TOKAT GAZETESİ

6. OKUMAK VE İŞ HAYATI -2-

6. OKUMAK VE İŞ HAYATI -2-

Telefona tamam diyerek cevap vererek kapattım.

Ben hem şaşırmış hem de sevinmiştim.  Telefonu kapatınca Alihan ve Umutcan’a sordum o saatte ertesi gün dersleri ve herhangi programları yokmuş. Ne olduğunu sürpriz olsun diye söylemeden Eğitim Fakültesi kantininde buluşmak ve kahvaltıyı beraber yapmak üzere sözleştik.

Çaylar gelince konuya girmenin tam zamanı diyerek konuşmaya başladım. “sevgili kardeşlerim, kitap okumayı seven insan gerçek manada kitap okuyor ve kitabı da okuyup ve öğrenmek için okuyorsa mesleğinde mutlaka daha başarılı olur okumayana göre. Mesleğimiz ne olursa olsun mesleğimizi en iyi yapmak zorundayız. Bir öğretmen, bir imam, bir öğretim görevlisi çok kitap okuyor, okuduklarını gerçek manada anlıyor ve insanları severek iletişim kuruyorsa mutlaka sevilen ve takdir edilen insan olacaktır. Okumayı sevmek demek illa kitap okumak değil, aynı zamanda bilgi ve sevgi veren insanlarla daha sıkı arkadaşlık kurmak ve onların bilgi ve sevgi veren konuşmalarını dinlemek de gerçek manada okumaya eşdeğerdir. Kimisi okuyarak, kimisi dinleyerek öğrenir. Okumaktaki amaç öğrenmek, anlamak ve üzerinde düşünerek uygulamaktır. Amaç bu olunca her insan okunacak bir kitap. Ama dedikodu eden, amacı öğrenmek değil de zaman geçirmek olan,  başkalarına laf yetiştirmeyi marifet sanan insanlardan da uzak kalmak en iyisidir. Bu konuda hadisler ve büyüklerin sözleri vardır.  Yani boş konuşan insanlardan uzak kalmak.”

Biraz susarak karşımdaki insanların konuyu anlamasına fırsat vermek istedim.  Yeterince sustuğumu ve karşımdakilerin  konuyu anladığını  anlayınca konuşmaya devam ettim

“Mesela, kendi hayatımdan örnek vermek gerekirse. Ben senelerce çeşitli kurumlarda çalıştım. Son yıllarda kütüphanede görev aldım. Yanımıza liseli Üniversiteli, gençler staj yapmak için gelirdi. Ben onlarla mesleklerinde ilerde başarılı olmaları için, derslerinde başarılı olmaları için özellikle eğitim fakültesi okuyan, ticaret lisesi okuyan, gençlere dergiler, kitaplar armağan eder, onlara çay kahve yemek ikram ederdim. Ama onlar beni dinlemekten ziyade dedikodu yapan, sigara ikram eden, siyaset konuşan insanlara yönelirlerdi. Eminim ki, verdiğim kitap ve dergileri de çoğu okumazdı. Okuyanlarda gerçek manada bize saygı ve sevgiyi eksik etmezdi. “

Ben bunu söylerken Alihan bana dikkatle soru sormak istediğini ima eden bir bakışla bakmaya başladı. Bende bunu anlayınca soru sormasına fırsat vererek işaret ettim:

“Abi  PDR öğrencilerinin  yaklaşımı nasıldı?”

Bu muzip ve zekice soru karşısında gülümsedim.

“Evet özellikle PDR öğrencileri, sosyal bilgiler, sınıf öğretmenliği, sosyal hizmet uzmanlığı iktisat,  işletme. Ben bölüme bakmıyor, insanlar benden faydalansın diye bakıyordum.  Ne yazık ki çok insan beni takdir ettiğini, tebrik ettiğini, hayran olduğunu falan filan söylüyor, ama devamlı iletişim kurmaktan, sizin gibi her hafta buluşmaktan, söylediklerimi uygulamaktan imtina ediyorlardı. İstek  heves olmayınca, mesela  akşamlar evde oturmaktansa  öğrenci evlerinde, yurtlarında  konuşmalar yapmak, sohbet etmek, sonrasında   dergiler ve kitaplar hediye etmek, onlarında okuması  uygulaması   seviyelerini artırmaz mıydı? Artırırdı ama davet eden yoktu. Ben davet edince gelmeseler çok işleri, ödevleri olduğunu söylerlerdi. Dışarı çıkınca bakardım ki ya caddede arkadaşları ile grupça geziyorlar, ya da kız arkadaşları ile el elebaşlarında kavak yelleri ese ese millete hava atıyorlardı. Meğer gerçekten de çok meşgullermiş(!)

Bunu söyleyince Umutcan da Alihan da kahkahayı koyuverdiler. Umutcan:

“Anne ve babalar da memleketlerinde  ‘oğlumuz, kızımız kuzu kuzu Üniversite okuyor’ diye övünüyorlardır.”

Bunun üzerine gülümseyerek:

“Boş şeylerle, boş kişilerle, övünenler ilerde ilerleme olmayınca dövünecekler tabii ki”

Alihan:

“Çok güzel tespit be abi. Gerçekten sizi takdir eden insan sadece lafta kalmaz. Evine yemeğe davet eder, sizin davetinize koşa koşa gider,  hoca ise dersine davet ederek öğrencileri ile tanıştırır. Üniversite yöneticisi ise şimdi rektörümüzün yaptığı gibi Üniversitede ders vermeniz sağlar, yerel yönetici mesela kaymakamsa kitaplarınızı alarak beraber konferanslar eşliğinde dağıtırsınız “

Bunu duyunca gülümsedim. Rektörün sürprizini söylememiştim. Duysalar çok sevineceklerdi.  Ben gülümserken Alihan zevkle heyecanla anlatıyordu:

“Belediye Başkanı veya Rektörse aynısını yaparsınız.”

Gülümsedim. 

“Alihan saf ve güzel duygularla dolu kardeşim. Bunu Emniyet Müdürü, Kaymakam, Sendika Genel Başkanı olan tanıdık akraba ve hemşerilerimde çok söylediler ama 1 tane kitap bile almadılar. Bunu düşününce toplumun insanlarla alay etme, baştan savma gibi kötü huylarını nerede ise çok olağanmış gibi karşıladıklarını. Hatta insanlarla alay etmeyi onlara destek olmak gibi algıladıkları ama bu tutumun beni çok üzdüğünü bunalımlara sürüklediğini de belirtmeden edemeyeceğim. Hem sözlerinde durmayarak hem de benden sendikalarına üye bulmamı, çalışmalarını yazı yazdığım gazetede yazılarımla köşe yazılarımla beklediklerini gördükçe gerçekten de insanın bunalıma girmemesi işten bile değil”

Bunu söyleyince biraz önce kahkahalar atan iki genç toplumumuzun yazar ve düşünen insanlara kitaplarını alarak, çevrelerine hediye etmek yerine,  konuşmalara davet etmek yerine onlarla alay etmesi hüzünlendirmiş ve üzmüştü. Bunu söyleyenlere sorsan yani alay eden dalga geçenlere gerçekten çok milli manevi duyguları güçlü insanlar olarak tanımlıyorlardı kendilerini. Gençlerin hüzünlendiğini görünce konuyu değiştirmeye karar verdim.

“Sevgili arkadaşlar, sizi üzmek hüzünlendirmek değil amacım. Toplumun bu yanlış tutumlarından ders alarak geleceğe umutla bakalım. Yöneticiler kitabımızı toptan almasa da siz değerli kardeşlerimizin tek tek alarak okuması bizler için daha değerlidir ve anlamlıdır. Yazarı, aydını onurlandıracak olan mevkii ve makam sahipleri değil, onu okuyacak, anlayacak, dinleyecek faydalanacak olan okurlarıdır. Okuryazara değer verirse mevkii makam sahipleri bile yazarı halkın sevmesine engel olamaz.”

Baktım çaylar gene bitmiş. Güzel sohbetin tuzu biberi de güzel demlenmiş çaylar ile sevgi ile yoğrulmuş kurabiye ve poğaçalar oluyor herhalde. Ben bardaklara bakınca her şey anlaşılıyor artık Hemen Umutcan kalkarak çayları yenilemek üzere mutfağa yöneldi. O dönünce konuşmaya konumuz dâhilinde devam ettim:

 

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat