TOKAT GAZETESİ

11. Bölüm Okumak ve Anlamlı Yaşamak -3-

Heyecanlanmış ve anlattıkça anlatasın geliyordu. Okuduğum  “hitabet sanatı” kitapları, dergi yazıları gazete yazıları sayesinde bu kadar  hitabetimin gelişeceğine  ilk başta inanmıyordum ama  gerçekten de okumayı  bilinçli ve  öğrenme, anlama ve  uygulama  amacı ile okuyup da   bunları yapınca  “olmaz  ve imkansız  “ diye şeytanın benliğimize yerleştirdiği  şeyler   bizim azim ve  çabamızla olur  hale geliyordu. Ben coşku ile anlamlı yaşamı  kendi hayatımdan  örnekler vererek  anlatınca gençler can kulağı ile dinleyerek faydalanıyordu.

            “O kadar anlatıyorum da öğrencilere  dinletemiyorum” diye  şikayetçi olan hocaların biraz da  “ neden etkili ve    dikkatle dinlenen  hatip olamıyorum” diye kendine sorması ve    nerede  yanlışlar  var onları tespit ederek düzeltmesi  gerek diye düşünmeye başlamıştım.   

             Bu konuşmalardan sonra  bir karar daha aldım. Umutcan ve  Alihan bu konuda  etkili olmuştu. Hitabet ve diksiyon konusunda  yeni kitaplar  okuyacak kendimi bu konuda yeterli görmeyecektim.  Bunda etkili olan  Umutcan ve Alihan’ın benden faydalanması olmuştu. Ben onlara  öğretmiştim onlarda  benim  bazı şeylerin  farkına varmamı sağlamışlardı. Farkına varmak  çok  etkili bir  öğrenme metodu idi.  Ben bile  o kadar yaşıma okumama rağmen bazı şeylerin farklına yaşamadan  varamıyordum. İnsan farkına varınca  da  o gerçeklerin peşinden  gitmesi öğrenme sürecini güçlendiriyordu.

               Bunları düşünürken. Umutcan.

               “ Abi bizlere verdiğiniz  dergi, kitap ve mektupları gerçek manası ile kelime kelime ve üzerine düşünerek  her  boş vaktimizde, ders aralarında, minibüste   tatil günlerinde, uykumuz kaçtığında  hep okudum. Alihan da  okudu.  Okuma sevgimize yeni pencere açtınız. Okumanın ne demek olduğunu sizin tavsiye ettiğiniz kitaplardan öğrendim. İnanın ki kitaplardaki  konuları adam gibi işaret dili  ile  bir işitme engelli  insana mesela abim Tugay a anlatsam  inan onun  da  hayatı farklı olurdu. Bu okuma süreçlerinde şunu anladım ki  okumayı  bilmek  öğrenmek lazım. Okumaktan  gerçek manada faydalanan  hayatına artı değerler katar “

               Umutcan ın  bu tespiti karşısında duygulandım. Aklıma  sitemizin bakkalı Osman bey geldi. Anlatmaya başladım .

               Siteye ilk taşındığımız  zaman  aklıma geldi. Ona  Kişisel Gelişim dergisi  vermiştim  de  bana ilk olarak  “ bu adam deli mi, kişisel gelişim de neymiş” der gibi bakmıştı. Halen de yeniliği anlattıklarım bana  “ sen manyak mısın deli misin*” diye sorarlar. Ben ilk  başta kızardım  ama   şimdi “ evet deliyim” diyerek geçiştiriyorum.  Bizlerde deli olmadan veli olunmuyor ne de  olsa. Bakkal  Osman  daha sonra yavaş yavaş dergileri merak ederek okumaya başladı. Okuyarak  evine de götürdüğünü söylemedi. Tabii ki ben dergileri verdikten sonra bir daha bir şey söylemedim. Çünkü daha  önce  öğrencilere  dergileri verdikten sonra  birkaç kere sormuştum  “okudunuz mu” diye  gençler bunu baskı olarak algılamışlardı. Daha sonra  öğrendim ki insanlar yeniliklere  önce saçmalık diye tepki gösterir,sonra hakikaten gelişmek isteyenler merak ederek okumaya başlar  , öğrenir  ve uygular sonra da  “ bunlar bilinen  şeyler” diyerek kabule geçerlerdi. Tabii herkes kabule geçecek özgüvene sahip değillerdi. Arkadaşlarından , şeytandan , egolarından kurtulabilirlerse  kabule geçiyorlardı. Osman beyin kabule geçmesi   biraz erken ve bilinçli oldu. Dergileri  eve götürerek  çocuklarına da okuttu ve   sonunda  dergi tiryakisi oldu. Sabah 7 den  gece  2 veya 3 e kadar bakkalını açık tutan  Osman bey  ile gece  10 veya 11 civarı bakkalda   kişisel gelişim sohbetleri ederdik. Bu  eğitim sürecinde onun da beni tam anlaması  yılları aldı. Sonunda Osman bey   bir gün dedi ki” 25 yıl  boyunca “el alem ne der “ dedim. Bu dergi ve kitapları okuyunca    “ el alem ne der” i bırakarak “benim gerçeklerim ne  der” i  dinlemeye başladım  son 5 senede ev ve araba sahibi oldum. Beni dinlemeyen kardeşim bile olsa   bakmamaya başladım.  İyi ki sizinle tanışmışım” demeye başladı. 

                    Bunun  üzerine Umutcan .

                    “Abi,- siz bakkalı anlatmıştınız  ama tanışmak nasip olmadı. Siz çok vefalısınız abi gerçekten de sizi seveni daha  çok seviyorsunuz”

                       Bu güzel tespit karşısında  derin bir  “aaaaaah  “çektim. Bunu açıkladım  Umutcan ve Alihan2a

                       Bu  “ahhl”arımı gerçek manada  duysa dağlar tuz buz olurdu galiba . Niye mi derseniz   o kadar  çok   insana bilinçlenmesi  gelişmesi için iletişim kurmaya çalışmıştım ki,   bu   ilgiden sıkılarak beni savcılığa vermek  ile tehdit edenler bile olmuştu. O zaman kızmıştım da  şimdi işin gülünçlüğüne bakarak   gülmeden edemiyorum. Düşünsenize    ben onun gelişmesine  destek oluyorum O ise bunu  tersten anlayarak beni savcılığa vermekle  tahdit ediyor  veya   bana küsmekle  bir şey yaptığını zannediyordu. İlk başlarda üzülsem de sonraları  bunları    ciddiye almamayı   öğrendim ve  sadece onlara acımak düştü bana. Çünkü onlara kızdıkça onlardaki negatif enerjiyi kendime çekerek mutsuz oluyordum. Ama sizin pozitif enerjiniz öğrenme  isteğiniz ise bana geçerek  coşku ile anlatmaya çalışıyorum. Bu coşkunun   buradaki konuşmaları dinlese başkalarına da geçeceğine  eminim. Sizinle sohbet edince coşkumun yanında  hayatımın  daha anlamlı olduğunu   hissediyorum. Anlamlı  coşkulu ve verimli bir hayatımın  bana güç kattığını hissediyorum”

               Alihan bizi dikkatle dinliyordu. Bu konuşmam üzerine araya girdi.

               “Demek ki insan güzel  ve  öğreten insanlarla beraberken güzel ve pozitif enerjisi kendine geçiyor,  Şimdi anladım ki hep olumsuz düşünen  arkadaşlarımla arkadaş olunca hayatım   olumsuz oluyormuş. Şurada   konuştuğumuz   10 haftada  bu Anadolu  ilinde   ilk Üniversite senemizde  kötü arkadaşları tanımadan önce sizin gibi pozitif enerji dolu   bilgi ve sevgi ile dolu bir ağabeyimizle  bizi tanıştırmayı nasip ettiği için  Önce Rabbimize sonra da   Umutcan Kardeşime sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.”

               Umutcan duygulanarak daha  birkaç önce tanıştığı ama  gerçekten kardeş gibi severek aynı evde   oturduğu    beraber bilinçlendiği kardeşini   kucaklayarak  pozitif enerji   paylaşımında bulundular.

               Bunun üzerine ben  kucaklaşma üzerine bir bilgimi  onlarla paylaşmak istedim..

               “Amerika  da  bir firma her sabah çalışanlarının  kucaklaşmasını şart koşmuş. Önce herkes dudak bükmüş ama   Sonrasında    her sabah herkes birbirini kucaklamaya başlamış ve  sonunda verimliliğin  yüzde 68 den  yüzde 90 a çıktığını görerek   herkes mutlu olmuş”

              Bunun üzerine Umutcan espri ile  .

              “Kardeşimi kucaklayınca  bizde verimlilik  yüzde 500 oluyor abi” dedi.

                Üçümüz de birden  kahkahalarla gülmeye  başladık.

               Bu güzel insanlara umut  aşılamak, pozitif enerji aşılamak bana büyük mutluluk vermişti. 10 hafta   beni de  sanki 10 yaş gençleştirmiş hayatımın   mutluluk  ve verimlilikle  coşku ile  anlamlı olmasını sağlamıştı.

                Biz bunları konuşurken  kapı zilinin çaldığını duyduk. Hafta sonuydu ve   biz hayli erkenden   buluşmuştuk ki kimseler yokken herkes derin uykudayken biz  gelişimi   verimli olmayı  ve  anlamlı ve coşkulu olmayı   konuşalım coşkulu olalım diye.

                Kapı zili ısrarla çalarken kim bu davetsiz misafir gene  diye beklerken    kapıyı açınca karşımda Rektör beyi tek başına elinde koca  çiçekle görünce hem ben  şaşırdım hem de Umutcan ile Alihan çok şaşırdılar.

                  Biz lafa dalınca  masadaki poğaçalar, simitler,   fındık ezmeleri  masada kalmış   ve çaylar soğumuştu. Beynimizi dolduralım, kalbimize sevgiler   dolduralım derken  karnımızın açlığı aklımıza gelmemişti.

                  Rektör bey  kurulu masayı görünce  heyecanla.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat