TOKAT GAZETESİ

8. OKUMAK VE HİTABET -3-

8. OKUMAK VE HİTABET -3-

Umutcan çayını içerken bir yandan da bana bakarak:

“Çok doğru söylüyorsunuz gerçekten de abi. Bu ilde sizle tanıştıktan sonra ve sizin sohbetinize katıldıktan sonra bizim  gelişimimizi   herkes fark ediyor. Dediğiniz gibi  biz uygulamak için okuduğumuz zaman   bize çok faydası oluyor hatta geçen  Alihan ile ben   bir sunum  yaptık   ve hem öğretmenimiz hem arkadaşlar şaşırdılar. Hatta öğretmenimiz “çocuklar siz diğer arkadaşlarınız  gibi  sadece  oradan buradan  kopyaladıklarınızı değil, benim istediğim gibi  kendi öz düşüncelerinizi  de katarak   bana da  çok şey öğrettiniz “ dedi. Yani biz  sadece arkadaşlarımıza değil, aynı zamanda  hocamızın bilgilerine de bilgi  katmış  olduk. 

Ben bunu duyunca  gerçekten  öğrettiklerimin  boşa olmadığını ve   gelecekte  çok başarılı olacak  iki PDR   adayına katkı sağladığım   için mutluluk duyuyordum.

“sevgili öğrenci kardeşlerim sadece okumakla  belki   meslek sahibi   olunmaz ama    başarılı meslek sahiplerinin çoğu  çok okuyan insanlardan  çıkarlar. Bu   tecrübelerle sabittir.  İnsan  çok okursa  kendisi bile inanamayacak  şekilde gelişir. Bunu ben kendi hayatımda  ve  okumayı seven insanların hayatında  çok gördüm. Yani  okumak ama anlayarak ve düşünerek okumak   gerçek manada hitabetin gelişmesini sağlar. Hitabet üzerine  kitaplar yazanlar  eğer iyi hatip olamamışlarsa   bilmeli ki kendileri de yazdıklarına inanamamış  ve yazdıklarını uygulamamışlardır  çok zaman.”

Sohbetimiz koyulaşıyor  ve   zaman su gibi akıp geçiyordu.

“sevgili öğrenciler,  başarılı engelliler üzerine   bir kitap   yazarken bir çok engellinin hayatını  anlatan kitap okudum. Engellilerin başarısının sırrının dahi kitap okumak olduğunu   gördüm. Sağırlar okuyup anlayarak körler sesli kitaplar okuyarak   oldukça başarılı insanlar olmuşlardı. Bunu tespit edince  hitabet anlatan kitapları daha  çok okumaya gayret etmeye başladım.            Özellikle işitme engelliler, “bir defa okuyunca anlamadım” mazeretine asla sığınmamışlar, defalarca  okuyarak anlamışlardı  okuduklarını. Bir süre sonra   bir defada anlar hale gelerek   kendilerini  konuşuyorlarsa konuşarak  konuşamıyorlarsa işaret dili ile güzel anlatmaya  hatta edebi metinler yazmaya bile başlamışlardı. Buna ben çok şaşırmıştım. Bu kitabı hazırlayınca bende hitabet ve  güzel yazma  konusunda   daha çok kitap   okumaya başladım. Bunun  neticesini sizde gördünüz”

Bunun üzerine Umutcan heyecanla:

“Abicim, burada  bize çok güzel ve etkili  konuşmanızla  büyük moral veriyorsunuz. Siz neden  ülke genellinde  Üniversitelere giderek konuşmuyorsunuz? Neden  ikimize  anlatıyorsunuz ? Bunu  çok merak ettim  “ dedi.

Çok güzel ve içten bir soruydu. İçten saf temiz duygularla sorulan bir soru. İyi niyetli , genellikle   beni gerçekten seven insanların  sorduğu bir soru. Bu soruyu soran insanların   çoğunun samimiyetine inanırım. Bir an  Umutcan  bu  soruyu sorunca heyecanlandım .

“Umutcan Kardeşim, ben zamanında  okullara gitmeye, konuşmalar yapmaya, size verdiğim, hediye ettiğim kitapları  okullarda  okumayı seven gençlere de vermeyi çok istedim ama  davet olmayınca, okullar, Üniversiteler davet etmeyince  ben  nasıl gidebilirim. Her ne kadar bizi gerçekten seven insanlar  “ davet bekleme   siz gene gidin” dese de . Okullara  aniden giderek  bugün dersi ben anlatayım siz  kenarda  durun  mu demem lazım. Çok yöneticiye  “Liderlik sırları” kitabımı hediye ederek  bu kitaptan satın alında okullarda , Üniversitelerde   gençlere hediye edelim  dediğim zaman  çok yönetici kitabı alarak bir kenara koydular ve  bizi baştan savdılar . Sonra da  “Seni seviyorum” dediler. Hiçbir girişimde bulunmadılar. Yani karşımızdaki anlamıyorsa  biz ne edelim. Mevlana  “ Ne kadar bilirsen bil, karşısındakinin anladığı kadar  varsın” der. Siz anladığınız kadar bizden faydalanıyorsunuz, sevdiğiniz kadar seviliyorsunuz. Değer verdiğiniz kadar değer görüyorsunuz. Sizin bu saf temiz, öğrenmeye yönelik duygularınız  olmasa ben asla sizlere  yardımcı olmazdım. Zamanın da   çok öğrenciye kütüphanede çalışırken bu sizinle yaptığımız   sohbetleri yapmak istedim ama  onlar  ya  uzaklaşmayı, ya   “çok mesaj atıyor” dedikodusu   yaydılar. Bende  uzun zaman  bu  girişimlerimi askıya alarak kitaplarıma ve vakfa yöneldim. Yani anlamayandan  uzaklaşarak beni anlayan   kitaplara yöneldim. Kısa zamanda  çok kitap okuyarak  az ama öz kitaplar yayınladım. Yani faydalı olduğumu hissettiğim alanlara yönelince gerçekten verimli oldu.”

Baktım çaylar gene bitmiş. Ben bakınca  anlayan Alihan hemen mutfağa gitti. O gelene kadar ben de sustum.

Biraz  sonra kapı açıldı. Bir arkadaş o günün yerel  gazetelerini getirmişti. Rektörün  öğrencilere kitap armağan etmesi yerel gazetelerde   geniş yer bulmuş, Alihan, Umutcan ben ve Rektörün  fotoğrafları ilk sayfaları süslüyordu. Arkadaş bir çay daha içerek yanımızdan ayrıldı. Alihan ve Umutcan gazetede çıkan fotoğraflarımıza  bakınca  gözleri ışıldayarak baktılar. Alihan:

“keşke bunları annem de görse “ dedi.

Gazeteyi sakla  tatile giderken götür diyerek   O’na verdim. Umutcan’a da gazeteleri nerede bulabileceğini anlattım. Gazetede yıllar  önce  Üniversite  öğrencileri ve hocaları ile yaptığım röportajları   hatırlayarak  Alihan ve Umutcan’a  anlattım. Öğrenci ve hocaların yerel basını küçümsemesi  üzerine  bu  yazma  çalışmalarını bırakarak  kitaplara yönelmemi  gülerek   anlattım. Sonra  konuşmamıza devam etmeye başladık.

“Okudukça  okumaya daha çok zaman ayırdıkça  konuşma ve hitabetimiz  gelişince  bu   il insanı  anlamayınca başka illerdeki Üniversiteler beni davet etmeye başladılar. Bende  sık sık il dışı konuşmalara giderek gençleri  aydınlatmaya başladım.  Arabada  gider gelirken bile kitap   okuyarak  hitabetimi geliştirdim. İnsanlarla   boş sohbetler yapmaktansa  kitaplar ile hoşsohbetler  yapmak daha güzel geldi bana. İşte bu yaşta   okumaya yazmaya devam ediyorum “

Bu arada masamda bulunan   “Konuşmanızla hipnoz edin”  kitabını  göstererek  bu kitabı  her sene bir defa okuyarak, daha sonra defterimi göstererek”  yavaş yavaş bu deftere  notlar alıyorum ve bu notları da   daha  sonra gene  konuşma  daveti aldığım yerlere giderken  otobüste veya otobüs beklerken okuyorum. Çok faydalı oluyor. Kitaplar  benim en iyi dostlarım” dedim.

Umutcan ve  Alihan‘ın bu konuşmam ile   kitap okumanın hitabeti geliştirdiğine inandırdığıma  ikna ettiğime   ben de inanınca   bu haftaki konuyu tamamlamak  gerektiğine inanarak    masamda  onlara bu hafta  vereceğim mektubu   yazıcıya çıkararak  verdim.

 

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat