TOKAT GAZETESİ

ÖZGÜVEN OKULU

Özgüven Okulu Kitabının Yazarı Turan Yalçın: ”Gençlerimizin En büyük Sorunu Özgüvenli Olmamaları”

 “Özgüven Okulu” adlı bir kitap çalışması yapan İşitme Engelli Yazarımız Turan Yalçın ile çalışması hakkında bir röportaj yaptık.

Soru- Bu çalışmayı yapmak nereden aklınıza geldi?

Turan YALÇIN-Benim gözlemlerim ve okuduğum kitaplardan, konusun uzmanı kişisel gelişim uzmanlarından ve özel okul, Üniversite ve dershanelerin reklamlarından gördüğüm kadarı ile gençlerimizde özgüven yok. Gençler her ne kadar “özgüvenim var da torpilim yok” dese de, kendilerine kim gerçek manada destek oluyor, kim cemaat, tarikat, siyaset spor gibi nedenlerle kendini kullanıyor pek bilemiyorlar. Bu da özgüvenlerinin ve bilgilerinin ve bilgilerini kullanma güçlerinin çok zayıf olduğunu gösteriyor. Bunu her zaman gözlemledim. Gençler sonradan bunun farkına varsa da kendilerine destek olan insanların yanına giderek  “Ben geçmişte hata ettim. Sizin iyi niyetinizi, bana destek olmak amacınızı yanlış anladım. Özür dilerim. Bundan sonra sizden faydalanmak istiyorum” da diyemiyorlar. Sebep de özgüven eksikliği hatayı kabul etmeme ve egonun şişkin olması. Hayatı kabul eden ve hatada ısrar etmeyen, kendisine faydalı olmak isteyeni yanlış anlamayan ve özür dilemesini bilen insanlar özgüven eksikliğini çabuk onarırlar bence.

       Kitabı yazma nasıl aklıma geldi? Sorusuna cevabım ise, bu konuyu konuşabileceğim bir gençle tanışmam oldu. Şu an Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesinde Tarih yüksek lisansı yapan İbrahim Öğretmen ile Tarih okumak için Tokat’a geldiği zaman tesadüfen tanışmamız ve sık sık özgüven üzerine sohbet etmemiz böyle bir kitap çalışması yapma fikrini doğurdu. Verdiğim dergi ve kitapları dikkatle okuyan İbrahim, sormak istediği soruları çekinmeden bana sordu. Onunla yaptığımız konuşmaları dikkatle dinledi ve gücü oranında anlattıklarımı dinledi.  Hocaları ve arkadaşları ile tanıştırdı. Bende bu konuşmaları biraz daha geliştirerek disipline ederek yazmaya karar verdim. Öyle kitap çalışmasındaki gibi her hafta düzenli olarak bir araya gelemesek de,  konuşmalarımız birebir aynı olmasa da konuşmalarımızın çoğu kişisel gelişim ve özgüven üzerineydi. Bu konuşmalarımızın İbrahim’i geliştirdiğini anladığım zaman da kitabı yazmaya karar verdim. Yayınevi yayınlama fikrime gelince güzel karşılamasına rağmen bugüne kadar yayınlanamadı. Ben de gazetede tefrika etmeye karar verdim.  Geçmişte Yaşar Kemal, Sebahattin Ali romanları hep gazetelerde tefrika edilmiş. Bu geleneği bir yerel gazetede Tokat Gazetesinde yaşatalım dedim. Kitap olmasını dilerim en kısa zamanda.

SORU-Gençlerin en büyük sorununun özgüven olduğunu nereden anladınız?

Turan YALÇIN – Gençlerin özgüvenle alakalı yazılarımızı internette en çok okumalarından anladım. Özgüven ile alakalı kitapları daha çok okumalarından anladım. Bu çalışmamızı da takip etmelerini paylaşmalarını, arkadaşlarına ve çevrelerine önermelerini bekleyeceğim. Çünkü ağır ağır anlayarak okuyan ve okuduklarını uygulayanların özgüvenlerini tamir edeceğine, daha sağlam hale getireceğine inanıyorum. Çünkü uygulanmış, yaşanmış şeyler anlattıklarımız. Gençler okuyacak, talep edecek ki, yayınevi de bunu kitap haline getirerek gençlerin faydalanmasına sunsun. Bu kitap çalışmam ile daha önce Tokat Gazetesinde yayınlanan  “Okumak ile Var oldum” kitap çalışmamı sunduğum yazar ve yayıncı arkadaşım Adem Özbay “Bu iki kitabı yayınlayalım. Yanına bir refakatçı takalım Üniversitelerde gezip konuşmalar yapar, sonra da kitapları imzalarsın. Gençlere Üniversitelilere ne kadar faydalı olur” demişti. Bunu söylemesinin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen hayata geçiremedik ne yazık ki. Bu güzel fikri hayata geçirmemiz için de gençlerin talep etmesi ve okuması, paylaşması ve yayınevlerine“ bu çalışmayı kitap olarak yayınlanmasını istiyoruz “ demeleri gerekiyor. İmkânım olsa bu çalışmayı her Üniversiteli insana Kitap yaparak hemen hediye etmek isterdim. Gençlerde çok teşekkür ederlerdi çoğunlukla.

SORU- “Özgüven Okulu”  kitabın adı. Kitap okuyarak, sohbet ederek okulda öğrenilen kadar bilgi sahibi olabilir mi insan?

Turan YALÇIN- Öğrenmesini bilene bence herkesten çok şey öğrenilebilir. Ama ne yazık ki Üniversitelerden mezun çok kişi “Engelli sadece engelliye faydalı olur” “Yaşça küçük insandan nasıl faydalanacağım ki?” gibi bencil ve cahilce yorumlar yapabiliyorlar. Bu konuşmayı yaparken sadece ben bilgimi İbrahim’e aktarmadım. O’ndan da sevgiyi, azimli olmayı sevgi ve kardeşliği ve daha birçok şeyi öğrendim. Öğrendiklerimi pekiştirdim. Bu çalışmayı çok insanla yapmak istedim ama sabredemediler, usandılar, alay ettiler, dedikodu yaptılar, pes ettiler. Ama İbrahim pes etmedi. Bu kitap böyle çıktı ortaya. Yani bu çalışmayı kimse okumasa da, biz sohbetlerimizde kendimize düşen payı anlayacak kadar öğrendik. Öğrenmek istemeyene ne yapabiliriz ki? İnsan bilgisini davranışlarına aktarabildiği kadar vardır. Gençler  “Torpilim yok” diye sızlanacak yerde, faydalanacak insan karşısına çıktığı zaman, faydalı kitap hediye edildiği zaman hemen okusunlar. Kendisine el uzatan bilgili insandan faydalansınlar. O zaman bir kişinin bile bir okulun öğretemeyeceği kadar bilgili olabileceğini görecekler. Bu kitap çalışmamızı da sabırla anlayarak okuyan insanlar bu yüzden bir okul olarak göreceklerdir. Kitapta tavsiye edilen kitapları okumaları onlara okul kadar bilgi birikimi hediye edecektir. Okumayı seven sanırım ne dediğimi iyi anlayacak. Ben duymadığımdan çok şeyi okuyarak öğrendim her kitap, gözlemlediğim her insan, beni anlayan dinleyen destekleyen her insanı bir okul kabul ettim. Bu da benim emsallerime göre gelişmeme sebep oldu.

SORU- Sohbet havasında yazılınca daha mı samimi oluyor kitap çalışması?

Turan YALÇIN- Evet. Nehir söyleşisi tadında sohbet havasında olunca daha samimi ve etkili oluyor. Hatta hayali kahramanları gerçek sanan veya kendisini anlattığımı sanan tanıdıklarda oluyor. Anlatım ne kadar samimi olursa okuyan üzerindeki etkisi okuyanın samimiyetine ve öğrenme isteğine bağlı olarak etkili oluyor. Kimi kitabı hediye etsen de okumuyor. Kimi okuyarak en az 5 arkadaşına okutuyor. O yüzden kitapları herkese değil çok şiddetli okuma isteği olan insanlara vermek lazım. Ben de öyle yapıyorum artık. Bu çalışmamızın da seneler sonra bile olsa kitap olacağına ve okunacağına inanıyorum. Önemli olan yazmak ve paylaşmaktı. Yayınlamak yayınevlerinin, okumak da öğrenmek isteyen özgüven sahibi olmak isteyen okurun işi.

SORU- Kitabın okur tarafından nasıl karşılaşacağını umuyorsunuz?

Turan YALÇIN- Kitabımızın çok büyük iddiası yok. Çünkü okuyanın samimiyetine bağlı öğreneceği şey. Dediğim gibi kimseye zorla faydalı olamayız. Kimi 5 kişiye okutur, kimi hediye etsek okumaz.  Ben faydasına ne kadar inanırsam inanayım karışımdaki inanmazsa ne edelim? Ama zamanla okuyan başkasına tavsiye edince elden ele kitabın önemi artacak ve okunacak inşallah. Özgüvenli olmaya azmeden insan sayısı arttıkça, gençler yaşanmış örnekleri araştırdıkça kitaba olan ilgi de artacak inanıyorum.

SORU-“Bu kitabı okuyanın özgüveni artacak “ diye bir iddianız yok mu?

Turan YALÇIN- Her yazar kitabının geniş kitlelerce okunmasını ister. Kitabının okuyana fayda sağlamasını, okuyanın bilinçlenmesini ister. Bu inançla yazar kitabını. Ama okur okuyunca faydalanamadıysa genelde hata yazara yüklenir.  Dedim ya okursa faydalanacağına çok inandığım bir arkadaşa verdim. “Elimde başka kitaplar var sonra okurum” dedi. Aylar sonra aradığında okuduğunu ve 3 yakınına alarak hediye ettiğini söyledi. Kimi de inatla okumadı. Kiminin çok beğendiği kitabı kimi de çok berbat bulabilir. Mesela bu yazı serisi olarak gazetede yayınlandığı zaman kimi bölümleri çok, kimi bölümleri de az okunabilir. İddia yazarın değil, okurun işi. Yazar inanarak yazar. Okurda inanarak okursa fayda sağlar. Faydalı olacağına inanarak okuyan faydalanacak tabii. O’nun bunun hatırına okuyan inanmadığından okuduğundan faydalanamaz. Daha önceki kitaplarımızdan bunu gördük Bu çalışmamızdan da okurun ne kadar faydalanacağını zaman gösterecek. Bize düşen önce gazetede yayınlatmak,  sonra kitap haline getirmek ve saygıyla okura sunmak. Gerisi okurun işi.

SORU- Özgüvenli yüksek insanla özgüveni düşük insan arasında ne farklar var sizce?

Turan YALÇIN- Özgüveni yüksek insanlar mesleki bilgisi çok olmasa da özgüvenli olmaları sayesinde insanlarla etkili iletişim kurarlar. Yaptıkları işin faydasına insanları inandırırlar. Sözleri daha etkili olur tabii muhatabı da sözden anlarsa.  Ağzına gelen her şeyi konuşmak da özgüven değildir. Özgüvenli insanlar nerede nasıl konuşacağını da bilirler. Bunu anlamayan havalı zanneder onları. Hazır cevaptırlar ve kendilerinin küçümsenmesine müsaade etmezler. Bu yüzden pek anlaşılmazlar.  Bu yüzden cesaretleri ile çevrelerini kendilerine hayran bırakabilirler. Kimseye yaranmak için çaba da harcamazlar. Kişilikleri ile iz bırakmaya gayret ederler. Muhatabını tanımadan konuşan insanlar ise uzun vadede kaybederler. Özgüvenli insanlar okumayı seven ve okumaktan faydalanan insanlardır. Özgüvenli insan konuşmasının faydalı olmasını amaç edinir. Özgüveni zayıf insan ise “güzel konuşuyor” desinler diye. Bu alışmamızı okuyan insanların, bu çalışmadaki İbrahim gibi uygularlarsa özgüvenleri artacak buna inanıyorum.

SORU- İnsanın bir  “yaşam koçu” olmalı mı demek istiyorsunuz?

Turan YALÇIN- İnsanlar kendilerinden bilgili, okuyan ve araştıran, iyi gözlem yapan, insanlardan faydalanmasını bilmeli. Çok zaman insanlar böyle insana rastladıkları zaman gereksiz gurura kapılarak mesela “  ben ondan yaşça büyüğüm” , “ben ondan kıdemliyim”, “o engelli ben sağlamım”  gibi gerekçeler ile o insanı kabullenemiyorlar. Bu gurur da onların öğrenmesine engel oluyor. O küçümsedikleri insan bilgili ise bilgili olmasından bir şey eksilmiyor. Sen faydalanamasan da başkası mutlaka faydalanıyor. Tüm bunlar özgüven noksanlığından kaynaklanıyor ama insan bunu anlayamıyor çok zaman. ”Yaşam koçu” değil de kendisinden bilgili ve faydalı şeyler anlatan insanı gördüğü zaman tüm komplekslerden sıyrılarak o insandan faydalanmaya ve çevresini de faydalandırmaya bakmalı. Yoksa hem kendine hem de çevresine özellikle yeni nesillere zarar verecektir. Çünkü çocuklar “büyüklerden böyle duyduk” demez, “büyüklerden böyle gördük” derler. Dede, nene bir insanı sevmiyorsa ne kadar bilgili olursa olsun ondan görerek, ondan da torun görerek o insanı sevmiyor ve genelde bilgili o insandan da dedenin nenenin önyargısından dolayı faydalanamıyor. Hikayelerimde, yazılarımda ben genelde bunu anlatmaya çalışıyorum. En büyük yaşam koçumuz ise önyargılarımızdan kurtulduğumuz ve ebeveynlerimizin yanlışında biz ısrar etmediğimiz zaman biz oluruz.” Dedemiz okumuyor” diye kitap okuma alışkanlığı edinemeyen insanlar var.

SORU-             Kitap okumak her şey mi?    

Turan YALÇIN- Tabii ki değil. Mesela bir genç tanıyorum her gün kütüphaneye gider. Ama konuşmaya çalışsan bir iki kelime konuşamaz. Okumaktaki amaç gelişmek olmalı. Bir adım ileri gitmek, özgüven sahibi olmak,  boş konuşandan uzak kalmak.  Başka genç tanıyorum. Çok kitap okuduğunu ama yalandan nefret ettiğini söyler ama yalanlarına çok şahit oluruz.  Bu okumak değil “okumayı kullanmak”  tır. Yani okur ama özüne inemez ve okuduklarından faydalanamaz. Okumakta amaç faydalanmak, özgüven sahibi olmak olmalı. İşte bu çalışmamda onu da anlattım.

SORU- Ciddi olarak okuyan ve uygulayan özgüven sahibi mi olur?

Turan YALÇIN- Tabii ki evet. Ben özgüvenli olmayı hep okuyup, okuduklarımı uygulamaya çalışmakla elde ettim. Bunu herkes anlayamaz. Anlayanlar “okumanın farkı bu” diyerek de sesli konuşmaz. Bunu kabullenmekte zor. Okumayı sevmeyen insan bunu kabullenemez de. Bunu en iyi kim anlar dersen “Oku” diye emreden Allah ve O’nu hakikaten severek okumayı anlayanlar derim. Başkalarının anlaması da zor.

SORU- Okurlarınız kitabınızı hayli merak ediyor?

Turan YALÇIN- Sabırlı olsunlar, gazetede yayınlanınca okuyacaklar ve  “kitap olsa da alıp yakınlarıma hediye etsek” diyecekler inşallah. Sadece siz değil torunlarınıza da okumak nasip olsun diyelim. En güzel miras okumayı sevdirecek bir kitap ve özgüven sahibi olmaya özendirecek bir kitap bırakmaktır bence. Bazı okurlarımız beni arayarak.” Dedeme siz ilk kitabınızı hediye etmişsiniz o da bana miras bıraktı teşekkür ederim” dediler. Bir yazarın yaşayabileceği en güzel mutluluklardan biri bu işte. Siz de okuyun saklayın çocuklarınıza ve torunlarınıza güzel kitaplar miras bırakın.

Çok güzel bir röportaj oldu. Okurlarımızın bu kitabı gazetede zevkle okuyacağına inanıyoruz. Çok teşekkür ederiz.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat