TOKAT GAZETESİ

6. Okumak ve iş hayatı

Her  gün olduğu  gibi Vakfa  uğrayarak  kitap  okumalarıma, yeni kitaplarımı yazmaya  ve   gelenlerle ilgilenmeye devam ediyordum.

Dışarı resmi işlemler için çıkıyordum. Mecbur kalmadıkça Vakıfta zamanımı okuyarak geçirmek kitapseverler ile sohbet etmek benim çok hoşuma giden, mutlu olduğum mekan oluyordu. Okumayı ibadet kabul ettiğimden burası bana manevi huzur  veriyordu. Burayı  bir ibadethane  gibi huzur veren  mekan  olarak görüyordum.

Vakfa genelde okumayı seven liseliler ile   ara sırada Üniversiteliler geliyordu. Gelenlerin çoğu ödevlerini araştırırken, çok az insan genel kültürünü artırarak hayatını kolaylaştırmak amacıyla kitap okumak istiyordu. “Mesleğimde ilerlemek istiyorum” diyerek kitap okumaya gelen insana  çok  az rastlıyordum.

Gelen gençler ile sohbet ederek memleketlerini soruyor, onlara çay kahve ve kurabiye ikram etmeye , pasta  ikramında  bulunmaya  gayret ediyordum. Bunu da  sırf gençleri sevdiğimden, ülkemizin geleceği olan gençlerin mesleklerinde  başarılı olmalarını istemekten başka amacı yoktu. Tabii ki niyeti farklı olanlar  bu davranışlarımızı   istedikleri gibi yorumlamakta serbesttiler.  Bu olumsuz düşünceler veya olumlu düşünceleri hiç üzerime alınmıyor, övgülerde ve yergilerde kendime pay çıkarmıyordum. Doğru bildiklerimi doğru bildiğim ortamlarda anlatmak bana mutluluk veriyordu.

Bu düşünceler içinde günlük gazeteleri  köşe yazılarını okumaya başlamıştım ki,  kapı çalınmaya başladı. Doğrusu  günlük koşturmaca   da  Umutcan ve Alihan’ ile   buluşacağımızı unutuyordum . Bunun  sebebi  de geçmişte  yüzlerce genç ile muhatap olmamdan ve çoğunun   “sizi ziyarete geleceğim sık sık” dedikten sonra da bizleri unutması  ve  bir daha  hatırlaması için de   önemli işinin veya ödevinin olması  gerekiyordu. Öyle ki  gençler cepten veya internetten  mesaj atarak bana  ödevimiz var yardım eder misin?” diyorlardı. Yani vakfa uğrayarak çayımızı  içmekten ve  kurabiye ve pastalarımızı  yemekten imtina ediyorlardı.  Bu tutuma  ilk başta gençler adına  üzülürken daha sonra   alışmıştım ve    herkese  “tamam “ diyerek onları serbest bırakmıştım.

Ama bunca sene  bu şehirde yaşadığım halde, genelde gençler  “geleceğim” deyip de gelmediği   için   Alihan ve  Umutcan ‘ın  söz verdikleri gibi her zaman  zamanında gelmeleri, hem beni sevindiriyor, hem de  ilerde mesleklerinde başarılı olacakları konusundaki  tahminlerimi ve duygularımı güçlendiriyorlardı. Söz veren ve sözünde duran bir psikolojik danışman adayları ile karşı karşıyaydım ve bundan onlar adına ve  danışanlar adına  gurur duyuyordum.  Mesleğinde Başarlı olmak isteyen  genç daha  öğrenci iken özünde  ve sözünde durmalıydı ki  hem hocaları hem de arkadaşları tarafından   sevilen insanlar  olsundu.  Eminim Umutcan ve Alihan da hem arkadaşları hem  hocaları tarafından benim onları sevdiğim kadar seviliyorlardı.

Ben bu duygular  içindeyken  Alihan ve  Umutcan’ın geldiğini anlamış ve  kapıyı açmıştım. Ellerinde poşetlerde   kurabiye ve   meyve suyu ile Alihan ve Umutcan bana sevgi ile bakıyorlardı.

Onları  hemen  buyur ettim. Onlarda  artık alışmış ve  “Kitap Okumayı Sevdirme Vakfı”nı  okul ve evlerinden sonra  üçüncü  evleri olarak  görmeye   başlamışlardı. Aramızda hoca öğrenci ilişkisinden çok  ağabey kardeş ilişkisi  oluşmuştu. Bu beni ziyadesi ile mutlu ediyordu. İçimden, “Keşke ülkemizin tüm gençleri böyle içten samimi olsa da  onlara hayatın gerçeklerini anlatsam” diye geçiriyordum.

Umutcan   hemen   çay makinesinin  başına geçerek 3 çayı kaşla göz arasında  hazırlayarak masaya oturduk. Aramızdaki sözsüz ağabey kardeş iletişimi anında  devreye girmiş ve   masaya üçümüzde oturmuştuk. Alihan ‘da getirdikleri kurabiye, simitleri hazırlayarak masaya koymuştu. Geriye güzel bir  “kitap okumayı sevme sohbeti” kalıyordu. O’na da bir an önce başlamak için hepimiz sabırsızlanıyorduk. Bu buluşmalarımız bir nevi ailelerin haftalık buluşmaları gibi oluyordu.

Çayımı karıştırırken onlara bakmaya başladım. İkisi  de ne demek  istediğimi hemen anlamışlardı. Bu bakış artık  “Geçen hafta sizlere verdiğim kitabı okudunuz mu? O kitap sizlere nasıl mesaj vermişti?” demekti.

Bunu anlayınca önce Alihan söze başladı:” Geçen gafta verdiğiniz  ‘Yetişkin Çocuklar’ kitabınız sanki bizim aileyi anlatıyordu. Gerçi babam ve annem kitaptaki anne ve baba gibi olmasa da babam ve annem az çok kitaptaki tiplemelere benziyorlar  ve çevremizde kitaptaki gibi   haşin, çocuklarına davranışları  ile  ne  kadar  zarar verdiklerinin farkına varamayan insanlarla dolu. Verdiğiniz kitabı okurken bir kere daha düşündüm ki, çevremizdeki insanlar ile olan ilişkilerimize geleceğin psikolojik danışmanları olarak   dikkat etmeliyiz. Kitaptaki  Timur  tiplemesi  tam bize uyuyor. O’nu örnek alacağım  artık. Verdiğiniz o kitabı da saklayarak PDR okuyan arkadaşlarımızın da okumasını sağlayacağız” dedi.

Sözü tam Umutcan’a bırakacakken aklına gelmiş gibi eliyle 1 dakika işareti yaparak konuşmasına devam etti “ Abi, sizin verdiğiniz kitap  ve  dergileri okuyunca, hem derslerimizde   bir başarı sağladık. Yani sınavlarda   iyi notlar aldık. Hem de söylediklerinizi can kulağıyla dinleyerek, verdiğiniz mektup ve  kitapları, dergileri sadece okumakla kalmayarak hayatımıza  da uyguladığımız zaman  hayatımıza bir renk, kendimize huzur ve   özgüven geldi. Bu da sosyal ilişkilerimizi geliştirdi. Artık hocalarımız ve  arkadaşlarımıza  olumlu yaklaşıyor, onların hakkında  olumlu düşünüyoruz.  Bu da okulda  öğrenci   arkadaşlarımızla  dostluklarımızın pekişmesine sebep oldu. Hatta  geçen bir hocamız ‘sende bir  gelişme var “ dediği  zaman  çok kitap okuduğumu söyledim sadece. Şimdilik sizden  faydalandığımızı  kimse bilmesin, nazar değer sonra” dedi.

Üçümüzde bu söze kahkahalar ile güldük.

Umutcan” Abi, bu şehirde   okul dışında da hocası ve  öğrencisi içimizdeki  güç olan  bir Üniversite  olduğunu , Yunus  Emre‘nin dediği gibi  “Bir ben varım birde benden içeri”  sözünün  ne kadar doğru olduğunu bize gösterdiniz. Kendimi artık  bu  şehrin en güçlü en potansiyel sahibi öğrencisi olarak görüyorum. Tabii Kardeşim Alihan’da bunu görüyor. El ele geleceğe, geleceğin güçlü PDR  adayları  olarak  yolumuza devam etmemize  rehberlik ediyorsunuz.

“Yetişkin Çocuklar” ı okurken aklıma  dayım, yengem  ve çocukları geldi ve Onlarda aynen  kitapta  anlattığınız  gibi, çok okuyan  çok  düşünen beni   kitaptaki  Timur’a benzettim. Oradaki Timur gibi konuşmaktan  ziyade düşünen ve gözlemleyen, farkına varan   gerekmedikçe konuşmayan insan olmaya karar  verdim. Kitaplığıma renk üzerine renk kattı  o kitap. Siz gerçekten bizim hocalarımızdan  daha bilgili ve bilinçlisiniz. Teoride boğulmayıp pratiğe ve uygulamaya geçmiş olmanızdan dolayı  bize  artı değer katıyorsunuz. Ama bizim istekli olmamızın  da   bunda etkisi  olduğu gerçek değil mi?” 

Bunu söylerken boşalan çay bardaklarına baktım. Alihan durumu hemen fark ederek  çayları doldurmak için bardakları tepsiye  koyarak mutfağa gitti.

Bu arada telefonum çaldı. Telefonun ekranına bakınca  “rektör”  yazısını görünce  hayret ve merakla açtım. Rektör bey de anlaşılan bizlerden faydalanmayı öğrenmiş, farklılığımızın farkına varmıştı. Telefonu açınca Rektörün heyecanlı sesi ile bende heyecanlandım. Rektör aynen şöyle sesleniyordu bana” Merhaba, sizin verdiğiniz kitapları o kadar beğendim ki, her gün bir tanesi olmak üzere okudum. Koskoca rektör olmama rağmen gerçekten yeni bilgiler edinmek bana büyük mutluluk verdi. Kendini öğrencilerine adamış bir bilim insanı olarak  bu kitapları  okumayı seven öğrencilerimle paylaşmak istedim ve  bu kitaplardan  yüzlerce alarak dağıtacağız yarın yapacağımız programa  sizi de bekleyeceğiz”

 

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat