TOKAT GAZETESİ

KÖTÜ MİRAS

KÖTÜ MİRAS

      Avukat İlhami bey, yaşlı annesinin hasta yatağında yıllar önce vefat eden halasına atıp tutmasına bir anlam veremiyordu. Annesi sürekli hasta yatağında bir ömür boyu hiç susmayan dilini bir yılanın devamlı tıslaması gibi, Onun bunun aleyhine konuşmasına, ne kadar sabrederse etsin, artık dayanamayacak hale geldiğini fark ediyordu. Buna rağmen sabretmeye sabrının son kertesine kadar devam etmeye azmetmişti. Buna ne kadar dayanacağını doğrusu kendisi de merak ediyordu.

      İlhami beyin babası Nami bey, kendisi ile ömrü boyunca “kılıbık” diye kafa bulmalarına rağmen, hanımının bu boş konuşmalarına hiç itiraz etmeden senelerce sabretmişti. İlhami bey, babasının sabırlı tavrını örnek aldığı için, bu durumu düşününce, bıyık altından gülüp “ben bakalım ne kadar sabredeceğim” dedi.

      Annesinin konuşmalarından sıkıldığı bir anda kendisini sokağa attı.

       Şehrin içinden geçen ırmağın hemen kenarındaki çay evi dinlenmek için, düşünmek için gerçekten de ideal bir yerdi. Hem düşünür, hem ırmağın mırıltısını dinleyerek hem de güzel Türk Kahvesini içerek bir kere daha Türklüğü ile gurur duyardı. Bu düşünceler ile çay bahçesine gelerek ırmak kenarında bir masaya oturdu. İçinden de  “Bir tanıdığa rastlamasam da rahatça düşünerek, kafamı dinlesem” dedi.

      Kahvesini ısmarladıktan sonra ırmağın mırıltılarını dinleyerek düşüncelere daldı. Irmağı seyrediyordu. Bu ırmak şimdi sessiz ve sakin akıyordu ama yüzyıllarca nice canlar almış, nice ocaklar yakmış, nice insanları sakat bırakmış, üzerine köprü kurmadıkları için nice zorluklar yaşatmıştı bu beldenin insanlarına. İlhami bey içinden  “bu ırmak bana neler anlatıyor neler,  dost bildiklerimiz zaman gelir coşarak bu ırmak gibi düşmanımız olur” diye geçirdi.

    Bu bahçeye aslında bunu düşünmek için gelmemişti. Irmağı çok sevdiğinden de değil. Annesi niye bu kadar çok konuşuyordu?  Neden halasına düşmandı. Kendisini yoklayınca hayretle gördü ki kendisi ve 5 kardeşi de “Halamı seviyorum” demelerine rağmen bir ömür boyunca halasından, çocuklarından, eniştesinden uzak kalmışlar ve teyze çocuklarını daha çok sevmişler, hatta içlerinden bir tanesi de teyze çocuğu ile evlenmiş, “halanızı neden sevmiyorsunuz” diye söyleyenlere  “siz yanlış düşünüyorsunuz, biz halamızı teyzelerimizden ayırmayız ve hatta teyzemizden daha çok severiz” demiş, bu yalana senelerce biz  bile inanmamış. Herkes bizim bu sözümüze bakarak “ Ayinesi iştir lafa bakılmaz” demişlerdir diye düşündü Alihan bey.

        Annesinin telkinler ile senelerce teyze çocukları, dayıları olmadığından annesinin amca torunlarından alışveriş yapmışlar, halasının engelli ressam oğlunun yaptığı harika resimlerden hiç almamışlardı. Halbuki çok insan O’nun resimlerini iş yerine ve evlerine asarak gururla herkese gösteriyorlardı. Bunun  farkına varınca İlhami bey”  Biz annemize karşı çıkamayacak kadar aciz  miyiz. Bu tutuma devam edersek babamız gibi annemiz de “halaya mesafeli olmak “  gibi kötü miras bırakacak bize” diye geçirdi içinden.

         Kendi kendine söz verdi. Ölen Halasının çocuklarına da teyze çocukları kadar ilgi gösterecekti.  Hemen harekete geçerek halasının engelli oğlunu aradı. Tablolarından birkaç tanesini aldı. Hem de değerinden daha yüksek fiyata. Halasının oğlu da şaşırdı bu ani ilgiye ve mutlu oldu. O mutlu olunca kendisi de  mutlu oldu. Bunu hissedince hala sevgisinden uzak geçen senelere yandı.

     Halassının oğlundan aldığı tablolardan bir tanesini evine astı. Annesi hemen “bu da ne ya,  buna çok para vermişsindir. Boşuna vermişsin.” Falan demeye başladı. Ama gelen gidenin  “güzel bir tablo, evinize renk getirmiş, baktıkça içi açılıyor insanın.” Demeleri karşısında bir süre sonra o da sustu. Kimseye de halasının oğlunun tablosu olduğunu da söylemedi.

      Gerçekten de tabloya baktıkça içi açılıyor renklerin cümbüşü tabloya baktıkça kendisini iyi hissetmesine sebep oluyordu. Bunu hatırlayınca  “ Annemin her dediğini yapmak,  her sevdiğini sevmek, her sevmediğinden uzak kalmak gerçekten de geri kafalılıkmış” dedi içinden. Sonra düşününce  “ annemin zamanına göre düşüncesine göre değil, 55 yaşına geldiğim halde kendi düşünceme, gerçeklerime göre yaşayamamışım tüh be” dedi.

     Birkaç gün sonra aynı çay evine gitti” Burası ne kadar güzel düşünce mekanı“ dedi içinden

    Keyiflendi. Bu güzel düşüncelerin farkına varınca acıktığını hissetti ve bir tost ve sıcak bir ıhlamur söyledi. “Artık 55 yaşında da olsa çocuk ruhundan çıkarak, ergenliğe adım atmalıyım, annemden farklı olduğumu hem annemin hem babanım akrabalarından bana faydalı olacaklara, bana hayat sevinci aşılayanlardan faydalanmalıyım. Her şeyden önce düşünsel ve ruhsal açıdan 40 yıl geciken ergenliğimi yaşamalıyım “dedi. Bu geç farkına varmak kendisini keyiflendirdi.

    Tostunu iştahla yedi. Ihlamurunu içti.

     “ Haram para olan miras neyse,  içinde kin ve haset bulunan manevi miras da insana huzur vermiyor, bunu avukatlık tecrübemle gördüm” dedi. Keyifle kalkarak evin yolunu tuttu.   

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat