TOKAT GAZETESİ

9. Okumak ve Huzur -3-

9. Okumak ve Huzur -3-

 

Emine Hanım daha sonra yedine oturarak :

“Oğlum Umutcan gerçekten seninle gurur duyuyorum. Sana olan güvenimizi, sevgimizi  ve umudumuzu  boşa çıkarmadın. Boşuna  ben sana Umutcan adını vermedim. Sen benim  gururumsun. İlerde  iyi  bir PDR  hocası olunca sende   onları böyle kucaklayacaksın  “ diyerek duygularını anlattı.

Ben bu  duygulu sahneden   etkilenmeme rağmen kendimi toparlayarak   konuşmaya  başladım:

“Kitaplar  sözler  gibi değiller. Ben  kitaplar yazdığımda biliyorum  . Bazen bir kitabın yazımı yıllar alırken  bir konuşma   birkaç  saatlik çalışma  ile   ortaya çıkabilir. Bu yüzden de  “ söz uçar yazı kalır” demişler. İşte bu yıllarca  çaba harcanarak hazırlanmış ve  okuyup uygulandığı  zaman  insanın   ilerlemesine sebep olacak  kitapları  adam gibi  içten ve samimi olarak  okuduğumuz  zaman  hayatımıza  öğrendiklerimizi kattığımız  zaman  gerçek huzuru buluruz. Zamanında  bende dini   sohbetlere, spor müsabakalarına,  kültürel etkinliklere katıldım ama   kitap  okumaktan  aldığım huzur ve mutluluğu  hiçbirinden alamadım. Kitap okumak  insanı   hem bu dünya hem de  öteki dünyaya  hazırlar. Farklı alanlarda  ve farklı  yazarlar ve farklı üsluplar ile yazılmış güzel kitaplar  bana huzur verir gerçekten. Bu  kitap okumada eş ve çocuklarımız  bizlere  destek olmaktan  çok köstek olsa da  bizim alacağımız  huzur önemli. Bunu zamanla eş ve çocuklarımız  da  bilecek. Okuyarak bulduğum  huzuru ve  şu an sizinle paylaştığımız  sevgi ve  bilgi paylaşımı  ile dünyanın en  zengin insanı hissediyorum kendimi”

Baktım herkes dikkatle dinliyor ve huzur buluyor. Baktım çaylarda bitmiş. Çay bardaklarına bakınca  durumu hemen kavrayan   Umutcan hemen kalkarak çayları doldurdu. Bunun  üzerine Emine Hanım gülmeye başladı ve  sormadan edemedi:

“Maşallah aranızda sözsüz  bir iletişim başlamış ve   bakışlarınızla ne demek istediğinizi de  hemen anlayarak    anlaşıyorsunuz. Size gıpta ettim “

Bunun üzerine ben:

“Çok  insan iletişimi kulaktan kulağa  zanneder. Bu yanlış iletişim beyinden beyine kalpten kalbe akar. Gerçekten can kulağı ile dinlenmeyen konuşmalar   her zaman boş  konuşmalar ve dinlemelerdir. Ama   gerçek manada   iletişim sözsüz iletişim. Yapılan bir araştırma   insanların  vücut dilinin iletişimde  çok önemli olduğunu gösteriyor. Nedir vücut dili. Konuşmacının  vücudu ile sevgi ve bilgisini paylaşmasıdır. Yani samimiyetini göstermesidir. Bu olunca   hitabeti daha etkili olarak  insanlara etkili oluyor. Bunu siyasi, dini ve mesleki alanda  hitabeti güçlü insanlarda   görebiliyoruz. Hitabetin gücünü dost düşman herkes   anlayarak  önemine vurgu yapar ama  bunu geliştirmek  için  çok insan  çaba harcamaz. Bazıları   kursa gider, kitap okur ama bunları  beynine   yerleştirerek   bilincine nakşedemeyince   sonuç alamaz sonra da  kursun hocasında  veya kitaplarda  yazarlarda  suç aramaya bakar.”

Bu söz üzerine Emine Hanım:

            “Bu doğru tespitler karşısında  sizlere  çok teşekkür ediyorum. Aynen  söylediğiniz  gibi uygulama  olmayınca   insan hatasını kendinde aramıyor da başkalarında arıyor” dedi.

Baktım Hüseyin bey  hiç sesini çıkarmıyor. Çocuklarda ese çıkarmıyor. Bunu anlayınca Umutcan’a baktım:

“Abi sizlerle haftalar boyunca beraber olduk. Çok şey  öğrendik. Annem  ve babam   ise buraya  2 günlüğüne   geldiler. Siz doya doya konuşunda  biz  dinleyelim. Annem  ve babam gidince biz gene sizleri doya doya dinler ve anlamadığımız  yerleri de açık yüreklilikle sorarak   cevap alırız inşallah”

Bu güzel söz  karşısında  bizler gülümsemekle yetindik. Bizlere saygı duyan  iki genç, dinleyen anlayan ve öğrendiklerini de   kendilerinde  tutmayarak hemen   en sevdikleri anne  ve babalarından başlayarak   çevresine anlatan iki güzel insan vardı karşımda. Bu iki insan  gerçek bir yani  bilinçli  PDR  olsa   belki de  önce öğrencilerinin   sonra da   ülkemizin kaderini değiştirebilirlerdi. Bunları düşününce duygulandım.

Bunun üzerine   konuşmaya devam ettim.

“Aile önemli.  Bir insan okumayı seviyorsa   anne ve babası kardeşleri sevememişse  okumayı. Sonrasında  da  eş ve çocukları da sevememişse  hayat o insana  zor gelecek ve  beklenen huzuru  elde edemeyecektir. O yüzden  ailenin okuyan bireyleri  desteklemesi  çok önemli. Okuyan insanlara  saygı duymak  önemli. Mesela  Umutcan’ın  anne ve babası okumayı seven ve bu sevgisi bu konuşmalarımızla  her geçen gün artan  Umutcan’ı  can kulağı ile dinlediler  ve   anladılar. Baktılar güzel şeyler   onlarda faydalanarak hayata uyguladılar. Ama bizim  konuşmalarımızı  anne ve babasına  anlattığı zaman  anne  veya babası  “ ya  bir adamı  da yazar diye neden bu kadar şişiriyorsun ki, memlekette yazar mı yok” diyebilirlerdi. O zaman kendileri faydalanamadıkları  gibi  çocuklarının hevesini de kırarak  ona  en büyük kötülüğü yapmış olacaklardı. Ne yazık ki  çok anne ve baba  çocuklarını  sevmediklerinden değil  bilmediklerinden ve bilinç olmadığından  bu  kötülüğü çocuklarına yapıyorlar”

Bu sözüm üzerine  Umutcan:

“Abi bunu  bir duyum olarak  mı tecrübe olarak mı tespit ettiniz  bilmek isterdim”

Bunun  üzerine ben biraz susarak  bir bardak su getirmelerini istedim. Ağzım dilim kurumuştu.   Gelen  sudan birkaç yudum aldıktan sonra:

“Bunları tabii ki tecrübelerimle anlatıyorum. Umutcan ben Vakfı kurmadan önce senelerce  kütüphanede çalıştım. Sizin gibi o kadar PDR  ve başka bölüm  öğrencileri  ile   muhatap oldum ki bazı gençlerde sizin gibi   “sizi anne  ve babamızla  tanıştıralım” diyorlardı da  hayata geçiremiyorlardı. “bizde  gelişmek istiyoruz abi, arkadaşlarımızda   gelişmek istiyor, onları da geliştir diyerek” arkadaşları  ile tanıştırıyorlardı da   daha sonra  hepsi de usanarak  veya benim size anlattıklarımı sabrederek dinlemek yerine baskı  unsuru olarak görerek rahatsız  olarak uzaklaşıyorlardı. Seneler sonra da pişmanlıklarını anlatıyorlardı. Ama size rastlamadan  önce 10 yıllık süreçte benden adam gibi olmasa  da  devamlı gelerek  beni dinleyen anlayan beraber yemek yediğimiz , sizin gibi çay içtiğimiz  ve kaplıcalara , pikniklere gittiğimiz  gençler seneler sonra “ abi  bize olan desteklerini  unutmadık , keşke sizden daha fazla faydalansaydık” diyorlar. Daha  önce de söylediğim gibi ilim öğrenmenin başı sabırdır. Güzel şeyler hemen  he  veya  ha   deyince  öğrenilmiyor. Sabırla  gayretle  oluyor.”

Buna bir örnek vermek gerektiğini hissettim.:

“Yıllar önce  lise giriş sınavlarında il derecesi  yapan gençler ile röportajlar yaparak yerel gazetede  yayınlamıştım. Bunu da her sene yapardım .Aradan geçen  senelerde   gördüm ki lise giriş sınavında derece  yapanlar  çalışmaya devam edince  Üniversite girişte de  okul hayatında da  meslek hayatında da    hemen hemen aynı başarıyı  gösteriyorlar. Yani daha  ilkokul  öncesinden sabırla gayretle  çalışıyorlar. Başarılı insanların  özgeçmişlerini hayat hikayelerini anlatan kitaplara baktığımız zaman  onların hayatını anlatan  filmler seyrettiğimiz zaman   okumayı s evince huzur buldukları  ve   bu alışkanlığa  devam ettikçe olumlu düşünceler  elde ettikçe hayatın onlara çok güzel ve rahat geldiğini görüyoruz.Yani azimle gayretle huzurla   okuyan  öğrenen  huzuru buluyor. Huzur  bence okumak ve olumlu düşünmek af etmek   öfkeyi yenmektir”

Sohbet hızla samimi ortamda akıyordu. Sohbetimiz  Allah’ın ilk emri oku  dan nasıl daha  çok faydalanabiliriz  okumayı hayatımızı kolaylaştırmaya  nasıl   etkili hale getirebiliriz   üzerine yoğunlaşıyordu. Bu sohbet esnasında anlıyorduk ki, güzel bir sohbet  için  insanın  1000 km değil  10.000 km bile  kat etmesi  insana huzur veriyordu. Yeter ki sohbet  samimi havada   geçsin.  

Umutcan’ın hüzünlendiğini görünce  hemen   sormadan edemedim.

“Umutcan  seni hüzünlü gördüm  nerede ise bir büyük ahhh çekeceksin”

Umutcan  bu esnada bana hüzünle bakmaya devam ederken :

“Bu konuştuklarınızı  işitme engelli abim Tugay’ın  da   anlamasını   ve gelişmesini isterdim” dedi.

İşaret  dili bilip bilmediğini  sorduğumda bilmediğini  söyleyince    bunu  öğrenmesi gerektiğini söyleyerek    hatta abisi ile sık sık sohbet ederek   kitaplardan   faydalanarak   bunu  öğrenebileceğini ve  öğretebileceğini  son zamanlarda   işaret dili öğreten kurslar  açıldığını   hatta ilimizde de  bu kurslardan   açıldığını  söylediğim zaman  bu kurslara katılma kararı  aldı ve abisini de bilinçlendirmeye karar  verdi. Benim de işitme engelli arkadaşlar  ile sohbet  ederek  işaret dilini biraz bildiğimi öğrenince  orada bulunanlar şaşırdılar. Her şeyi kendi kendime ve okuyarak öğrendiğimi okul hayatım dışında herhangi bir kursa katılmadığımı da anlatınca hayret ettiler. O zaman  okumanın önemine ve  okumayı sevmenin müthiş doping edici gücüne hayran kaldılar. Daha  çok okuyacaklarını  söylediler   Umutcan da  Alihan da  Hüseyin bey  de   Emine Hanım da . Bu  güzel şeyleri   arkadaşlarına   dostlarına da anlatacaklarını söyleyince benim huzur ve mutluluğumda   katlanmaya başlıyordu.Yani insanın   güzel şeyleri, insanların  sadece paylaşacaklarını söylemesi  bile huzur veriyordu.

Aklıma bir hikaye  geldi. Orada  hemen anlatmaya   başladım .

 

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat