TOKAT GAZETESİ

11. Bölüm Okumak ve Anlamlı Yaşamak -5-

Umutcan abisinin işitme engelliler Hentbol Milli Takımı  ile en son  Samsun da yapılan   Dünya Şampiyonasında  2. olduğunu Hentbolu çok sevdiğini anlatınca  sporun insanı  bu kadar nasıl geliştirdiğine  daha şahit olduk. Rektör bey de Tugay ile gurur duymaya başladı.O nu  ödüllendirmek istediğini ve   kendisini ziyarete getirmesin isteyerek Tugay ı candan kucakladı.Bizlerde yeni bir  arkadaş dost kazanmanın   sevincini yaşamıştık. Tugay kulakları duymayan  konuşamayan  insandı ama gönül gözüyle görüyordu işte.Gönül gözüyle  gören duyan   kalbi ile hisseden işitme engellilere ve  görme engelli dostlara selam olsun.

                Bu arada  ekip tamam olunca  ben ayağa kalktım.  Buzdolabından    pastayı getirerek   masaya koydum  . Pastanın üzerinde bir kitap kapağı vardı ve üzerinde  “ OKUMAKLA VAR OLDUM  “ yazıyordu. Pastacı tüm marifetini göstererek adete grafiker gibi kitabın kapağını tasarlayarak   pastaya monte etmişti. Pastayı  masaya koyunca herkes şaşkınlıkla bakmaya başladı.  En çok şaşıranda güler yüzle bize bakan  Tugay dı. Pastayı bu kadar sevdiğini bilmiyordum ama Umutcan  “abim pastaya bayılır” deyince  neşesinin sebebini anladım.

                Rektör pastaya bakarken.

                “Demek buradaki konuşmalar kitap olacak ha. Bu kitabı ben bastırmak ve gerçekten de  20 bin  öğrencime tek   tek hediye etmek isterdim” dedi. Bunu söylerken gerçekten de çok içten ve samimiydi.  Bende bu samimiyete candan inanıyordum. Rektörün gerçekten de kitabı alarak  öğrencilere  hediye etmesi  öğrencilerinden kitap okumayı sevenlerin rektörlerini daha çok sevmesine sebep olacaktı.

                Patayı rektörle beraber kestik. İlk parçayı Tugay a verdik. Tugay  o kadar sempatik tavrı ile pastayı   yerken bana  işaret dili ile  “ pasta kadar tatlısın abi” dedi. Güldük. Bizi neşelendirdiğini  fark edince  o daha çok neşelendi. Umutcan.

                 “Abim sizi çok sevdi abi. Zaten sen bizim manevi abimiz oldunuz. Artık sizi her zaman  okuyacak  , sizi ziyaret edecek, sizi köyümüzdeki evde misafir edecek ve    sizin rehberliğinizde  gerçekten de hayatın zorluklarını   aşacağız” dedi.

                    Pastayı yerken bir yandan da   sohbete devam ediyorduk.Alihan Umutcan a  yarı şaka yarı ciddi  sert sert  bakarken  .

                    “Olmadı Kardeşim  Umutcan   Yazar abimiz daha benim anne ve babamla tanışmazken    nerede ise senin tüm sülalenle tanıştı.”

                      Bu  şaka karşısında hepimiz gülümsedik. . Ben .

                       “Nasip olursa  sizin sülaleyle de tanışırız Alihan  kardeşim   bu nasip işi zaten İzmir i  hiç görmemiştim ve görmek isterim” dedim. “

                       Rektörümüz bunun üzerine .

                        “Değerli yazar kardeşimiz size tüm ülkeyi gezdireceğiz dedi”

                         Gülümsedim sadece.

                        Rektör bey pastayı yedikten sonra  izin alarak  vakıftan ayrıldı  bir işi varmış. Gene  uğrayacağını söyledi.

                  Biz kaldık Vakıfta . Berkan da  çıktı gitti işim var diye. Kalan pastayı da  ben  Alihan Umutcan ve Tugay  bir güzel,   kitap okuyarak beynimize nakşeder gibi  pastayı mideye indirdik.  Etti mi midemiz güzel bir bayram.  Kitap şeklinde süslenen   pastayı yemek de ayrı lezzetmiş.

                   Pastayı tadan Tugay  çok duygulanmıştı ve    işaret dili ile şunları anlattı .           

                   “ Abi bu şehre ilk defa geldim ve kebabınız    muhteşemdi. Tarihi hamamlar , camiler ile atalarınız gerçekten de    yaşamayı bilen insanlar  imiş.”

                    Tugay ın bu içten  konuşması beni mest etmişti. Abisi Tugay ile çok    iyi anlaşmamız   Umutcan ı  çok memnun etmişti.:

                   “ ağabeyimin sizi bu kadar seveceğini tahmin etmemiştim. Abim herkesi sevmez ama sizi sevdi abi.  Böyle olacağını bilsem  çoktan getirir tanıştırırdım  sizinle” dedi.

Bu arada pastalar  ve  kahvaltı masasındaki yiyecekler tamamen bitmiş ve   çaylarımız da çaydanlıkta  suyunu çekmişti.  Konuşacak konumuz da tabii ki kalmamıştı ve    artık    bu haftanın konusunu da kapatmak    istiyordum. Çocuklar  dersin  ve   “Okumakla var oldum” seminerlerinin bittiğini  öğrenmiş ve hüzünlenmişlerdi ki onlara    bir sürpriz  daha yapmaya karar verdim . Önce  onlara vereceğim kitapları ve mektubu vermem lazımdı. 

                       Masadan kalkarak bilgisayarımdan  çıkardığım mektubu verdim.

“İLETİŞİMİ GÜÇLÜ” YÖNETİCİ

Sevgili  genç  yönetici dostum,

Sana mektuplar yazmak , seni gerçek manada seven bir insan olarak, büyük bir zevk vermekte bana .Sana mektuplar yazmayı , bir ağabey, bir vatandaş, bir dost olarak  kendime görev saymaktayım. Eli kalem tutan bir dost isem sana , bunu yazmak benim görevim olmalı sana . Senin görevin ise okumak , istersen uygulamak istemesen  “Okudum, faydalandım “ diye  geçip gitmekte  senin tercihinde

Sevgili dostum,

Günümüzde  moda deyim iletişim. “Ailede iletişim” , “ Okulda iletişim”, “İşte iletişim” gibi çeşitli kitaplar, çeşitli yayınlar var. Seminerler  düzenlenmekte kurumlarda , okullarda , her yerde. Ama toplum içine girdiğimiz zaman , en büyük  mevkii ve makam sahibinden , en sıradan insana kadar “iletişim cahillerine rastlamak her zaman bana büyük üzüntü vermektedir.

Genç yönetici dostum,

Bir yönetici çarşıya çıktığı zaman , esnafa ve halka selam verip , elini sıktıktan sonra , “ Nasılsın? “ diyerek hal ve hatırını soruyor, sonra ,  vatandaş derdini anlatmakta , o yönetici isterse o derdi çözebilecek  yetkiye sahipse, ve çözmeden o vatandaşı başından savmıyorsa , acaba burada bir iletişim mi var yoksa başka duygular mı ?

Genç dostum,

 Gerçek manada yönetici sorunun bir parçası olan değil, gücü yettiğince, etkisi oranında çözümün bir parçası olan insandır.

Can dostum, genç yönetici,

Bir zamanlar benim çok komiğime giden, “ halka inmek”  diye bir deyim vardı. Halka nasıl inilirdi? Ben bunu bilemezdim. Bence halk onu yönetenlerden daha az değerli değildir. Hatta onlardan daha da değerlidir.  Bu deyimi söyleyenler, halk ile yöneticileri gerçek manada eşit tutsalardı, “halka gideceğiz” diye deyimi daha eşitlikçi yaparlardı. Bilmem anlatabildim mi? Ben ise senin halka sade,yavan değil, elinde hediyelerle,çözüm paketleri  ile empati ile onları severek gitmeni isterim. Bunu başaran yönetici olarak ise halkı gerçek manada seven ve öldüğü zamanda halkın onu bağrına bastığı Recep Yazıcıoğlu’nu örnek gösterebilirim. O halka gider, onları sever, sorunlarını çözer, çözemediği zaman hakiki manada üzülen insandı. Onun hayatını iyi okumanı isterim senin.

Can dostum sevgili kardeşim,

Bazı genç yöneticilerinde şu hatalara düştüğünü görmekteyim. Şöyle yanlış inanıştalar.”Ben mevki makam sahibiyim. Ben şu adamı tanımaktayım. O adam ise beni tanır. Eğer beni severse, benim yanıma gelir, beni sevdiğini söyler. Benim yanıma gelmiyorsa, beni sevmiyor demektir”. Kim bilir, belki de seni çok seviyordur da, senin yanındaki yalakalardan, salaklardan çekinerek sana gelemiyordur. Sen ise gerçek manada seversen yanına kimse olmadan o insanların yanına git bakalım gerçek manada at gözlüğünü takmadan empati ile bak bakalım. O adam seni seviyor mu yoksa senin zannettiğin gibi sevmiyor mu? Senin bu önyargıda olmanı istemem. Senin gitmeni insanları kucaklamanı isterim.

Can dostum genç yönetici arkadaşım,

“İletişim zor iştir dedim” Bazıları iletişimin işitme ile alakalı olduğunu zannederek, işitme engellilerden bile uzak kalmakta, hatta onları ikinci sınıf insan olarak görmekteler.Bence onların sadece kulakları duymuyor, ama bazılarının beyni senden benden daha iyi duyuyordur. Belki de, ama insanlar gaflette olduğundan bunu anlayamazlar ki.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat