TOKAT GAZETESİ

ÖZGÜVEN OKULU 1 BÖLÜM: EL ÂLEM NE DER? -3-

Biraz soluklanarak çevreme baktım.  İbrahim’e bir şey ikram edememiştim daha .Kettle su koydum. Isındı. Kahveleri hazırladım. Kahve soğuyana kadar konuşmaya devam edecektik.

Aklıma gelen bir konuyu açtım.”İbrahim benim  oturduğum sitede  Bakkal Osman  bey var. Kendisi İmam Hatip Lisesini tek etmiş. İki kere iflas etmiş. Geçen konuşurken bana dedi ki  30 yıllık esnafım.2 kere iflas ettim. 30 yıl boyunca el alem ne der diyerek çevre dedikodumu yapmasın diye adeta diken üstüne yaşadım.  Senin verdiğin  kişisel gelişim dergileri sayesinde  el alem ne der  i bırakarak artık kendi doğru bildiklerimi  yapmaya başladım. Hem huzur buldum. Hem kazancım arttı. Hem de  ev sahibi oldum. Kendini geliştirmenin en güzel yolu el alem ne der i terk etmek ve doğru bildiklerimizi yapmaktır diyerek bana sarıldı kucakladı. Ben de bir  dostumu  komşumu değiştirmenin geliştirmenin sevincini yaşadım. Mutlu oldum. “

İbrahim  “ Bu bakkal ile tanışmak isterdim” dedi. Gülümsedim “ Neden olmasın ben insanları tanıştırmayı severim. İki insanı tanıştırmak , kaynaştırmak bana mutluluk verir” dedim.

Kahveler soğumadan  içmeye başladık. Bu arada odama  bir  Üniversite öğrencisi geldi. Bir kitap istedi.  O kitabı  verdim Öğrenci teşekkür bile etmeden odadan ayrıldı.

İbrahim’in yanına geldim. Masama oturdum. Baktım  İbrahim  deftere  notlar almış. Gülümsedim. Unutmamak için notlar alıyor ve   bu konu üzerine  düşüneceği belli oluyordu.

Çevreme baktım. Her yer yerel gazeteler, raflarda yüzlerce dergiler, kitaplarla doluydu. Odamda istisnasız 10 bine yakın kitap dergi koleksiyonu vardı. Bu kitaplar arasında ben mutlu oluyordum. Okuyordum  gene okuyordum Ama hep okumakla olmuyordu. Arada  dinlenerek   okuduklarımızı paylaşmak bana mutluluk veriyordu. İbrahim’in yanıma gelmesi ve güzel verimli sohbet etmemiz.Bunu da paylaşmamız  bu dostluğa artı değer katacaktı. Dedikodudan uzak, bencillikten uzak, hatta bencilliği eleştiren gelişimi yücelten  bir dostluk. İkimizin de kazandığı  manevi olarak güçlendiği bir dostluk.

Bu konuyu İbrahim ile paylaşmanın mantıklı olacağını düşünerek   durumu ona açıklamak istedim. “İbrahim Kardeşim,, burada sana anlatmak istediklerim  önemli konular ve  eğer  bu konuştuklarımızı dikkatle dinlersen ve uygularsan    konuşmalar  bittikten sonra özgüvenin gerçekten artacak. Ama önemsemez ve   bir iki konuşmadan sonra usanırsan   ve gelmemeye başlarsan  bir şey öğrenemezsin. Peygamberimiz bile İbadetlerin az ama devamlı olanın Allah katında değerli olduğunu   söylüyor. Yani ibadetlerimiz bile planlı programlı ve  düzenli olmayı öğretiyor bize.

İbrahim bu konuda   bir soru soracak gibi baktı. Bekledim. Sorusunu sordu”  İbadetlerimiz planlı programlı olmayı öğretiyor  da çok insan ibadetlerini devamlı yaptığı halde  neden gelişemiyor?”Güzel bir soruydu.  Bu konu üzerinde  kitaplar yazılabilirdi. Ama ben İbrahim’e bunu açık, net ve anlayacağı şekilde anlatmalıydım.

Bir süre düşündüm “İbrahim ibadetlerimizi üzerine düşünerek yapmazsak, içten samimi olmazsa,  başkalarına şirin görünmek için yaparsak ve   başkaları  ne der yani el alem ne der i düşünerek yaparsak  tabii ki verimli olmaz ibadetlerde. Zaten ibadetlerin de   bir kuralı var ve bu kurallara uyulmadan yapılan ibadetlerin faydalı olamayacağı  da  kitaplarda  , dini adamlarınca anlatılıyor. Yani ibadette de   hayatta da samimiyet ve içimizden geldiği gibi yapmamız bize başarı  getirecek”.

Tam bu sırada aklıma bir şey geldi.

İbrahim’ e         öğrencilerden örnekler vererek anlatmanın   daha   etki bırakacağını düşündüm. Ve Öğrencilerden örnekler vererek konuyu anlatmaya çalışacaktım.

“İbrahim diyelim ki, seninle beraber şurada en yakın arkadaşın da gelmek istedi özgüvenli insan olmak için   sohbetlerimize katılmak istedi. İki  buluşmadan sonra  usandı.  Bahane üstüne bahane  üretti. Arkadaşlarına da  bizim konuşmamızın boş olduğunu,konuşmamızda O’nu kullandığımız, zamanını boşuna harcadığımızı  söylemeye başladı. Aradan geçen zamanda sen inanarak, severek, güzel güzel geldin, dinledin, anladın, uyguladın. Özgüvenin arttığı gibi derslerde de  verimli olmaya başladın. Özgüvenin artınca gereksiz konuşmaları  bıraktın. Sana verdiğim kitapları okudun, düşündün.Uyguladın. Sonunda tabii ki özgüvenli adam olmanın yanında  yaşamanın sevinci ile doldun. Neden?

İbrahim muzipçe baktı “ Ben sizi önemsedim. Saygıya dinledim. Sevdim. Anladım. Sizden faydalanacağıma    inandım da ondan “

Ona muzipçe baktım. “İşte ibadetlerimiz de  aynen böyledir. Samimi olunca, uygulayınca o ibadetlerden de zevk alırız. Eğer  samimi olmaz da  laf olsun , el aleme karşı dindar görünelim diyerek   zaman geçsin diyerek yaparsak o zaman da verimli olmaz  ibadetlerimiz”.

İbrahim dikkatle bakarak bana  kısık  göz kapaklarını  araladı   kara  gözleri ile bana baktı “ Anladım abi. Üzerinde düşüneceğim” dedi.

İbrahim  ve bende kahvelerimizin  soğuduğunu hissettik. O da bende kahvemizden birer yudum aldık.

İbrahim bir şeyler öğrenmenin, ben de bir şeyler öğretmenin sevincini yaşayan iki insan olarak  abi kardeş gibi sohbet ediyor, koskoca bir okul olan  dünyada  kütüphanenin   bir odasında   o odayı okul haline dönüştürüyorduk. Kimsenin dedikodusunu yapmadan, örnek alınacak   olay ve şahsiyetleri küçümsemeden, o şahsiyet ve olaylardan ders alarak   güzel bir dostluğun sevincini  yaşıyorduk.

İbrahim’e bakarak “ Sanırım el alem ne der” i ciddiye almanın insanın psikolojisinde ne derin tahribatlar yaptığını anlamaya başladın”. Dedim.

Anladım der gibi başını salladı.

İbrahim’e bakarak “ Sen kim için yaşıyorsun İbrahim?” dedim. Önce şaşırmış gibi bana baktı. “Tabii ki önce kendim için” dedi.  Ona manalı manalı bıyık altından gülerek baktım. “ Bu bencillik mi?”  O da manalı gülüşüme manalı bir gülüşle cevap verdi. “Hayır  tabii ki. Önce kendim okulumu tamamlamam iyi bir tarihçi olmam, ders kitabı dışında da kitaplar okumam, sizin gibi bizi seven ağabeylerimizle sohbetler etmem lazım” dedi. Sonra bana muzipçe bir manalı bakış attı  “  Sizin vereceğiniz dergi ve  kitapları da okumam, düşünmem, uygulamam ve  hayatıma faydalı olup olmadığını da sorgulamam   lazım. Bu bencillik değil, gelişim olacak  dedi.“

İbrahim’in bu güzel düşüncesi hoşuma gitti ve daha ilk konuşmamızda  bu kadar  konuyu anlamasına   memnun kaldım.

“O  halde  İbrahim , burada  konuşmamızda gördüğün gibi haftalık konuşmalarımıza devam edeceğiz ve  sen de ben de “ el alem ne der” i  düşünmeyecek ve  bizler bu sohbetten ne kadar zevk aldığımızı ne kadar güzel öğrenme sürecinde olduğumuzu   göreceğiz. Bu buluşmalar birbirimiz ile alay eden yani eğlenen   bir konuşma yani geyik muhabbeti olmayacak ama   arada konuşmalarımıza da  espri katacağız . Bu espriyi de ikimiz de yanlış anlamayacak ve   öğrenmenin içinde az   eğlenme olmasının faydasını göreceğiz. Pilav üstü   kurufasülye  ya da pilav üstü döner  keyfinde olacak” deyince  İbrahim kahkahayı patlattı.

“İbrahim “ El alem ne der” i önemseyerek   insan bir yere gelemez. Bak ben 35 yıllık yazarım 12 yaşından bu yana elimden kalemi düşürmem.   Bu hayatım boyunca  binlerce kişi ile tanıştım. Okullarda konferanslar verdim. Kitaplar yazdım.  Övgü yapan  10 kişi ise eleştiren 1000 kişiydi. Beni öven 10 kişi varsa bana gerçek manada  kitaplarım için destek olan, onların basılması  için  çabalayan, kitaplarım çıktığı zaman  alarak çevresine hediye eden  sadece 10 kişiden bir ya da iki kişiydi. Çok insan da destek oluyor görünerek beni  küçümser,  “Neden kitabımı alıp çevrenize hediye etmiyorsunuz?” dediğim zaman  “ Kitabını tebrik ettik ya, çevremize anlatıyor, seni göklere çıkarıyoruz” diyerek  güya bana destek oluyor gibi görünerek alay ederlerdi”

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat