TOKAT GAZETESİ

9. Okumak ve Huzur -2-

Hüseyin bey  konuşmasını kısaca tamamlayınca, bu sefer Emine  hanım   söz alma  ihtiyacını hissetti.Bunu anlayınca hepimiz sustuk. Şimdi söz Emine Hanımdaydı:

“Umutcan’ı İstanbul’dan bu küçük Anadolu iline   uğurlarken içimden “Allah’ım oğlum  senelerce İstanbul’da yaşadı. Anadolu da   ve Trakya’da  çok yer görmedi. Bizim köyümüzü bile çok az gördü. O’nu bu Anadolu kasabasında  oranın  en  bilgili ve  etkili   insanları ilke tanıştırmayı nasip et ki, İstanbul’dan uzakta  anne ve baba sevgisini çok az arasın “ diye. Şükürler olsun ki sizin gibi değerli bir yazar ile tanışmış. Sonradan   ondaki  bizlere karşı daha saygılı daha bilgili hitabını telefon konuşmalarından bile fark ettim. Bunun  sebebini sorunca da  her şeyi anlattı. Hatta  sizinle  buluştuğu günün akşamlarında o gün ne yaptığınızı bana nerede  ise kelimesi kelimesine  anlatınca  ben   gerçekten hem şaşırmış ve  hem de  merak etmeye başlamıştım. “Kitap Okumayı  sevdirme Vakfı” nasıl bir yerdi. Nasıl  okumayı sevdiriyordu? Bunları   anlayınca  Hüseyin ile kalkarak buraya geldik. Sizin  Umutcan ilke konuştuğunuz  2 ay boyunca bende  kitap okumayı sevdim.  Umutcan’averdiğiniz  tüm kitapları ben ve Hüseyin   aynı haftada okuyarak   gelişmenin sevincini yaşadık. Oğlumuz  Tugay’da bile işitme  engelli olmasına  rağmen değişikliği   görmeliydiniz.”

Bunu söylerken çok duygulandığını   görebiliyordum.

“Oku” emri boşuna söylenmemişti. Bu  emri ilk aldığı zaman da   Peygamberimiz   çok korkmuş ve  bunun  şeytandan mı, yoksa bir rüya mı, hayal mi,  olduğunu  anlayamamış ve  çok sevdiği eşi Hz. Hatice’ye danışınca o olgunluğu, bilgisi  ile bunun  çok  önemli bir emir olduğunu  anlayarak  sevgili eşini teselli etmişti.Peygamberimiz  de bu emrin ilahi ve  çok   önemli bir  emir olduğunu anlayınca   hayatı boyunca   “oku” emrini  uygulamaya  çalışmış, hatta esaretin kefaletini bile  Müslüman  çocuklara  okuma yazma  öğretme  olarak    belirlemişti. O günden bu güne  okumanın önemini   anlayan insanlar  okudukları  mesleki ve hayati bilgileri okuyup hayata uyguladıkları zaman  huzur ve mutluluk  duyacakları aşikardı. Tarihe baktığımız  zaman  iz bırakan devler adamı, ilim adamı,  her konuda Başarılı  olmuş insanların kitap  okuyarak geliştikleri iz bıraktıkları  aşikardı. Günümüzde  Müslümanlar okumaktan   güzel gözlem yapmaktan   uzak kaldıkları  için birbirini anlayamamış, birbirini  sevememiş,  çok güçlü duygular olan ve insanları manevi   ve maddi  yönden  zayıflatan  haset, kin ve   kıskançlık duyguları ile başarılı  insanların  daha  çok güçlenmesine vesile olmuşlardı.

Emine Hanım ve Hüseyin  beyi dinlerken  “ilim Çin’de  bile olsa alınız “ diyen  peygamberimizin   güzel sözünü ve gene  şu sözünü hatırladım “ ilim müminin  yitik malıdır. Nerede  bulursa  onu alır” yani Allah ilmi herkes vermiş, onu sadece kendi malı gibi yani kayıp  bir mal  olarak değil de  ilgilenilmemesi gereken değersiz bir şey olarak görürse tabii ki faydalanamazdı. Ama burada  gördüğümüz gibi  nerede  ilmi yayan  öğreten  insanlar varsa , onların varlığını  öğrendikleri zaman  insan hemen harekete geçerek onlarla tanışarak sohbet ederse   faydalanıyorlardı. 

Senelerden bu yana   bu çalışmaları yapıyordum. Sık sık  “ abi senin adını duymuştum. Sizden çok bahsetmişlerdi. O zaman neden sizin yanınıza  gelmemişim hayret. Seninle lisede  , ortaokulda   ya da  daha  önce tanışsaydık   hayatım farklı olurdu” diyenler oluyordu  ama  tanıştıktan sonra  da   sık sık gelmeyi  alışkanlık yapmadıkları için faydalanamıyorlardı  insandan.Demek ki  küçük yaşta edinilmeyen  alışkanlıkları ileriki yaşta  edinmek kolay olmuyordu. Ya da   küçük yaşta edinilen  kötü alışkanlıkları   bırakmak kolay olmuyordu.

Bakkalımız Osman bey ile tanıştığımız  zaman  sigara  içmeyi bırakmıştı. Bir sohbetimizde   10 yıl kadar  sigara içtiğini  sonra bıraktığını   ve hayat  bulduğunu  anlatmıştı. “Sigaraya  başladığım güne ve bana sigarayı  alıştıran arkadaşa lanet olsun” dediği zaman O’na  “Lanet okuma  Osman  Kardeşim. Onları  da kendini de affet de  ben sana  kişisel gelişim dergi ve kitapları vereyim de onları oku” demiştim. O zaman . Okumaya başlayınca  seneler sonra hayatının nasıl değiştiğini, insanları bırakarak, yani anlamayan , dinlemeyen  ve   anlamak da  istemeyen  insanları , ailesine ve kendine döndüğü zaman hayatının anlamını yakaladığını  25 senede yapamadıklarını  5 senede yaptığını söylemişti. Bu bana büyük mutluluk vermişti.Okumanın   verdiği huzuru   o zaman daha  iyi anladım. Geçmişe hayıflanmak yerine hemen bugüne bakarak  fırsatları değerlendirerek , nerede güzel şeyler  ve insanlar varsa  onları vakit geçirmeden  bularak onlardan  devamlı olarak faydalanarak   bu özgüveni de  göstererek  zamanımızın  bundan sonrasını kaliteli geçirmeye bakmamız  lazım. Geçmişe hayıflanmak  bir şey ifade etmez. Dengede kalarak   dengeli yaşam her işin başıdır.

Bu bilgilerimi  Hüseyin bey, Emine Hanım ve   Umutcan ile beraber  Alihan ile   paylaşınca  bakkal  Osman’ı tanımak istediklerini söylediler. Bende  tanıştırmaktan her zaman mutlu olacağıma vurgu yaptım.Konuşma gereği hissedince  Konuşmaya başladım: 

“Huzur ve  mutluluk insanlarla  boş sohbetlerde değil, kitap okumak, okuduklarımızı  iyi seçerek üzerinde düşünmek , uygulayabileceklerimizi uygulamak ve  benim yaptığım gibi de paylaşmakla olur. “

 

Bu sözüm üzerine Emine Hanım  söz almak istediğini belirten   bakışla bana bakınca bende hemen  söz verdim. Emine Hanım  sormaya  başladı :

“Çok kitap okuduklarını söyledikleri halde mutlu olamadıklarını huzur  bulamadıklarını söyleyen insanlarda  var.”

Emine Hanım’ın bu güzel sorusu karşısında  cebimden çıkardığım dolma kalemi çıkararak bu güzel soruyu sormasının  ödülü olarak  ona  verdikten sonra  konuşmaya devam ettim:

“Emine Hanım bizlerde, yani gözlemlediğim toplumumuzda yalan söyleme demeyelim de abartma  hastalığının çok yüksek  olduğunu  gözlemledim. Okuyorum diyenler  okusalar bile  “el alem  okumakta görsün” misali okuyanlar ya da   okuduklarını abartanlar, ya da düşünmeyen, hayata  uygulamayan  insanlardır.Ya da tarihi roman okuyan ama üzerinde düşünmeyenlerdir. Böyle insanların  ne dediklerine değil ne yaptıklarına   davranışlarına tutumlarına bakarım  ben. Bana da   çok okuduğunu  söyleyen  çok insan geliyor ama  ben  bunlara inanmıyorum çok zaman. Emine Hanım size  bir soru sorayım. Biraz üzerinde düşünün . “Çok okuyorum” insanları okurken gördünüz mü hiç, ya da   evlerinde bir kitaplıkları var mı ?”

Bunun üzerine Emine Hanım   sustu. Alihan  çay bardaklarının  boşaldığını hissedince hemen   kalkarak bardakları doldurdu. Yanımıza gelince Emine Hanım:

“Gerçekten de okuyorum diyenlerin çoğunu okurken görmedim. Evlerine misafirliğe gidince de kitaplıklarının  öyle  “çok okuyorum” dedikleri kadar zengin olmadığını   gördüm. “

“Emine Hanım  dil yalan söyler, hatta  dil yalan söylemeyi sever ama  vücut yalan söylemez ve siz  insanların ne yaptığına bakın. Hani söz vardır. “İmamın  dediğini yap ama  yaptığını yapma” İnsanlar dedikleri ile yaptıkları arasında  fark çok.O yüzden  insanların ne yaptığına bakalım.Emine Hanım  siz  oğlunuz sayesinde   benim tavsiye ettiğim kitapları okudunuz. Düşündünüz, uyguladınız  ve  şu an buradasınız. O okuduğunu söyleyen arkadaşlarınızı İstanbul’da evinizde toplasanız deseniz ki “ benim oğlumun   gerçekten çok faydalandığı bir yazar abisi var. O’nu evime davet ettim. Konuşma yapacak  siz de  gelin en güzel soru sorana   kitap hediye edecek.” Gelen olur mu?”

Emine Hanım gülerek  :

“Sanırım bir iki kişi dışında  gelen olmaz. Gelen olsa da  merak ederler  ama  belki sizi de dinlemezler. Ama ben dinlemek için  İstanbul’dan 1000 km  yol   kat ederek geldim  . İyi ki de gelmişim.Gerçekten sizin tavsiye ettiğiniz   kitaplar okuyunca da  sizinle  sohbet edince de huzur buldum.Okumakla siz huzura kavuştuğunuz   gibi beni de huzura kavuşturdunuz. İnsan okumayı sevince   gerçekten de  huzur buluyormuş. ”

Bunu söyleyince  ayağa kalktı gözleri dolmuştu. Biz ne yapacağını  merakla bekliyorduk. Emine Hanım kalkarak   duygusallığının zirvesinde  bir insan olarak  Umutcan’a   yöneldi. O’nu  samimi bir anne  sevgisi  ile kucakladı. Öptü yanaklarından. Sıkı sıkıya sarıldı. Sonra Alihan’a dönerek   ona  da kollarını açtı. O’nu da  oğlu olarak   görerek  bir omzuna Alihan’ın başı, öbür omzunda  Umutcan gerçek bir anne şefkati ile   bir süre  onlarla böyle bekledi.Hüseyin bey ile ben de duygulanmıştık.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat