TOKAT GAZETESİ

ÖZGÜVEN OKULU 1 BÖLÜM: EL ÂLEM NE DER? -4-

ÖZGÜVEN OKULU 1 BÖLÜM: EL ÂLEM NE DER? -4-

Biraz soluklandım. Bardakta kalan son yudum kahvemi de içtim. Ardından bir bardak su içtim. Biraz olsun   beni küçümseyenlerin  verdiği kızgınlık ve kırgınlık içtiğim bir bardak suyla serinletmişti beni.

“ İbrahim Kardeş, yayınevi satmayan bir kitabı basar mı?  Beni sevdiğini söyleyen akraba, komşu, arkadaş benim kitabımı alıp okumazsa,  benim kitabımı alıp hediye etmezse çevresine, kuru övgülerin bana ne faydası olacak ?  Bizlere övgüden çok bizleri gençlerle buluştursunlar. Kitaplarımızı  eş dost 1 veya 2 tane alıp okursa  gücü olan 50 tane alsın, hediye etsin” dedim.

Bir süre sustum. İbrahim’e baktım. Beni dikkatle dinliyordu.

“Yani el alemin tutumuna baksam, ben yazarlığı bırakmam, yayınevinin de benim kitaplarımı satmıyor diye  basmaması lazım. Yani el aleme bakarsak   bir hiç olmamız lazım. Ama ben inatla yazarak okuyarak, anlatarak , yayınevi de kitabı basarak sabırla  ileriye gideceğiz. Sen de el alem ne der i bırakarak her hafta yanımıza   gelerek   öğreneceksin.  Eğer el aleme bakarsan   benim yanıma bir daha gelmemen lazım. Ama   gelirsen sana fayda sağlayacak. Bu yüzden” el alem ne der”  i terk etmek   özgüvenli insan olmanın ilk dersi. Sanırım bunu  sen de  anladın. Bunu sadece sana değil herkese anlatıyorum ben.

İbrahim anlattıklarımı  anladığını belli eden tavırla sabırla dinliyor ve  yeni şeyler öğrenmenin yanında   ben anlattıkça  eski bilgilerini de tazeliyordu.

İbrahim’in konuştuklarımdan tatmin olmadığını görünce konuşmaya , örnekler vermeye devam ederek   devam edecektim.

“Önce can sonra canan” diyen atalarımız   bununla   önce bizim güçlü olmamız   lazım ki , güçlü irademizle önce   kendimize faydalı olalım, sonra da  psikolojik ve manevi  olarak   başkalarına yardım edecek gücü bularak  onlara faydalı olmamızı   ümit ederek söylemişler”

Bir söz vardır “ Bazılarını   her zaman, bazılarını bazen, ama herkesi her zaman memnun etmek mümkün değildir” der.  

İbrahim aklına gelmiş gibi “ Ama  Abi, mesela  senin yanına geleceğim zaman, arkadaşım bana derse ki, bırak ya o adamı gel  senle yemek yemeye gidelim, pikniğe gidelim” derse ben ne ederim. Eğer o arkadaşıma gitmezsem   bana küser.

İbrahim ‘in sorusu gerçekten haklı ve mantıklı soruydu.

O’na  sorduğu sorunun mantıklı olduğunu  hissettirerek , vereceğim cevabın da bir o kadar önemli olduğunu yüz ifademle göstererek , dikkatli dinlemesini söyleyen bir ifade ile baktım.

“İbrahim buraya gelmek sana fayda sağlayacaksa buraya geleceksin. Arkadaşına beraber olacaksan ona gideceksin. İkisinin hangisinin faydalı olduğunu da  sen  aklınla karar vereceksin. Eğer benim yanıma geleceğin zaman arkadaşın sana onunla gitmediğin için küsmesinden çekiniyorsan,  demek ki arkadaşın  onun yanına gitmen için seni tehdit ediyor, senin  O’nun yanına gitmediğin zaman  küsecekse demek ki senin iyi arkadaşın da değildir. Öyle arkadaşla da özgüven sahibi olmak isteyen insan arkadaşlık kurmaz.”

İbrahim’e biraz daha dikkatle baktım. Bu anlatacağımın   şimdiye kadar anlattığımdan daha önemli olduğunu  vurgulayacağımı hissettirdim.

“İbrahim buraya her hafta gelirsen vereceğim bilgiler melayani (Boş) bilgiler olmayacak, senin özgüven sahibi olmanı,  ilerde  iyi bir Tarih Öğretmeni olursan özgüven sahibi öğrenciler, baba olursan   özgüven sahibi çocuklar yetiştirmeni sağlayacak. O yüzden  hangisinin faydalı olduğuna karar vererek  “el alem ne der “ i bırakıp “arkadaşım ne der , ne yapar” ı da bir kenara bırakarak   öğrenmeye devam edeceksin. Yok ben arkadaşımın  yanına giderim sana gelmem dersen ona da saygı duyarız  ve  ilerde  bu davranışından pişmanlık duyarsan bizleri suçlamaya da hakkın olamayacağını sanma söylemek isterim. Çünkü   neyin fayda neyin zarar olduğuna sen karar veriyorsun, kararlarından   oluşacak sonuçlardan da sen sorumlusun ben veya başkası değil.”

Bu konuşmam  İbrahim’e çok tesir etmişti. Ben de konuşmama devam ettim.

“İbrahim Kardeşim,  işte el alem ne der  veya arkadaşım ne der, bana küser mi diyen gençler kendilerine güzel bilgiler verecek  hocaları, yazarlar, bilge insanlardan uzak durarak hem gelişemiyorlar, hem de özgüven sahibi olamıyorlar. Bunun farkına  varamadıkları, kendilerini tanıyamadıkları için de kendilerini suçluyorlar.  Mesela  seninle 10 haftalık bir programda özgüven sahibi olmayı konuşacağız. Bir süre sonra  bu konuşmalar ciddiye aldığın takdirde sende “ keşke  daha sık buluşsak “ diye içinden geçireceksin.”

İbrahim beni dikkatle devam ediyordu.

“Sevgili İbrahim, hayatım boyunca belki binlerce, yüzlerce gençle tanıştım. Onlara bugün senle yapmaya başladığımız konuşmaları   yapmak istedim. Ama birkaç kişi haricinde bu çalışmalar başladığım 10 sene boyunca planlı programlı gelen olmadı ki anlatayım. Herkes bir iki defa geldikten sonra davetlerimizi “arkadaşıma söz verdim ona gideceğim” diyerek ret etti. Bende güle güle dedim. Ama seneler sonra karşılaştığımız  çok kişi pişmanlıklarını da anlattılar. Yani bizde iş işten geçtikten sonra insanın değeri  ve yapmak istedikleri anlaşılıyor.”

Saatime baktım. Mesaimiz bitmek üzereydi. İbrahim’e baktım sonra. İbrahim halen konuşmamı  isteyen , konuşmamı dinlemeye doyamayan  bir insanın tavrı ile bana baktı. O’na sevgi ile bakarak  dedim ki:

“İbrahim konuşmamı dinlemeye doyamadın. Bak sana bir önerim var. Ben her  hafta buluşma ve konuşmamızdan  sonra konu ile alakalı çok sevdiğim ama  daha önceden okuyarak  etkilendiğim bir kitabı sana tavsiye edeceğim. Sen bu kitabı mutlaka 1 haftada okuyacaksın ve   ertesi hafta da  kısaca bana anlatacaksın. Bende sana   tavsiyelerde bulunacağım. O kitap ta sohbetimiz kadar seni etkileyecek. Tamam mı?”

Durdum. Biraz daha düşündüm ve  edebi üslupta yazdığım  mektuplar geldi aklıma. Her hafta   bir tanesini İbrahim’e vereyim de okusun dedim. Bu mektupları yazdıktan sonra yerel basında yayınlanmış ve  ilgi ile okunmuş   hatta bazıları defalarca  yerel  basında yayınlanmış, internette ve   kişisel gelişim dergilerinde okunma rekoru da kırmıştı. İbrahim’in de okuyarak mektuplardan faydalanacağına inanarak  bilgisayarımda  kayıtlı olan  mektuplardan bir tane seçerek yazıcıya çıkardım.

“El alem  ne der” e bakmadan dedikodudan uzak bir dostluğu anlatan  bir mektuptu bu. İbrahim’e bu mektubu  birkaç defa okumasını  ve en yakın arkadaşlarına da okutmasını istedim. 

 

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat