı olmalarını sağlayacak   bilgileri elde edecek  bilgileri edindi.Köylü bir süre sonra  babam ile alay etmeyi bırakarak  ona  sorunlarını   soracakları bir  uzman  olarak bakmaya başladılar. Bu arada ben yatılı okulu kazandım .  Ortaokulu ve liseyi yatılı okudum. Hiçbir  zaman  boş gezmeden durmadan ders çalışarak  bugünlere geldim”

Burada  Rektör bey bana manalı manalı  bakarak :

“Kendi hayatınızı yazmışsınız  ama  bizim hayatımızı  unutmuşsunuz “ dedi.

Rektör beyin hayat hikayesini bilmiyordum. Gerçekten güzel bir hikaye ve   kitap  olacak   yaşamı vardı. Umutcan ve Alihan da bu hayat hikayesinden etkilenmişlerdi. Ben Rektör beye bakarak:

“Haklısınız. Bunu  yazmak lazım “ dedim.

Umutcan   bana ve Rektöre bakarak   :

“Değerli Rektörümüz   ve Hocamız. Bu güzel sohbete  biraz ara verelim yemekler soğumasın” dedi..

Gülüştük. Hazırlanan sofraya oturduk. Güzel bir  öğrenci   yemeği yapmışlardı. Bir yazar  ve Rektör  Öğrenci evinde, önce bilgiyi, sonra sevgiyi, sonra da   bilgi ve sevgi ile yoğrulan   sıcak   saf sevgide pişen çay ve kekleri yiyor, sonrasında   geleceğin en güzel rehber öğretmenleri olmasını beklediğimiz  Umutcan ve  Alihan’ın  gene   katıksız sevgi ve   bilgisi ve  içtenliği ile  yoğurdukları  sevgi ateşinde pişen yemekleri yiyor, “Oku” emri veren Rabbimize bu güzel yemekleri için şükrediyorduk.  

Neşe içinde yemeklerimizi yiyerek sofradan kalktık.  Umutcan ile Alihan’ın tazeledikleri  çayları içtik. Ben  yanımda getirdiğim ve  “Okumayı  yazmayı sevmek” konulu  mektubu   Umutcan ve Alihan’a verdim. Rektör bey de  alıp okudu.  Bana  “bunları da  mutlaka kitap yapın. Bizim Üniversite yayınlarından yayınlayalım. Bu mektubu sanki bana yazmışsınız  gibi okudum  “dedi.

 

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat