TOKAT GAZETESİ

AKİF’İN KASTAMONU NASRULLAH CAMİİ VAAZI

Şu günler bahar havasının gönül dünyamızı coşturduğu kadar,  İstiklâl Marşının kabulünün 98. Çanakkale Zaferimizin 101. Yılını kutlamaya başladığımız günler olması bakımından ruh dünyamızın da coşkulu olduğu günlerdir.

Türk Milletini Kurtuluş Savaşında Mutlak Zafere götüren haleti ruhiyenin temel taşları arasında hiç şüphesiz İstiklal Marşımızın milletimize verdiği sarsılmaz iman ve inanç, en önde gelmektedir.

                Yine Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un, Kastamonu Nasrullah Camiinde verdiği vaazlarının, ordumuza verdiği büyük cesareti ve manevi kuvveti de unutmamak icap eder.

                İşte o güzel vaazdan bir bölüm takdim ederek İstiklâl Marşımızın kabulünün 98. Yılını kutlamak istiyorum.

Rabbim bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!...

19 Kasım 1920 Tarihinde yapılan bu vaazın en can alıcı bölümleri şöyledir:

Eşref Edip naklediyor:

“…

Akif’in ses tonu gittikçe artıyordu…

—Müslümanların en büyük düşmanı fitne, fesat, ayrılık gayrılık gütmektir. Birbirini kıskanmak, birbirini çekememek, hoşgörülü olamamak, ne büyük bir hastalıktır.

Bu yüzden tarihte kurduğumuz Emeviler, Abbasiler, Endülüslüler, Gazneliler ve Selçuklular gibi pek çok devlet yıkılmıştır.  Osmanlılar da eski şanlı dönemini yitirmiştir.

Avrupa medeniyetine ulaşabilmek için yapılacak ilk iş; aramıza sokulan ayrılık, gayrılık, fitne ve fesat tohumlarını ortadan kaldırmaktır.

Hepimiz biriz. Hepimiz aynı vatanın evlatlarıyız. Hepimiz, aynı dinin fertleriyiz. Hep birlikte el ele, gönül gönüle vererek düşmanları yurdumuzdan kovmalıyız.

                Düşmanlarımız bizi mahvetmek için yaptıkları Sevr Anlaşması denilen paçavrayı, ordularımız doğuda yırtmaya başladılar.

Şimdi bize düşen vazife: Anadolu’nun işgal görmüş bütün topraklarındaki düşmanları denize dökmektir.

                Düşmanlarımız denize döktüğümüzde, Sevr paçavrası tamamen parçalanmış olacaktır. Bunu da başaracak güçteyiz. Eğer bu savaşı kazanamazsak, bu topraklarda Müslümanlara yaşamak haramdır…

                Akif, kürsüde bir aslan gibi heybetliydi. Sanki dörtnala savaş meydanlarında at koşturan bir kahraman gibiydi.   Dizini değiştirdi, sağ elini kaldırdı. Sanki elinde bir kılıç var gibiydi.

—Ey cemaati Müslim’in! Düşmanlarımızın bu gün bizden istedikleri ne filan vilâyet, ne filan sancaktır. Doğrudan doğruya, başımızdır, boynumuzdur, hayatımızdır. Vatanımızdır, bayrağımızdır. Toprağımızıdır.

Ey cemaati Müslim’in!

                Düşman eline geçen Müslüman yurtlarının hali perişandır. Orada yapılan zulüm, işkence ve sürgün, bizim için büyük bir ibret levhasıdır. Aklımızı başımıza toplayalım.

İslâm’ın son sığınağı olan bu güzel toprakları düşman işgali altında bırakmayalım.

                Üzüntüyü, tembelliği, hırsı, ayrımcılığı büsbütün içimizden atalım. Bir olalım, birlik olalım. Azimli olalım. Büyük bir savaşa azimle ve beraberce hazırlanalım.

Şüphesiz Cenabı Allah, Hak yolunda savaşmak için meydanlara çıkan azimli ve iman sahipleriyle beraber olacaktır. Bunda kimsenin şüphesi olmasın!

Cemaat ağlıyordu. Ortalığı müthiş bir heyecan kaplamıştı. 

Mehmet Akif Ersoy, kendinden geçecek derecelere gelmişti. Onun bu kadar heyecanlı bu kadar aşk ve şevk içinde olduğunu hiç görmemiştim.

Artık sesi kısılıyordu Çok yorulmuştu.  Heyecanından kalbi, duracak gibiydi.

Bir ayet okuduktan sonra durdu.

Ellerini kaldırdı, duaya başladı:

—Ya İlâhi bize yardımını gönder!

—Âmin!

—Doğru yol hangisidir, Millete göster!

—Âmin!

—İslâm’ın ruhunu şiddet ve dehşet sıkıyor, öldürecek,

Zulmü durdurup kaldırmak, asıl gayemizdir gerçek,

Ateşle birlikte yansın mı bu kadar mazlumun!

Çoğumuz günahsızız, yakma İlâhi! Yakma İlâhi!...

—Âmin!

Aman Allah’ım, cemaatin halini görmeliydiniz. Büyük bir coşku ve heyecan içinde binlerce imanlı göğüsten (Âmin) sesleri yükseliyordu.

Herkes hüngür hüngür ağlıyordu.

—Boğuyor İslâm âlemini bir azgın fitne;

Kıtalar kaynayarak gitti o girdap içine.

Mahvolan aileler bir sürü masumundur;

Kalan avarelerin hali de malumundur.

Nasıl olmaz ki yeri titretiyor, inleyişler;

Dinsin artık bu hazin çığlıklar, Ya Rab!

—Âmin!

Müslüman yurdunu her yerde felâket vurdu,

Bir bu toprak kaldı, dinimizin son yurdu.

O da çiğnedi mi, çiğnendi demek Kuran’ın.

Yerle bir eyleme Ya Rab onun olsun!

—Âmin! Âmin! Âmin!..

                Mehmet Akif Ersoy, duayı bitirdi. Kürsüden indi. Cemaat Akif’in etrafından ayrılmıyordu. Bir müddet dinlendikten sonra Akif camiden çıktı.  Büyük bir toplulukla beraber Kastamonu caddelerini doldurdu. O heyecan bütün şehre yayıldı.

                Bu aşkla, bu heyecanla yürümez ayaklar yürür oldu. Silah tutamaz eller silah tuttu. Endişe dolu yürekler, sevinç ve ümitle doldu.

                Bu heyecan, bu coşku bütün şehirlere, bütün kasabalara, bütün köylere, bütün gönüllere dalga dalga dağıldı.

İstiklâl Savaşı bu coşkuyla ve bu heyecanla kazanıldı…

Mehmet Akif, istiklal Savaşında cephede tek kurşun atmadı belki…

                Fakat atılan her kurşunu sıkan askerin yüreğindeki iman ve cesaretin sahibi hiç şüphesiz Mehmet Akif’tir…

Bu yüzden Mehmet Akif, Cephe Gerisinin Milli Kahramanıdır…

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat