TOKAT GAZETESİ

9. Okumak ve Huzur

Ertesi hafta belirlediğimiz saatte  Alihan ve Umutcan’ı kendi tabirleri ile “ fakirhane” dedikleri ama  gerçekte “okuyarak gelişmek”  ve   “güzel arkadaşlıkları el ele geliştirmek mekanı” olarak   gördüğüm bu apart eve giderken ben de  gençlere bir şeyler öğretmenin, onlarda benden   hayat tecrübelerimi “okumakla  var olmak” deneyimlerimi   öğrenmenin sevincini yaşıyorlardı. Ben bu öğretme işinden o kadar zevk alan insandım ki, beni, dikkatle dinleyen, verdiğim kitapları  okuyarak faydalanan ve  hemen uygulayan insanları sanki  bir servet olarak görüyordum.Bu bana kitap okumak kadar huzur veriyordu. Kitap okumayı sevmeyen insanların genelde huzursuz ve mutsuz yaşantılarını görünce gerçekten de  üzülüyordum.

Bu düşünceler içinde  ağır ağır  Umutcan  ile Alihan’ın fakirhanelerine yürümeye başladım. Yanımda onlara vereceğim hediye edeceğim kitapları vereceğim mektubu da   çantama koymuştum. Bu  tutumumun tek sebebi yani  öğrencileri evlerinde ziyaret etmek  “değer verene  değer vermek” ana fikri üzerineydi.

Söz verdiğim saatte  kapıya gittim. Kapıyı Umutcan açtı.  Oturma odasına  geçince   ben yaşta bir bayanla   bir erkek bana gülümseyerek bakarak  ayağa kalktılar. Şaşırmış ve   sevinmiştim. Her yeni insanla tanışmak yepyeni dünyalar keşfetmek kadar heyecan veriyordu  bana. Genelde alaycı olmayan , güzel iletişim kuran ve   çok özel işlere karışmayan   sohbet etmeyi seven insanları severdim. Bu hemen  insanlarla kaynaşma huyum duygusallığımdan kaynaklanıyordu. Karşımdaki insan beni anlamaz ya da  yanlış anlarsa  o zaman duygulu adam olduğumdan  hüzünleniyordum. Bazen benim değer verdiğim ama  bana  değer vermeyen adamların haline oturup ağladığım da oluyordu.

İnsanlara şaşırmamak elde değildi. Arkadaşın doğrusunu seçemeyen  insanları çok zaman  kötü niyetli insanlar “seni seviyorum” bahanesi ile istismar edebiliyordu. Bu durumda   “bizim  niyetimizi neye anlamadılar da o boş adamlar  ile sohbet ederler” diye düşünerek   üzülürdüm. Ama  o insan  kendini   o insanlardan  korumasını bilmezse  ben ne yapabilirdim ki? Bunu   düşününce  “ değirmen iki taştan, muhabbet iki baştan “ sözünü daha iyi anlamaya başladım.

Umutcan ben içeri girince hemen  saygı ile gelerek, odadaki bayanı ve bayı bana  tanıttı:

“Abi, annem  ve babam   İstanbul’dan geldiler.  Sizinle konuştuklarımızı  her hafta telefonda  anne  ve babama anlattım. Onlarda  sizin bana hediye ettiğini, kitapları  İstanbul’da  hemen alıp okuyarak   gerçek manada  aile içi eğitim yaşadık. Bunun tek  istisnası  işitme engelli  abim Tugay. O ne yazık ki, okuduklarını  tam anlamadığından  babam  ve annem sizin anlattıklarınızı  O’na da  anlatmışlar ve   o da anladıklarını uygulayınca hayatına  daha renk gelmiş ve   biraz  kitap   okumaya da  başlamış.  Annem  ve babam da  kitap okumaya  sizin  bize verdiğiniz kitapları okuyarak   sevmeye başlamışlar. O gelişim ve sevgiyi edinmenin sevinci ile sizinle tanışmak istemeleri üzerine   bugün size sürpriz  yapmaya  karar verdiler. Umarım  bize kızmadınız.”

Böyle güzel sürprizlerle karşılaşmayı seven ben   başka arkadaşlarıma da   güzel  sürprizler  yaparak  onları  mutlu etmeyi  severdim.  Bu yüzden  gülümseyinceUmutcan bu sürprize sevindiğimi anladı. Anne ve babası   da ben gülümseyince gülümsediler. Babası  Hüseyin bey gelerek elimi sıktı  beni kucakladı Anne Emine  Hanım da  elimi sıkarak   Umutcan’a verdiğim desteklerden dolayı  teşekkür ederek  ilk defa geldikleri ilimizi çok sevdiklerini  söylediler.

Bu çalışmamla  memleketimize  Üniversite  okumaya  gelen   insanlara  hem memleketimi  hem de   kitap  okumayı sevdirmenin mutluluğu ile  havalara  uçuyordum. Yıllardır  sabrımın mükafatını almaya başlamıştım.

Umutcan bizimle ilgilenirken  Alihan  hemen  çaylarımızı  getirerek önümüzdeki sehpaya koydu. Sonra da  karşımdaki hem yatak  hem kanepeye oturdular kardeş gibi Alihan ve   Umutcan  öteki kanepeye de   Hüseyin bey ile  Emine Hanım oturmuşlardı. Benim konuşmalarıma  alışık olduklarından Umutcan hemen geçen  hafta  verdiğim ve  okudukları kitaplar  hakkında  fikir beyan etmeye  başladı:

“Abi daha  önce bize verdiğiniz   “Konuşmanızla Hipnoz Edin” ve  “Diksiyon” kitaplarınızı  okuduk  Alihan i,le dönüşümlü. Siz kitap okumanın önemini o kadar güzel anlattınız ki, artık haftada 2 kitabı rahatça okumaya   başladım. Kampüse giderken, ders aralarında    devamlı kitap okuyorum. Bazı   boş arkadaşlarımızdan da   uzaklaşınca  inan abi o kadar  boş zaman oldu ki  okumaya   iki kitabı okuyunca  üzerine düşününce ve aynı zamanda da uygulayınca   hocamız dersi bana anlattırdı geçen  bütün sınıf hayret etti ve   hoca  “ sen hipnoz mu oldu Umutcan, eskiden böyle etkili konuşmazdın” dedi. Bu bana gurur verdi ve   o sunumla  en güzel notu alarak   sınıfın takdirini kazanmak  bana mutluluk verdi. Aynı  başarıyı  Alihan da  gösterdi. Hocamız aynı evde  oturduğumuzu öğrenince gerçekten  de hocamız  aynı evde oturan  bireylerin ne kadar etkileşim  içinde olduğunu ve  ailenin    gençlik psikolojisine  etkilerini de anlatarak   öğretmenlik  sınavında öneminde  bahsetti. Tabii ki sizin bize destek olduğunuzu  da size verdiğimiz söz  üzerine  söylemedik hocamıza.”

Bunları söylerken   muzipçe anne ve babasına  baktı. Bu durumda bakışlarımız  Hüseyin beye odaklanınca Hüseyin bey konuşmaya başladı:

“Değerli abimiz.  Bende  eskiden kitap okumazdım pek ama   Umutcan  sizi anlatınca bende okumaya başladım. Bu yaşta okumaya başlayınca ve anlayarak  aynı zamanda düşünerek  ve  üstelik de uygulayarak okuyunca   işimde iletişimim  gelişti ve  patronumuzun  da  dikkatini çekerek  bir pazarlama şirketi olan şirkette  eğitim  vermemi  isteyince gerçekten  duygulandım.Bunda önce başarılı olamayacağımı zannederek  gerçekten  korktum   ama  uygulayınca cesaretle  okuyup uygulayınca çok güzel neticeler aldım gelirim arttı ve  hanımla aramızda  da  daha güçlü iletişim gelişti Eskiden   oğlumla   haftada  1 kere   tel ile konuşurken  şimdi her gün konuşmaya başladık .Önce  her gün iletişim kurmaktan rahatsız olurken   şimdi bu bana keyif vermeye başladı. İş  arkadaşlarımın  ufak psikolojik sorunlarını  da  çözünce  bizi yemeğe davet edenler  sohbet etmek için fırtsa kollayanlar  artmaya başladı.”

Hüseyin bey  konuşurken  ben boşalan çaylara bakınca  Alihan  hemen çayları tazeledi.

Hüseyin bey  çok samimi ve içten gerçekten de  hitabeti etkili  insan  olmuştu. Ben   önce şaşırdım ama  sonradan anladım ki, eğitimi ciddiye alarak   “ ben öğreneceğim” diye   sohbet  eden iletişimini geliştiren  insanlar hayatta   başarılı oluyorlar. “El alem ne der” i bir kenara bırakarak   hayatta  başarıya  doğru koşan insanlar   her zaman ilerliyor. “El alem  ne der” i ön plana çıkaran  insanı da  toplum ve çevresinde seviyor görünen  insanlar   yönlendirmeye çalışırlar.

Beni de çok zaman yönlendirmeye  çalışan insanlar  olmuştur. Bir insanın  yanına giderdim. Bir şey söyler onu uygulamazsam  “beni  dinlemiyorsun” derdi. Bir başkasının  yanına giderdim. O tam tersini  söyler, uygulamayınca da,  O da  “ beni dinlemiyorsun” derdi. Zaman  zaman eşim bile bana  onların tam tersini söyler, O da “ beni dinlemiyorsun” derdi. Anladım ki insanlar ne derseler  desin onları sorgulamadan   hayata uygulamamızı  istiyorlar, onların istediklerini yapmadığımız zaman  da  bizlere gönül koyuyorlardı. Yani hayatta kimseyi  memnun  edemezsin. Herkes karşılıklı fikir alışverişinden   faydalanmak yerine   görüşlerini karşısındakine  dayatma ve onlarında sorgusuz  sualsiz buna uymasını istiyordu . Ama çoğu insan   söylediklerine inanmıyor, uygulamıyor ama karşısındaki uygulamadığı zamanda  gönül koyuyordu. Buna  “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu “ deriz biz.    

Bazen benim hayatımda olduğu gibi, çocuklar hem kendileri gelişirken   hem de anne ve babalarını  geliştiriyorlardı. Benim oğlum da  çok okuyarak  bilgi sahibi oluyor, gözlemleri ve sosyal  hayatı ile   hem kendi hayatını  hem de  bizim hayatımızı bilgi, sevgi ve  fikirleri ile aydınlatıyordu.  Bizleri arkadaşlarının anne  ve babaları ile tanıştırarak   onlarla dost olmamızı  sağlıyordu.

Zamanında rektör beyde  anlatmıştı. Okula giderken okuma yazma bilmeyen anne ve babasına  okuma yazmayı nasıl öğrettiğini. Yani bazı insanlara  öğrenmek  zor gelirken  öğretmeyi sevenler aynı zamanda  öğretmeye de  gönüllü  olarak  başkalarına da faydalı  olmanın sevincini yaşıyorlardı. Umutcan ve Alihan’ın da   bunları  uyguladıklarını  ve  ailelerini bilinçlendirdikleri için  çok sevindim.  Bu beni mutlu etti. Keşke  bilgi böyle   beyinden beyine, sevgiler kalplerden kalplere su gibi akarak çoğalsa denizlere , denizler okyanuslara  akarak  cehaleti yensek sevgisizlikten   kaptığımız hastalıkları sevgi şifalanması   ile tedavi etseydik. Ama bunlar  olsa ile bulsa ile  böyle konuşma ile olmuyor.

Hüseyin beyin  de  oğlu Umutcan gibi anlattıkça neşesi yerine geliyor,  insanlara faydalı olmanın sevinci gibi Umutcan’ın mavi gözleri gibi Hüseyin beyin ela gözleri ile Emine  Hanım^’ın mavi gözleri de sevgi ile ışıldıyordu. Bu aile ile tanışmanın sevinci ile bende  huzur bulmuştum.

Alihan uzaktan oturduğu kanepede  bu aileye bakarken içinden mutlaka  “ keşke benim ailem de   burada olsaydı” diye geçirdiğini hissediyordum. İçimden “ Allah’ım  bir gün Alihan’ın ailesine  de  bu şehri görmeyi nasip et yarabbi” diye geçirdim.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat