TOKAT GAZETESİ

AŞKA SUSAMIŞLIK

AŞKA SUSAMIŞLIK

 

"Aşk nedir, aşka susamışlık nedir?” Diye dün akşam bir an düşündüm. Gönül dilimden dökülen kelime gruplarının yan yana sıraladım…

                Suskunluğun öte yüzünde gönül kalelerini ve kulelerini yıkıp, bitmez tükenmez bir dünyanın içinde kendini bilmek… “Kendini bilen Rabbini bilir.” anlayışını nefislere hâkim kılmak.

                Yüreğinde cevahir taşıyan ahuların gözünde, bir damla yaşla sonsuzluğun kapısında sonsuzda dek beklemek…

                Af olunmak için üzerine basılacak bir kabul kapısında ebediyete kul olmak…

                Derdine dermanı, ebedi çile bilen; yüreği ezilip büzülmüş, yokluğun içinde yok olmuş, O’nsuzluğun çilesiyle yüreği çölleşmiş bir dava adamının çilesini biteviye yaşamak…

Ak küheylanlarla gökyüzü ırmaklarını yedi Süreyya’ya taşımak…

Anmak, anlamak ve her şeyden sıyrılmak…

Masivadan, anadan, babadan, yardan, candan, canandan ayrılmak…

Gurbet ellerde, Veysel Karani gibi yanıp yakılmak…

O’na uzanacak kapıda bir kelb gibi beklemek…

“Keder, eder insanı heder,” diye ağlamadan, sızlamadan kadere ve kedere sevdalanmak…

Bütün kederlilerin kederini üzerine alacak kadar koca yürekli olmak…

Derdmendliğine âşık, ehl-i aşk olmak…

Öteler ötesi bir dünyanın içinde farkında olunmak…

“Bizim mi?” diyecek dudaklarından arasından çıkacak sırlı kelimelerin kölesi olmak…

Uçsuz bucaksız bir vahanın kenarında bir “Hay!” lafzından neşvünema olacak saba yelinin önünde bir kuru yaparak misali oradan oraya savrulmak…

                Ya da Fuzuli misali:

“Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl

Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su” diyerek Fırat nehrinden bir damla su olmak…

İşte aşk da bu, aşka susamışlık da bu…

Mehmet Emin ULU

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat