TOKAT GAZETESİ

ÖZGÜVEN OKULU 2. BÖLÜM: TAM İNANMAK

ÖZGÜVEN OKULU 2. BÖLÜM: TAM İNANMAK

Aradan tam bir hafta geçmişti. Ben  işlerimin  içine dalmış  Kütüphanede işimi yaparken, dergileri düzenleyerek, gazeteleri arşivler derler, sonradan da   mesai bitene kadar kitap okumaya gayret ederdim. Güzel konuşma ve güzel yazma    benim ilgi lanım olduğundan   bu konudaki kitapları   kütüphaneye   gelince ilk ben okurdum.

Benim bu konuda   ilgimi bilen Kütüphanecimiz ve kitap sevdalısı genç Dilek Hanım  bu konudaki  kitapları demirbaşa kaydeder etmez bana getirirdi. Bu da  hoşuma giderdi.

Ben kitabımı okumaya dalmıştım ki, kapının açılarak yanıma birinin geldiğini bile fark edememiştim. Bir ara masamda  otururken , kitaptan başımı kaldırarak  okuduğum güzel  bir  bölümü düşünmeye başlamıştım ki, masanın öbür ucundaki misafir koltuğunda  siyah gözlerini kısarak bana   gülümseyerek bakan İbrahim’i gördüm. Tek başına gelmiş, sessizce  karşıma oturmuş, mutlu, kendinden emin ve özgüven sahibi bir insan edasıyla  bana bakıyordu.

Şaşırmamın sebebi ise  bugüne kadar gençler  gelmiş, benimle tanışmış,  onlara kitaplar, dergiler , kalemler, bloknotlar vermiştim. İçimden geldiği gibi.. 

Her gelmelerinde   devamlı gelmelerini, gelişim, iletişim, güçlü   hitabet konularında sohbet edeceğimizi , onların gelişimine katkıda bulun maktan zevk alacağımı söylemiştim. Ama çoğu yeniden gelmemiş, bazıları gelmiş ama  ya dedikodu yapmaya , ya da şunun hakkında  , bunun hakkında benden malumat almaya çalışmışlardı.

Ben ise öğrenme ve öğretme amacında olduğumdan  bir süre sonra bunlardan rahatsızlık duymaya başlamıştım.

Bazıları da  kendileri tanışınca etkilenmiş, sonradan arkadaşlarını da getirmiş ama hemen  çoğu da erkenden usanarak   daha gelmemeye, yolda görünce beni uzaklaşmaya başlamışlardı. Bende bunları saygı ile karşılayarak   özgüven sahibi olmayan ve olmak  da istemeyenlere karşı  yapacak bir şeyimizin olmadığının   farkına vararak, ısrar etmenin de anlamsızlığını görerek  kendimi geliştirmeye  karar vermiştim.

İbrahim’e  bakarken bunları düşündüm.

İbrahim’e her söz söyleyeceğim zaman mutlaka  ismi ile hitap edecektim. Çünkü, bir insan   kendine ismi ile hitap eden insanlardan hoşlanırdı. Kendine ismi ile hitap edenlere daha çok sevgi ve syagı beslerdi. Okuduğum kitaplardan bunu anlamıştım.

“Hoş geldin İbrahim” diyerek  kitabımın arasına ayracı koyarak ayağa kalkarak masanın öbür ucuna geçip İbrahim’i hasretle kucakladım. İbrahim’de  beni m elimi öpmeye  çalışınca  bunu kabul etmeyerek yeniden masanın    öbür ucuna geçerek  oturdum.

“İbrahim Hoş geldin, beni şaşırttın” dedim.

“Neden abi ?” dedi.

“İbrahim, senelerce   gençlerle  ilgilendim. Onlara kişisel  gelişimi, özgüveni, kısaca hayatta başarı yollarını  anlatan konuşmalar yapmak istedim. Ama gençler bazen benle alay ettiler, bazen küfür ettiler, bazen   dedikodumuzu yaptılar, bazen de   aklıma  gelmeyecek şeylerle itham ettiler. Akıllarınca kendileri haklıydı. Ben de   hiç bit şey söylemeden uzaklaştım. Yolda görsem görmemezlikten geldim. Bir süre sonra salim kafayla düşününce  neyi kaybettiklerini anladılar ama o zamanda ne buradaydılar, ne de  benim onlara yeniden ısınmam  mümkün oldu. Yani  bunun konumuzla ne alakası var  dersen,  bugün özgüvenli olmakta  inanmanın önemini anlatacağım. “

Biraz düşündüm Konuyla balıklama dalmıştım. Gerçekten de öyle olmuştu. İlk olarak geçen hafta verdiğim kitabı  konuşmamız lazımdı.

“İbrahim kusura bakma, geçen hafta sana verdiğim” Her şey Seninle başlar” ı okudun mu ?

“Okudum abi. Gerçekten de size çok teşekkür ederim. Kitap tam manası ile beni derinden etkiledi.  Özgüven sahibi olmayı, öğrenilmiş çaresizliği öğrenilmiş çarelere dönüştürmeyi öğretti bana. Gerçekten de insan olarak içimizde büyük  bir potansiyel varda biz   farkına varamıyoruz”

Kitabı okuyarak faydalanmasından çok memnun kalmıştım. Verdiğim bir hediyenin bu kadar faydalı olması beni mutlu ve bahtiyar etmişti. İbrahim de  bunun farkına vararak  bana  teşekkür ediyordu. İbrahim bu mutlulukla

“Abi, bu kitabı bir kere daha  okuyacağım ve  çevreme de okuması için tavsiye edeceğim. Hatta  kardeşlerime  hediye edeceğim. Mektubu da okudum ve gerçekten de  faydalı buldum. Size bu konuda da ayrıca teşekkür ederim. Bu mektupları da fotokopi ile sınıf  arkadaşlarıma ve ev arkadaşlarıma vereceğim inşallah ve  bende bir dosyada saklayacağım. Sahi abi bu mektupları kitap yapsanız  çok okunur” dedi.

Bu  konuşmadan sonra   İbrahim’in kitaptan ve mektuptan tam  fayda sağladığını   görerek mutlu oldum ve  bir kitap ve mektup konusunda   başka soru sormaya  gerek duymadan  konuya  başlamam gerektiğine inanarak   İbrahim’e bu hafta konuşma konumuzu anlatarak başlayacaktım.

“İbrahim  özgüven sahibi olmanın ikinci yolu   özgüven sahibi olacağına tam olarak inanmandır.”

İbrahim bana hayretle bakarak” İnanmanın tam inanma , yarım inanması mı olur abi” dedi.

“İbrahim Kardeşim, inanmak başka lafta inanmak başka yarım inanmak başka , tam inanmak başka. Bak  senle yaptığımız  bu konuşmayı  başkalarıyla  da yapmayı çok istedim ama  özgüven sahibi olacağına tam inanamadıkları veya   çevrelerinin el alem ne der baskısına boyun eğdikleri ya da   sabırla   gelemedikleri için seneler önce yapmayı planladığım bu konuşmalar sana nasip oldu. Senin de tam inanıp inanmadığın   bu konuşmalar  tam manası ile sona erdiği zaman anlaşılacak”

Bunu söylerken  İbrahim’e dikkatle baktım. İbrahim” ne söyledin tam anlamadın abi” manasında bana bakıyordu. Meseleyi anladığımda  söze devam ettim

“İbrahim bir  okulu  3 te bırakırsan sana diploma vermezler. Bir iş yarıda bırakırsan sana  tamamladığına dair  sertifika vermezler. Sertifika alabilmen için de kursun  sonunda  seni sınava alırlar. Ben korkma seni sınav yapmayacağım, sana sertifika da vermeyeceğim ama  bu  konuşmalarımız tamamlanınca  çok güzel  bir hayat tecrüben, özgüvenli bir Tarih öğretmeni olacaksın. Eminim öğrencilerin de seni özgüven sahibi olduğundan çok sevecek ve sen de onlara özgüven aşılayacaksın” dedim.

Ben bunu  söyleyince  İbrahim   başını kaşıyarak düşünmeye başladı. Bende O’nun   düşünmesine  fırsat vermek için, çaylarımızı almak için çay ocağına indim.5 dakika sonra odama   geldiğimde İbrahim’in  konuyu anlamış  olduğunu   anlatan sıcak  gülümsemesi ile karşılaştım.

İbrahim  konuşmaya  hazır olduğundan sustum. İbrahim gülümsemesi   yüzünden eksik olmadan bana bakıyordu. Konuşacağı sırada ciddi olarak bana baktı.

“Konuyu anladım abi. Ben  seninle ilk tanıştığım zaman da  “ işte gerçek manada  gelişimime destek olacak bir abi. Ondan faydalanabilirim” diye düşünmüştüm ve yanılmadım. Ben İngilizceden bile sınıfta kaldım. Halbuki  Erasmus yapmak bir Avrupa ülkesinde   eğitim almak isterim. Sizinle ilk buluşmamızda  ve  verdiğiniz “ Her şey seninle başlar” ı okuyunca  özgüvenim bir adım ileri gitti ve ben İngilizce kursuna gidersem   başarılı olacağıma inandım. Geçen  İngilizce kursuna yazıldım. Ve sizinle her hafta sohbete gelmeye de kendime söz verdim. Geçmişse baktığım zaman   gerçekten de  sizin gibi ağabeyler olsa özgüvenim daha da artardı diye düşünmeye başladım. Ama geçmişi bir kenara bırakarak  sizin bana çok faydalı olacağınıza  inandım. Ve  Özgüvenin de gerçekten böyle sohbetler ile   kitap okumalarla artacağına daha çok inanmaya başladım.”

Konuyu açık ve net anlatınca, karşımdaki insana da konunun önemini gerçek manada anlayınca, alıcısı açık olunca mesele gerçekten en kısa zamanda   anlaşılıyor açıklığa kavuşuyordu. İletişimde  açık ve net olmanın , samimi olmanın önemini bir kere daha  anlamanın  farkına varınca  başka insanlara da  düşüncelerimizle faydalı olmanın sevincini yaşadım.

Çaylar soğumadan içmeye başladık. İbrahim büyük incelik göstererek  bir iki paket  bisküvi getirmişti. Bir iki ondan atıştırdık. Dedikodu etmeden   güzel bir sohbetle el ele bazı şeylerin farkına varmanın sevincini yaşıyorduk. Hayatta anı yaşayarak mutlu olman buna denirdi.

Çaylarımızdan birer  yudum daha alınca konuşmaya başlayacağımız her ikimizde  anlayınca  ben konuşmaya başladım.

“İbrahim  bir meseleye tam inanmak  insanı sabırlı yapar. Mesela  bir  kız  lisede bir erkek arkadaşını sever ve O’nun da kendisini sevdiğine inanırsa Üniversite de önüne   daha zengin, daha başarılı, daha yakışıklı ve kendisine daha çok asılan bir erkek çıksa da  kendine inanan kendisini de   sevdiğine inandığı   ilerde kocası olacağına inandığı insanı senelerce okul bitene işe girene askerliği bitene kadar bekler. Sabırla bekler. Çünkü karşısındaki insana tam inanmıştır ve  deyim yerinde ise  adam gibi inanmıştır”

 İbrahim  benim yüzüme bakarak  güldü

“Leyla Mecnun’a,  Ferhat  Şirin ‘e  inanmıştı” yani dedi.

Güldüm

“Koskoca dağları delecek kadar” dedim.

Kahkaha ile güldük ikimizde. Hatta   bir ara kapının açıldığını hissettim. Yan odada arkadaş kahkahaları duymuş merakla kapıdan  baktıktan sonra  sorun olmadığını görerek geri odasına dönmüştü.

Bir süre daha  susup soğuyan çaylarımızdan son yudumları da  içerek  kuruyan ağzımızı  ıslattık. Tatlı sohbet  ilerliyor, zamanın nasıl geçtiğini de unutuyorduk.

Konuşmaya kaldığımız yerden devam etmeye başladık.

“İbrahim Kardeşim sen burada bana inanarak , gelişime inanarak geliyor, özgüven sahibi olacağın , özgüvenin artacağına inanarak  sohbeti dinliyorsun. Burada   inanmanın gücü var tam inanmak  öyle  bir güçtür ki kimse yolundan döndüremez inanan insanı.”

İbrahim  yüzüme  söylediklerime tam inanamamış bir halde bakmaya başladı.

“İbrahim, ben  içlerinde hiç Üniversite okumamış  bir ailede  büyüdüm. Hatta   lise 1 de iki sene üst üste kaldım. Kimse lise bile tamamlayacağıma inanamazken   ben  önce  liseyi tamamladım. Sonra  Üniversiteyi İstanbul’da tamamladım.   Üstelik de işitme engelliydim. Annem , babam , en yakın arkadaşım, hatta ilkokul  öğretmenim, öğretmenlerim hiçbiri bana inanmadı. Ben inandım ve  İstanbul’da tamamladım. O okulu tamamlayacağıma bile  lise de sınıf arkadaşlarım inanmadı. Ben Allah’a ve  kendime inandım. Sonuç ortada. Daha sonra işte çalışırken bir Üniversite daha  tamamladım. Okumanın  gücüne tam inandım . Güzel kitapları okumanın önemini anlasa insanlar gece gündüz kitap okur. Bu okuma konusu da   başlı başına bir kitap  konusu. O’nu da   bir kitap yapmak lazım.”

İbrahim bu sözüm karşısında:

“Abi sizin her sözünüz zaten bir kitap. Buna  inanmayan neler kaybetmiştir neler..”  dedi.

“Öyle deme İbrahim Kardeş, bunu bana değil başkalarına inanmayanlara anlatmak lazım. Sen öyle diyorsun ama geçmişte benim bu konuşmalarımı inanç kırıcı, moral bozucu kibrinden dolayı bize havadan bakarak ukalalık yapan bir adam  diyenlerde az olmadı hani.”

İbrahim bana baktı. Gülümsemesi  kahkahaya dönüşecekti ki sus işareti yaparak   sakin olmasını söyledim parmağımla.

“Abi onlar neyin ne olduğunu anlamamış insanlar”

“İbrahim kardeşim , beni ilgilendiren konu değil onların tutumu. Bana gelene ben anlatacağım. Anlayan anlar. Önceleri  bu  tutumlar karşısında  nerede ise bir  yakınım  ölmüş gibi yas tutar ağlayacak hale gelirdim. İnsanlar gelişime neye inanmaz. Neye okumaz. Okuyanla neden alay eder diye. Gerçekten de   bu  tutumumuz karşısında insanların  böyle davranması kendi kişiliklerini öldürmüş kadar tehlikeli hal. Ama insanlar anlamıyorlar. İnsan olmamızın  sebebi düşünmemiz hayal etmemiz, insanlar faydalı olmamız, olumlu düşünmemiz. Ama  olumlu olamıyor çok insan. Çünkü gelişeceklerine inanamıyorlar ve  harekete geçemiyorlar.”

“Konuyu anladım Abi. Siz  Örnekleri anlattıkça inancım daha da artıyor. Özgüvenim   gelişecek. Buna inanıyorum.

İbrahim insanların inanması , güvenmesi kolay olmuyor. Bakın ben  10 seneden beri aynı sitede  oturuyorum. O sitede    bakkalımız var. Onunla  nerede ise her gün muhatap oluyoruz. İlk başlarda diyalogumuz alış veriş yapmaktan ibaretti. Sonra  yazı yazdığım Kişisel Gelişim Dergilerini vermeye başladım. O da işlerden fırsat buldukça okudu. Dükkanın  en sakin olduğu zamanlarda  çay içmeye gitmeye başladım. Sohbeti koyulaştırdıkça gece   markete gelen Üniversitelilere de dergiler vermeye, beraberce  onlara gelişimi anlatmaya başladık. Ama  gençler inanmadıkları  için   bir ilerleme olmadı. Ama Bakkal Osman  mutlaka inandı ve  O’na kitaplar vermeye devam ettim. Şimdi Bakkal Osman ile   beraber dergiler dağıtıyoruz. Yazarları ilimize davet ederek onlarla sohbetler ediyoruz. Dostluklar kuruyoruz. Başkaları inanmasa da biz gerçek dostluğun, insanları  motive etmenin sevincini yaşıyoruz. İki insan inanınca Hayat gerçekten  güzel.  Anlamayana , inanmayana ne edelim  Kardeşim”

İbrahim bana bakarak

“Osman beyle tanışmak isterdim” dedi.

“Neden olmasın biz insanları tanıştırmayı çok severiz” dedim.

Biraz sustuk. Çayları   tazelemek gerekti. Kalktım. Çay Ocağına indim. Bu tutumum ile  İbrahim’e konuşmalarımız üzerinde biraz düşün   mesajı vermekti.

Çayları alıp  odaya geldim.  Bir süre çayları karıştırarak   otuyorduk. Sonra  İbrahim’e işaret ederek kalkmasını söyledim.   Beraber pencerenin önüne geldik. Aşağı bakınca caddede insanlar   bazıları aşağı bazıları yukarı yürüyordu. İbrahim’e bakarak

“Bunlardan hangisinin özgüven sahibi, hangisinin  özgüven sahibi olmadığını anlayabilir misin ? “ dedim.

Benim yüzüme bakarak

“Bu mümkün mü abi? dedi.

Safça, samimi olarak sorulmuş bir soruydu.

“Yüz okuma sanatı bilmiyor musun?” dedim.

Bilmediğini söyledi.

“İbrahim, dil yalan söyler ama vücut  yalan söylemez. Eskiden İbrahim Hakkı  Hazretleri Marifatname’ de  bunları anlatmışlar. Ayrıca uluslararası  diplomatik  araştırmalarda  bu vardır.2. Abdülhamid’in resimlere bakarak   insanları göreve atadığı da söylenir. Cumhuriyet döneminde  de zaman  zaman   devlet adamlarının  resimlere  bakarak   kişilik okuduğu bakan veya milletvekilleri seçtiği söylenir ama bu ne kadar doru bilemem. Ben  vücut dili olan Fizyonomi üzerine birkaç kitap ve kişsel gelişim dergilerinde   yazılar okudum. Biraz üzerine düşününce gerçekten de doğru olduğunu anladım. Tabii yüzde 100 doğru diye bir şey de yok”

Baktım İbrahim ilgi ile dinliyor.

“Bu konumuzun dışında aslında. Biz  Özgüven sahibi olmakta  inanmanın, tam inanmanın öneminden bahsediyoruz. Bu konuda  yeri geldiği zaman konuşulacak” dedim.

Bir süre caddede telaşlı telaşlı geçen insanları, otoparkta  otomobillerine boş yer arayan insanları izledik. Sonra yeniden yerimize geçerek oturduk.

“İbrahim, bir şeyde , bir işte başarılı olmak için ona tam inanmanın önemini anladın sanırım. Benim hayatımda olduğu gibi  en yakın arkadaşın, ailen inanmasa bile sen inanacaksan , samimi inanacaksan  Evren mutlaka sana yardım edecektir. İnançlarımız , düşüncelerimiz  olumlu   ise  bu mutlaka bize  olumlu  güç olacaktır. Düşüncelerimizi de olumlu hale getirerek, inançlarımızı da  bununla pekiştirirsek bizim bile inanamayacağımız sonuçlar elde ederiz.”

İbrahim konuştuklarımı anlıyordu. Çünkü  anladığını yüz ifadesinden   anlamak mümkün oluyordu.

“İbrahim Kardeşim, Sen de Özgüvenli insan olacağına, bugün  başarısız olduğun  İngilizce’ den çok  çalışırsan Erasmus  vizesi  alacağına inandın değil mi? “

“Tabii ki tam inandım.”

“ El alem ne der” bunu artık bırakarak  “ ben  dediğimi yaparım” aşamasına   geçtin. Sonra da  “başarılı olacağına tam olarak inandın. Öyle mi”

“Evet abi tam olarak inandım. Tüm kalbimle,  kalbimin tüm hücreleri ile , kanımın  tüm damlası ile inandım” dedi.

Bu kararlık bana   da güç vermiş, bir öğrenciye özgüven  aşılama yolunda  güzel  iki mesafe kat ettiğimiz için sevinmiştim.

Bu arada  İbrahim’e vereceğim kitabı   da   Turan Yalçın “Engelleri Aşanlar” kitabı olarak belirlemiştim. 60 kadar engelli insanın başaracağına inanarak ,  devlet adamı, sanatçı, dünya şampiyonu olarak sporcu , yazar ve bilim adamı olmalarının öyküsüydü. Kitaptaki hayatlar. “Engellilerin  10 maddede  başarı  sırları” ise başlı başına inanmak  üzerine 40 sayfalık bir kitap gibiydi. Hepsinde başarının ilk şartı  azim ve inançtı.

İbrahim’e bunları anlatınca kitaba   sevgi ilke baktı. “ Bu kitaplar mutlaka   gelecek buluşmamıza kadar okuyacağım ağabey” dedi.

“Her buluşmamızda  öğrendiklerime yeni şeyler katmanın  sevincini yaşayacağım” dedi.

Bira beklemesini söyleyerek Bilgisayarımdaki  mektuplarıma göz attım.

“İbrahim, yanlış anlamamak da   inanmak kadar önemli ve  bir dostuma yazdığım mektubu başka bir dostum olan sana vermek bana büyük mutluluk” dedim.

Yazıcıdan çıkardığım mektubu ona sundum.

 

YANLIŞ ANLAMAYAN DOST

Sevgili  Dostum,

Bu dost mektuplarımda ara sıra  , çevremdeki dostluklarda aksayan yönlere  de parmak basarak , onların neden sorunlar yaşadığını , bu sorunların çözüm yollarının neler olduğunu da sana anlatmak istemekteyim. Ola ki , bu anlattıklarım, dostluğumuzun daha  samimi olmasına , başkalarına da örnek olmasına vesile olur. Zaten bizim amacımızda sadece kendi aramızda güzel dostluk kurma değil,  başkalarının da güzel dostluklar kurmalarına ve kurulmuş dostlukların sağlamlaştırılmasına  vesile olmak değil mi ? Örnek olmak , bunu da yaşayarak göstermek ne güzel duygular değil mi? Bizlere de bu yakışmaz mı ?

Can dostum,

Burada bir anımı anlatarak söze başlamak istemekteyim. Bilirsin ki , dostlarla seyahat etmek , gezmek çok zevkli olan bir şeydir. Toplumumuz  gözlerinde büyüttükleri insanlara , sorumluluk yüklemeyi , sonra da onların o sorumlulukları yerine getirmediklerini gördükleri zaman da düşünmeden , önyargılarla  , biraz da acımasızca eleştirmeyi severler. Bunu haklı olduklarına inanarak . “ Ben her zaman haklıyım, sen her zaman haksızsın, kendini savunmaya kalkma,  zaten sen hatanı kabul etmezsin” sözleri ile de kendi haklılıklarını ispatlamaya çalışırlar ve sonunda  yanlarında dostlarını bulamayınca da “ Bak ben haklıyım ki, o benim yüzüme bakamadığından, yanımdan kaçtı” derler. Halbuki kimin haklı olduğunu zaman gösterir. Dostuna acımasızca saldıran insan , gün gelir öfkesi geçer , sonra hakikatleri gördüğü zaman  dostsuz kaldığının farkına varır. Bunu da gene başkalarını suçlayarak  , kendini haklı göstererek  ispatlamaya çalışır. Kim haklı sen düşün artık.

Sevgili dost,

Anıma gelince , bir gün uzak bir ilde dostlarımızı ziyarete gidelim. Hem onlarla sohbet edelim, hem de güzellikleri paylaşalım , dedim.  Yanıma başka ilden , o ili hiç tanımayan iki arkadaşımı da aldım. Seyahate çıkmadan önce de, dostlarımıza  gittiğimiz ilde kalacakları yer olup olmadığını ,  benim başka bir dostumun evinde kalacağımı veya akşam geri döneceğimi , eğer orada kalacaksam orada  ikamet eden dostumda kalacağıma dair  ona söz verdiğimi de söyledim. O dostlarım ise  kalacak yer sorunları olmadığını merak etmemem gerektiği söylediler. Kaktık gittik. Benim açımdan seyahat güzel geçti. Gezmeye gittiğimiz  ile inince ,  dostların rezervasyon yapmadıklarını öğrenince ne yapacağımı şaşırdı. Gittiğimiz ilde ben yabancı, onlar yabancı. O ilde ikamet eden arkadaşımız da  ili tam bilmeyen insan. Oradan oraya onlara kalacak yer aramakla geçti ama rezervasyonsuz yer yok.  Benim programın uzamasın diye gideceğimiz yerlere gittim. Ziyaretlerimi yaptım.  Tabii ki arkadaşlara yer bulamadığımız için üzgünüm ama gene de  ben o ilde yabancıyım. Misafirim . Ne kadar yardımcı olabilirim.

Can dost,

Bilirsin her yerde dostumuz var. Gittiğimiz yerde dostlara haber vermediğim halde hemen dostlar  etrafımı sardılar. İki ayrı mekanda  sohbet edeceğiz. Bende moral yok. Yer bulamayan arkadaşlarda moral yok. Ben geri döneceğim. Zaman kısalmakta. Dostlar , “Bu ağabeyimiz bizlerle sohbet etsin” diyerek beni beklemekte. Bende heyecan kalmamış. Dostlar ise konuşmamamdan onları sevmediğim kanısına varmakta. Neyse benim  kalkma saatim geldi. Oraya güzel geziye gitmişken, yanlış anlamalar,  önyargıların kurbanı olarak , oradan kalktım.

Can dost,

Olacakların farkına varmıştım . Ben kalktıktan sonra, hani gıyaben yargılama kolay olur ya , herkes hemen kendisini haklı çıkarırcasına hakkımızda “Bizim hakkımızda dedikodu mu yaptı?” , “Arkadaşlarını getirdi, onlara yer bulamadı” “Bize küstü mü de konuşmadı?” “Be ne biçim ağabeydi?” gibi yakıştırmalarda bulunmuşlar. Ben üzüldüm doğrusu. Ama kesin onlara kızmadım. Hatta ortamı yatıştırmak için onlardan özür diledim. Dostluğun en güzel duygularından birisi de , dostlarımızın  hatalarına hoşgörüde bulunmak ve onları af etmek değil midir ? Bende bunu yaptım . Halen de onlara kızmam. Bilirim ki , toplumda önyargı çok , insanlar kendilerinde hata aramazlar. Egolar şişkin. Bu durumda ağabey, abla, aydın konumundaki insanlar sorumlulukları üstlerine alarak  ortalığa barış havası estirmek sorundalar. Ben de öyle yaptım. Bu olay sadece ve sadece  bana hayatta bir ders oldu ve seninle paylaşayım  dedim.

Sevgili dostum,

Şunu da korkarak ve hayretle gördüm ki, önyargıda bulunanlar  daha çok kadınlar. Erkekler neden ise daha hoş görülü ve düşünerek konuşmaktalar.  Bunu tabii ki tüm kadınlar veya erkekler için demiyorum. Ama genel değerlendirme  yapınca buna şahit oldum. Kadınların eğitim seviyesinin azlığı veya okuma oranının az olması mı buna sebep  olmakta bunu da bilemem. Bu bilimsel bir araştırma konusu olacak kadar engin bir şey bence.

Can dostum,

İnsan yanlış yapar. Önemli olan insanın yanlışlarını gördüğü zaman , hemen bu yanlışı tamir etmek için çaba harcaması, dostları ile durum değerlendirmesi yaparak , güvendiği insanlara sorunlarını anlatarak onlardan da  fikir alarak davranışlarına çeki düzen vermesi ve düzeltilecek durum varsa düzeltmesi, özür dilenecek durumlarda özür dilemesi, teşekkür edilecek durumlarda ise hemen teşekkür ederek , “hata yapmak insana mahsustur, önemli olan hatada ısrar etmemek “  demek ile hatayı tamir etmek olmalıdır. Çok hata yapan değil, hatada ısrar etmeyen insanlar her zaman kazançlı çıkarlar”  

Can dost, sevgili arkadaş,

Hata yapan insan çok ama özür dileyen, hatasını düzeltmeye çalışan insan az. Ben ülkemde  , bu ülkem için tehlikeli olan şeylerden birinin cehalet olduğuna inandığım gibi, ondan da tehlikeli olan şeyin  cehalette ısrar olduğuna inanmaktayım. Cahil bilmeden  belki sana bir defa zarar verir ama cehalette ısrar eden , seninle muhatap olmada her zaman zarar verir.  Bir insan sana sevmediğin bir hareketi yaparken , senin sevmediğin  hareketi hakikaten seni seviyorsa bir daha yapmaz iken, cehalette ısrar eden insan   seninle her karşılaşmada seni üzüp üzmediğine bakmadan hep aynı davranışı sergiler. Bunu da çok zaman milliyetçilik, mukaddesatçılık ve seni sevme adına yapar. Seni rahatsız edip etmediği konusunda  kendisini sorgulamak yerine, seni suçlar. Bu da işte ülkemizde  cinnetlerin , hak hukuk tanımazlıkların sebebi olmakta.  Böyle cahil dostlardan , dostluk adına koşarak kaçmamız lazım değil mi ama ?

Sevgili dostum,

İnsanlara şaşmamak elde değil. Hem kendi çocuklarının en iyi eğitim almasını isterler. Hem de iyi eğitim almış , aynı zamanda da çocuklarının  güzel eğitim alması için çaba harcayan  onları tehlikelerden korumak adına her türlü çabayı harcayan  yakınlarını kıskançlıklarından  küçümserler.  Çocuklarımızda hem anne ve babasının   kendisinin okumasını isteyip de, güzel okul okumuş insanlara saygı ve sevgi göstermemesine bakarak ,  kafası karışarak başarılı olacak hayatta kafa karışıklıkları ile yuvarlanıp gider. Halbuki anne ve babalar , cehaleti bir kenara bırakarak , okumuş , öğrenmiş ve bilinçle dolu insanlara saygı duyarak hayata sarılsalar , o zaman hem kendileri rahat edecek hem de çocukları  kafa karışıklığı yaşamadan net görüşleri ile okullarında , insan ilişkilerinde  ve hayatta , ailede , iş yaşamında daha verimli, mutlu ve huzurlu olacaklardır. Ah şu yanlış anlamalar, önyargılar ve kıskançlıklar olmasa  ya da bunlarla toplum olarak mücadele edebilsek.

Can dost,

Bunlarla toplum mücadele etmese de , sen ve ben güzel dostluğumuzun gereği cehaletle, hatada ısrar edenlerle , hoş görü ile hata bizde olmasa da  zararsız hataları üstlenerek, toplumun gelişmesi adına mücadele etmek zorundayız . Öğretmen olmasak da kendimizi eğitmek, imam olmasak da dini konularda bilgi sahibi olmak , doktor olmasak da hastalıklardan korunmak için tedbir almak ,  psikolog olmasak bile okuyarak çocuklarımıza güzel  zihin açısından yorulmamış çocuklar bırakmak insan olarak bizlerin en  başta gelen görevi olmalıdır.

Can dostum,

Davamızı seviyorsak, ailemizi seviyorsak , hatta kendimiz seviyorsak, dostluğu seviyorsak , önce kendimizi sevmek , önyargılardan , yanlış düşüncelerden , dostlarımızın da yardımını alarak arınmak , sonra bilgi ile dolu olmak sorundayız. Onu buna gereksiz övgüler dizerek , ona buna  gereksiz yere  methiyeler dizerek , onların egosunu şişirmek , onlara fayda değil , zarar verir.  Hakiki manada dostlar , sevmesi gereken yerde karşısındaki insanı sever, eleştirmesi gereken yerde de eleştirmesini bilen insanlardır.

Bu anlattıklarım anlayana sevgi , bilgi ve ilgi dost. Bu yazdıklarımı özümseyerek okuyan ve anlayan benim gerçek dostlarımdır. Tıpkı senin gibi. Senin gibi. Senin gibi…

Dostun.

 

İbrahim okuluna gitmek üzere kitabı alarak yanımdan uzaklaşırken bende işlerimi tamamlamak üzere   masamdaki evraklara yöneldim.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat