TOKAT GAZETESİ

ÖZGÜVEN OKULU 4. BÖLÜM: ÖZGÜVENLİ DOSTLAR BULMAK

ÖZGÜVEN OKULU 4. BÖLÜM: ÖZGÜVENLİ DOSTLAR BULMAK

İbrahim’den ayrıldıktan sonra kütüphanedeki odama dönmüş ve yeni gelen dergileri raflara yerleştirerek çayımı da   alıp   kitabımı okumaya dalmıştım ki telefonum çaldı.  Baktığım zaman hayretle   İbrahim’in  aradığını görerek merak ve  dikkatle  telefonu açıp dinlemeye başladım.

İbrahim okula gider gitmez,  en sevdiği ve kendini en iyi anladığı hocası olan Alparslan Hoca’ya uğradığını, konuyu izah ettiğini, “hemen harekete geçmek” konuşmasından sonra hemen harekete geçmenin mükafatını gördüğünü ve hocanın da   yarın dersi olduğunu , beni anlatınca  hocanın beni merak ederek hemen derse devam ettiğini söyledi. Bende   memnuniyetle kabul ettiğimi söyledim.

İbrahim’in konuşmalarımızı  dikkatle  özümsemesi ve  hemen harekete  geçmesi gerçekten hoşuma gitmişti. Benim amacımda oydu. Gençlerle sohbet etmek.. Onların beni dinlemesi. Uygulaması ve özgüveni gelişmiş  gençler olarak özgüvenli nesiller yetiştirmeleriydi.  Gerçek manada milliyetçilik, maneviyatçılık, vatanseverlik buydu bence. Buna farklı yorumlar getiren olsa da bizlerin  bu  konuşmalarda  aldığı manevi haz, bilgi ve sevgi önemliydi.

Ertesi gün İbrahim beni almaya geldi. Okula beraber gidecektik. 

Ben çantama  kalemler  koymuştum. En güzel soru soran öğrencileri kalemle ödüllendiriyordum.  En güzel soru  soran 2 kişiye kitap , sonrasında  çantamın aldığı kadar  kişisel gelişim dergilerini okumak isteyen gençlere hediye ediyordum.

Konuşma saatine daha 2 saat vardı. Erken giderek   hem  Alpaslan Hocayla tanışacaktık hem de kantinde  fırsat olursa İbrahim ile  oturarak  “Özgüvenli insan olmanın 4. Aşaması olan “Özgüvenli dostlar bulmak” konusunu   konuşacaktık. Çünkü  her hafta buluştuğumuz gün İbrahim’in başka şehirde işi vardı.

İbrahim  bir çanta dolu dergileri, ben ise  kalemler, kitap dolu olan çantamı   alarak hemen kütüphane yanında bulunan  Üniversite kampüsüne   giden  minibüs duraklarına  geldik. Bira bekleyince  Minibüs geldi. Fazla   kalabalık değildi. İki kişi yan yana oturacak boş koltuk vardı. Oturduk.

İbrahim, “Hemen harekete geçmek” konulu konuşmamızdan   etkilendiğini , okula gidince Alplaslan Hoca’ya konuyu anlatınca  Hoca’nın  merakla  bu konuya evet dediğini , doğrusu   konunun bu kadar kolay olacağını tahmin etmediğini söyledi.

Ben de  “hemen harekete geçmek” konusunun  öneminden bahsederken, tüm evrenin güzel şeyler için hemen harekete geçen insanlara yardım edeceğini , bundan dolayı da  her güzel iş için hemen harekete geçen insanların  bundan kazançlı olduğunu, ertelenen işlerin çoğunun ise sonradan gerçekleştirilemeyeceğini söyleyince   konuyu anladığını söyleyerek bundan sonra  hemen harekete geçeceğini ve  işleri ertelememeye gayret edeceğini söyledi. Sürekli ertelediği İngilizce Kursuna kaydolmak için de hemen ertesi gün  başvuruda bulunacağını belirtti.

İbrahim’e anlattıklarımı can kulağı ile dinlemesi,  hemen uygulaması ve  bunun da ona  hayatta  daha başarılı olmak konusunda   artı değer  kattığını  gördükçe bende  huzurlu oluyordum.

İbrahim , bir anda  “ Abi, hemen harekete geçince sadece  ben mi yoksa herkes mi kazançlı çıkıyor?” diye sorunca gülümseyerek elimi omzuna  vurarak

“İbrahim Kardeşim, istisnalar olabilir ama genelde  hemen hakarete geçen insan kazançlı çıkar. Çevrene bakarsan   erteleyen, çekinen, içine kapanan  ve  harekete geçmeyen insanlar  hep hayatından şikayet eden , kendine şansın   gülmediğini zanneden, insanlardır” dedim.

Biraz düşündükten sonra:

“Belki inanmıyorsun  ama   , benim anladıklarım istersen hayatında uygula da  verimliliği ilerde gör” dedim.

İbrahim’de 3. buluşmamızdaki konuşmaları dikkatlice dinlediğini ve eve gidince hemen unutmamak için özetini çıkardığını, defalarca okuyarak, altına yorumlar yazdığını, bunları da sakladığını, verdiğim kitapları da hemen okumaya gayret ettiğini,  not tutamadığını ama   O2na verdiğim mektupları   sakladığını hatta  fotokopi ile arkadaşları ile paylaştığını ve  paylaşmaya da devam edeceğini söyledi.  Ben de bunun  faydasın ı göreceğini söyledim.

Okulda önce Alpaslan Hoca’ya uğradık. Odasında öğrencileri ile  hararetli bir sohbette olan Alpaslan Hoca , odasını  milli ve manevi değerler   sembolize eden kilim resim  gibi  şeylerle dekore etmişti. Bizi  saygı ile karşılayarak elimizi sıktı. Muhabbet edelim dedik. Alpaslan Hoca, öğrencileri ile Hoca öğrenci ilişkisinden çok abi  kardeş ilişkisi kurmuştu.  Öğrenciler rahatça hocalarını ziyaret ediyor, derslerini soruyor,  güzel tarih kitapları ile   dolu  odasının  duvarındaki  kitaplığından    istifade ediyorlardı. Alpaslan Hoca’yı tebrik ederek başarısını kutladım. O da bizi kutladı.  Hararetli bir sohbeti böldüğümüz için biraz üzüldüm. Gelen çayları içip, konferansın olacağı saate kadar İbrahim ile Özgüven Okulu derslerimize devam etmek üzere kantine inmenin faydalı olacağına inandım.

Çayları içince Hoca’ya  dersinin başlayacağı  saate kadar   kantinde  İbrahim ile sohbet edeceğimizi söyleyerek  ayrıldık. Alpaslan Hoca  dersin başlamasına az zaman kala odaya gelmemizi ve beraber   sınıfa geçmemizin faydalı olacağını söyleyerek   bizi yolcu etti.

Tarih bölümünün  olduğu Fen Edebiyat Fakültesi  kantinine geçmeden önce   daha önce tanıştığımız ve  bana olan ilgi ve sevgisinden memnun kaldığım   Fakülte  sekreteri Mustafa Beyi  ziyarete ederek bir çayını içtik. Çok güler yüzlü ve insanlara  hiç ayırım yapmadan kapısını açan Mustafa Bey  bu tutumu ile bizim  sevgimizi kazanmıştı. O’na çocuklarına hediye etmesi için Kişisel Gelişim dergileri hediye ettik. Mustafa beyin yanından ayrılınca alt kattaki  kantine inmeye başladık.

Kantin oldukça büyük bir alandaydı. Kantinin  masa ve sandalye konulmamış bir köşesinde bir bilardo masası ,O’nun yanında  bir masa tenisi masası vardı. Bahçeye  açılan kapısının  önünde gençler sigara içiyorlardı. Ders saati olduğundan kantin oldukça boştu. Pencereye  yakın bir  yerde  boş  bir masa bularak hemen oturduk.

İbrahim’e gülerek bakarken  muzipçe   düşündüğüm espriyi paylattım :

“Kütüphanende hep benden içiyoruz, burası da senin mekanın . Burada senden  içelim.  Verdiğimiz Özgüven dersleri de bedavaya  gelmesin” diye takıldım. Espri olduğunu  anlayan İbrahim hiç alınmadan hemen ayağa kalkarak  güler yüzü ile çay getirmeye yöneldi.

İbrahim’i gerçekten seviyordum . Bir defa Anadolu’nun  saf temiz  çalışkan bir ailesinde yetişmişti. Sigara kullanmıyordu. Siyaset konuşmayı benim gibi sevmiyordu. Önyargıları yoktu. O’na yaptığım esprileri   başka öğrenciler   gibi hemen giderek başkasına “ O abi bizimle dalga geçiyor” diye dedikodu yapmıyordu.  Cep telefonundan sık sık attığım hal hatır mesajlarının  dedikodusunu yapmıyor ve  başkalarına da  anlatmıyordu. İletişimi sevmeyen bir nesilden değildi.

Ben bunları düşünerek   pencereden uçsuz bucaksız   kampusun bahçesini seyrederken   İbrahim’in elinde çay tepsisi ,  bisküviler ile yanıma oturduğunu bile fark edemedim.

“Ne düşünüyorsun abi?” sesi ile  İbrahim’e döndüm.

“Senin   ne  kadar samimi , içten  ve olumlu düşüncelerinle arkadaşların a faydalı   insan olduğunu, sen bizler hakkında olumlu düşündükçe bizlerde senin hakkında olumlu düşünerek  senin ilerde ne kadar başarılı  öğretmen olacağını, sosyal hayatının da renkli olacağını düşünüyordum.”

İbrahim’e  bakarak çantamı açtım. O’na bu sefer vereceğim kitap özgüven sahibi dostlar  bulmamıza  yardımcı olacak  Doğan Cüceloğlu üstadın “Savaşçı” kitabıydı. Bu kitapta  Doğan Cüceloğlu üstat   bir öğretmenle sohbetlerini anlatıyor,  coşkulu ve anlamlı bir yaşantının nasıl olacağını anlatıyordu. Özgüvenli dostlar bulmasına   yardım edecek bir kitaptı İbrahim’in. Bunu  ona anlatarak kitabı verdim.

Daha sonra  haftanın mektubunu   çantamdan çıkararak  O’na verdim.  “Tanıştıran Kaynaştıran Dostluk” mektubum O’na çok şey katacaktı.

TANIŞTIRAN KAYNAŞTIRAN DOSTLUK

Sevgili  Dostum,

Bir söz der  ki “ Dostumun dostu da benim dostumdur” Bu söz  ne güzeldir. Ama bu söz dostluk gerçek manada dostluk ise geçerli bence. Gerçek manada olmayan dostlar zaten  başka  insanları ile dostlarını tanıştırmayı akıllarına bile getirmez.

Sevgili dostum,

En sevdiğim şeylerden bir tanesi de tanıştığım, kardeş kadar sevdiğim insanlar ile  yeni tanıştığım ve kaynaşacaklarına inandığım insanlar  ile tanıştırmaktır. Bunu güzel  bir davranış olarak yaparım ve , gerçek dostlarım da  onlarla güzel insanları tanıştırmamdan dolayı beni sever ve sayarlar. Tanışmak ve kaynaşmak insan olduğumuzun bir ispatıdır da bana.

Can dostum,

Biliyorsun ki , ben seni de senin anlaşacağın çok insanla tanıştırdım ve bunlar içinde gerçek manada dostluklar kurdun. Gene  sen de beni çok insanla tanıştırdın iyi niyetle , sevgi ile ama onlarla anlaşamadık ya da “ gözden ırak gönülden de ırak olsun” misali  buradan gidince bizi unuttular ama sen hiç unutmadın. Unutman da mümkün değil zaten.

Can dostum,

Ayrı mekanlarda  , yani uzak yerlerde yaşasak da zaman zaman buraya , senin yaşadığın yerlerden  güzel insanlar gelmekte ve hemen tanışmakta kaynaşmaktayız bunlarla. Onlara baktığım zaman hemen seni görmekteyim ve senle tanışmalarını da istemekteyim. Sen de yeni insanlar tanımaktan çok zevk aldığından , onlarda zevk aldığından ve  yeni insanlar tanımaktan korkmadığından, her yeni insanın senin manevi yaşantını zenginleştirecek insan olduğuna inandığından dolayı da dostluklar ile  kaynaşmaktasınız. Bu da bana zevk vermekte, sevinmekteyim.

Sevgili dostum,

Tanışmak ve kaynaşmak gerçek manada güzel şeylerdir. İnsan hayatı boyunca binlerce insanla tanışır ama sadece bunlardan kardeşçesine birkaç kişi ile ilelebet arkadaş dost kalır. Gerisi sahte dostluklar ve arkadaşlıktan ibaret. Ne yazık ki insanların büyük çoğunluğu da bu sahteliği ve  sıradanlığı görememekte .

Sevgili dostum,

Mesela, lisede okuyan bir gençle tanışmaktayım. Benle tanışmak ve dost olmaktan büyük zevk aldığını ve benimle daha çok zaman geçirmek ve benim yanımda aldığı pozitif enerjiyi artırmak istediğini söylemekte ama arkadaşlardan  fırsat bulamadığını, çevresinde  çok insan olduğunu, geniş çevresi olduğunu iddia etmekte. Ama ben tecrübe ve bilgi birikimimle görmekteyim ki, bu dostluklar zamanın öldürülmesinden başka işe yaramayan ve ilerde sadece acı tecrübe olarak kalacak dostluklar.

Sevgili dostum,

Bizimle ömür boyu kalacak şeylerle dost olmalıyız. Faydalı bilgi ve devamlı olarak bize faydalı bilgi verecek, liseli isek derslerimizi bize gösterecek, ilimle ve sevgi ile  dolmamızı sağlayacak insanlar  gerçek  manada bizim dostumuz olmalı. Dost olurken , “bu dostluğu kurarken başka dostlar üzülür mü , kıskanır mı ? “ diyerek asla düşünmeden , gerçek manada dost isek diğer dostlarımızla da onları tanıştırarak , onların bilgi ve sevgisinden  gerçek manada dostlarımızın da faydalanmasını sağlamalıyız. Eğer bir dostumuzu  başka bir dostumuz ile tanıştırmaktan çekiniyor ve  tedirginlik duyuyorsak bilmeliyiz ki o insanlarla gerçek manada asla dost olmamışız demektir. Çünkü gerçek dostluk kaynaştıran tanıştıran , seven bir dostluktur. Dostluk sevgi ile bilgi paylaşımı ve iki insanın ayrı bedende ama tek yürekte tek beyinde kaynaşmasıdır. “ Kendin için istemediğin dostluğu, gerçek dostun içinde istemedikçe gerçek dost olamazsın.

Sevgili dostum,

Bizim yanımıza hiçbir şeyden çekinmeden, her fırsatta gelemeyen, istediği zaman bizim yanımızda olamayan insan bizim dostumuz olabilir mi sence?  Çünkü gerçek dost , istediği zaman dostunun yanına çekinmeden, tedirgin olmadan , başkalarının  ne dediğine kulak asmadan  gidilen dostluktur.

Sevgili dostum,

Eskiden beni sevdiğini söyleyip de yanımıza gelmekten tedirgin olan , dostları ile bizi tanıştırmaktan kaçınan  insanların bizi gerçek manada sevdiğini sanırdım ama şu an anlamaktayım ki, onlar ne bizlerle ne de o bizle tanıştırmaktan çekindikleri gerçek dostlarıdır. Bu insanlar öğrenci ise öğrenciliklerine, çalışıyorlarsa  işlerine  ve arkadaşlıklarına  fayda sağlıyoruz zannı ile zarar veren insanlardır.

Canım dostum,

Bizim dostumuz olduğunu söyleyip de iki görüşmeden sonra bizlerden uzaklaşan ama  bir de baktığımız zaman dost zannettikleri insanlara yaklaşmış insanlara  ne diyebiliriz ki. İnsan yaşını başını almışta 18 veya 20  yaşına geldiği halde  gerçek dost ile kendisini  boş işlerle avare eden insanları ayıramayan insanlara biz  ne diyebiliriz ki ? Sen ne diyebilirsin ki?

Sevgili dostum,

Seni gerçek manada sevdiğimden, ilerde tanışacağım gerçek manada sevgi ile bilgi ile dolu olduğuna inandığım insanları  tanıştırmaya devam edeceğim. Bizleri  bir iki görüşmeden sonra terk eden insanlar zaman  gelince “ keşke yapmasaydım” derler de bizi arayarak bulamazlar. Sen  ve ben bu yüzden bizi terk edenlere değil bir iki tane de olsa bizi dinleyen, yanlış anlamayan, bize önyargı ile bakmayan iletişim kurmaktan asla yılmayan , bizleri her fırsatta motive eden ve beden dili ile sevgilerini gösteren insanlara kucak açmaya devam etmeliyiz. Bunu yaparken de  “ Başkaları ne der, bize kırılır mı, yoksa küser mi? “ diye asla düşünmemeli ve başkaları için değil sadece kendimiz için yaşadığımızı ve kendimiz için yaşamaya devam edeceğimizi unutmamalıyız.

Gerçek dostum,

Dostluk mektuplarını  yazarken hep aklıma Aşık Veysel’in dost adlı şiiri gelir. Dost diye sarıldıklarının onu nasıl  terk ettiklerini ve dostluklar konusunda nasıl yanıldığını ama gerçek dostun, her zaman ektiğimizi  büyüterek  geri veren  toprak olduğunu söyler. Bizlerde kara toprak gibi bize verilen dostlarımızın sevgi tohumlarını  çimlendirerek bir çınar gibi dostumuza geri vermekte  tereddüt etmemeliyiz. O zaman işte Aşık Veysel’in dediği gibi gerçek dost oluruz ve gerçek dostluğun ne olduğunu anlarız.

Sevgili dostum,

Dostluklar Türk Edebiyatında çok zaman işlenmiş ve insanlar dost sandıkları insanların  kendilerine nasıl zarar verdiklerini Aşık Veysel’in şiirinde anlatması gibi, roman ve hikayelerinde de her zaman anlatmışlardır. Eski Türk Romanlarının televizyon dizisi olarak uyarlananlarına bakınca dostluklar konusunda çok şey öğreniriz. İnsanlar  bu dizileri izler. Şiirleri okullarda , kitaplarda , şiir gecelerinde okur, dinler ama gene de  dostluklar konusunda akıllanmazlar? Neden acaba bilir misin? Dost olmayı bilmediklerinden.

Can dostum,

İnsanlar dost olmayı neden bilmez? İnsanlar gerçek manada samimiyeti bilmediklerinden ve anlamadıklarından dolayı. İnsanlar gerçek manada dost olmayı bilseler, hayatta mutsuz insan olmaz. İnsanların başarı hikayelerine baktığımız zaman, onların başarılarının çoğunun hayat boyunca kiminle dost olacaklarını çok iyi bilmelerinden meydana geldiğini görürüz. Hayatta ve edebiyatta bunlara her zaman rastlarız.  Biz edebiyatı sadece okumuş olmak için yaparız. Çok az insan ise okuduklarından ibret alır. Yazarın ne demek istediğini anlar, anladıklarını da gerçek dostları ile paylaşarak  onların gelişmesine de katkı sağlar. Böylece dostluklar sağlam temellere oturur.

Can dostum,

Okumak demekte sadece okuyup geçmek demek olmadığından ve okuduklarımızı önce anlamak , sonra uygulamak gerektiğinden  ve okuyanların nerede ise yüzde 90’ının bunları yapmamasından dolayı da okumak  faydalı olamamakta işte . Ama sen ve ben hem okumakta, hem uygulamakta, hem de gönülden sevmekteyiz. O yüzden dostluğumuz uzun ömürlü olmakta.

Gel güzel dostluğumuzun hatırına gel seni kucaklayayım.

İbrahim mektubu alırken “ Bu güzel mektubu   bana yazmışsınız  gibi okuyacağım ve     birbirini tanıdıkça sevecek insanları   ömür boyu tanıştırmaya devam edeceğim abi. Hediyene inan çok teşekkür ederim” dedim.

İbrahim’e şaka ile karışık kaşlarımı çatarak:

“           Olmadı İbrahim  işte , bu hediye değil, bizim senin kafanı ağrıttığımız  için  senin bizi dinlemene  ödül olarak veriyorum. Bizim gibi  boş  bir insanın  konuşmasını dinleyen   kitabı  ve   mektubu hak eder” dedim.

İbrahim espriyi anladığından susarak    “konuya   hazır olduğunu”  belli etti.

“İbrahim özgüvenli  insan olmanın yolu Özgüven sahibi  insanlarla dostluklar kurmaktır.” Dedim . sustum.

“Ama abi üniversite okuyan  öğrencinin   fazla çevresi olmaz ki, özgüvenli  dostları nereden bulsun, hocalar ve arkadaşlar dışında fazla   insan yok ki çevrelerinde.?”

Zekice sorulmuş   bu soru karşısında İbrahim’e  sevgi ve saygım bir  adım daha arttı.  Bunun üzerine   çayımdan bir yudum alarak , bisküvilerden de  bir tane  ağzıma attım. Bir Bisküviyi hazmedene kadar düşündüm.

“İbrahim, öğrenciler genelde  dünyayı  okul ve  ev ya da yurttan ibaret sanıyorlar Özgüven sahibi olmak isteyen insan, evde kalıyorsa komşuları ile,  yurtta kalıyorsa  şehre çıkarak   ya kendisi  insanlarla konuşma  zemini hazırlayarak , ya da kendisi ile konuşacak , muhabbet edecek  insanlara önyargı ile bakmaz, kendisine açıkça  kötülüğü dokunmayan insan hakkında   kötü  düşünmez ve karşısındaki insanı gerçek mananda severek , güvenerek  iletişim kurarsa  o zaman  bu şehirde belki de  kendisine en çok   yardım edecek, güvenecek , iletişim kuracak insanlar halktan çıkar.  “

Biraz  durarak çayımdan bir yudum daha aldım.

“Hatırlıyor musun  seninle bir öğrenci evinde tanıştık. Beni dikkatle dinleyerek ‘ ben gelişmek istiyorum abi, bana yardımcı olur musun’ dedin.  Bu senin dediğini  çok  kimse bana söyledi ama inanarak değil, laf olsun diye. Yanımıza kimse gelmedi. Gelenlerde  ya dalgasına, ya da şöyle bir bakarak  hemen gelişmek istediler. Hemen olmayınca  hemen ortadan kayboldular. Ama sen   sözünde durarak geldin.  Bana güvendin. Bende sana . Bu  şehirde  benim gibi  sana yardım edecek  çok insan vardır . Ama kim sana gerçek manada  yardım edecek, kim seni bir konuda kullanacak, kim  zarar verecek, kim fayda verecek?  Bunlara  sen karar vereceksin. Kendine güvenerek “ adım atmazsan  kimse de sana gelmek için kolay kolay adım atmaz”

İbrahim beni dikkatle dinliyordu. Bende O’nun anladığını gördükçe   konuşuyordum. İbrahim.

“haklısın abi. Bizim evin çevresinde   bizimle ilgilenen ve temizlik işlerli yapan bir ağabey var. O da bizimle ilgileniyor. Onunla  sohbet etmek bize  özgüven veriyor. Bizi evine yemeğe davet ediyor. Çay sohbetimize geliyor.” Dedi.

Ben bu güzel samimi açıklamaya bakarak.

“Bak  ne güzel  diyalog kurmuşsunuz işte. Bu özgüvenli olma yolunda  Alpaslan Hoca’dan  da yardım  alabilirsin. Bak Hoca’nın odası  öğrenciler ile dolup  boşalıyor. Sana güvenmese  bugün beni  tanımadığı halde  senin sözünle beni davet etmezdi. Bana pek çok öğrenci gelerek, ‘ abi seni davet etmek istedik. Hocamıza anlattık  ama  , ben size dönerim’ demelerine rağmen kimse  dönmedi. Dediler. Demek ki   hocalarda   öğrenciler arasında güven sorunu var. Seninle hocan arasında   bu  sorun yok. Bunun avantajına sevinmelisin.” Dedim.

İbrahim  Özgüvenli dostları  ararsa her yerde bulabileceğine inanmaya başlamıştı. Tanışacağı her insana önyargılı yaklaşmaz, o insanları başkalarının gözü ile tanımazsa  mutlaka  özgüvenli dostlar ile tanıştırdı  kader onu.

Bu konuşmada  İbrahim’e şunu da anlatmadan edemedim.

“İbrahim özgüveni yüksek insanları, toplumun çoğu özgüveni düşük olmasından dolayı fazla sevmez. Bizde onlarla  yakın sohbet edelim, onların  özgüvenini kapalım diyen olmaz.  Özgüvenli insanların  çoğu  kötü niyetli  insanları kandırmak isteyen insanlar  gibi  algılar toplum. Bu özgüven sahibi olmayan insanın özelliğidir. Gençlerde bu toplumun bir parçası olduğundan   özgüven sahibi insanlardan  çok  kendileri  gibi  insanlar ile otururlar . Muhabbet ederler. Bir  büyük insan der ki  ‘ en çok sevdiklerimiz , en çok kendimize benzettiklerimizdir’     Ne kadar doğru. Farklılıklar zenginliklerdir. Ama insanlarımız hep kendileri gibi düşünenlere alıştıklarından farklılıklara nerede ise düşman oluyorlar.  Gazetelerde sık sık  okuduğumuz  ‘ karşıt görüşlü gençler çatıştı” haberlerine üzülürüm her zaman.”

Çaylar soğumaya başlamıştı. Ben hemen çayımı içip tamamlayamaya baktım. Benim çayımı tamamladığımı gören İbrahim’de çayını içip tamamladı. Hemen kalkarak yenilerini getirmek için kalktı. Bana bir şey sormadan   bu 4. Buluşmada beni anlamış ve çayı ne kadar sevdiğimin farkına vararak   hemen harekete geçmişti.” Harekete geçmek “ konusunu çok iyi anladığını hissettim. Hemen harekete geçenler hayatta başarıyı yakalamışlardı.

Kantine bir göz attım. Kızlı erkekli öğrenciler  oynaya sohbete devam ediyorlardı. Her masada en az 5 veya 6 öğrenci vardı.  Sadece 1 veya 2 masa da   2 li konuşmalar yapan gençler vardı. Kimse   başka masalar ile ilgilenmiyordu.  Arada  bizim İbrahim ile konuşmamıza  bakıp hemen başını çeviren gençlerde vardı. Sorumluluktan uzak anne ve babanın yolladığı para ve aldıkları burslar ile   gençler şen şakrak hayatlarına devam ediyorlardı.

İbrahim çayları getirmiş ve   önümüzü koymuştu. Çayları karıştırırken bana bakıyordu. ”Hadi konuş” der gibi.

İbrahim’e gülerek baktım. Espriyi patlatmanın tam zamanıydı.

“Sen tek başına bir ordusun İbrahim” dedim.

“Neden abi” dedi.

Ben çayımı karıştırmaya devam ederken:

“ Sen farkında değilsin ama , ben burada konuşurken aslında  biraz sonra konuşmamın    bir özetini sunarak prova yapıyorum. En az 50 kişinin   dinleyeceği  konuşmayı sen  tek başına   dinliyorsun”

İbrahim konuyu anlayınca sadece   kısık   gözleri ile gülümsemekle yetindi.

“İbrahim  Kardeşim, en yakın arkadaşımız bile olsa  sadece başkalarının sözü ile hareket etmek uzun vadede bize zarar verir.  “

“Nasıl abi?”

“Ben  konuşma yapmaya gittiğim yerlerde, bazı gençler beni ziyarete geleceğini söyler. Arkadaşlarına da anlatırlar. Sonra beni ziyarete geleceğini söyleyen    insan kim bilir beni kimin sözü ile önyargılı tanıdıysa,  o  insan benden uzaklaşır. bu sefer de beni tanıyınca  senin gibi yanımıza gelecek  de faydalanacak olan arkadaşları da ona uyarak benimle muhatap olmadan O’na inanarak   (arkadaşı asla yanılmaz!)  benden uzak kalır .  Bir  gün  tesadüfen arkadaşının sözü ile benimle tanışmayan insan benim yanıma gelerek  tanışır  bu sefer de “ Sizinle nenden önce tanışmadık?” demeye başlar.    Sanki  benim suçum gibi. Bu önyargılar böylece devam eder”

“Bu durumda ne yapmalı abi?”

“Dediğim gibi , insanları  sadece kendi görüşünle tanı. Kendi bakış açınla gör. Bu konuda en yakın arkadaşına   bile  yüzde yüz güvenme. Sen  o anlatılan  insanlarla tanışmak istersen git tanış”

“Anladım abi”.

Çayımı karıştırırken  birden aklıma geldi.  Çantamı açarak  tuttuğum birkaç notu İbrahimle paylaşmak istedim.

“İbrahim özgüven vardır. Yalancı özgüven vardır. Bunları ayırırsak, karşımızdaki insanın  daha iyi anlarız. Özgüven’in birde közgüveni vardır”

İbrahim yüzüme bakarak

“Abi özgüveni anladım da yalancı özgüven ile közgüveni ilk defa sizden duyuyorum” dedi.

Bunun üzerine Genç Gelişim dergisinde  çıkmış olan “ Özgüvene evet, közgüvene hayır” yazımın  fotokopisini verdim İbrahim’e.  İbrahim fotokopileri alarak  çantasına yerleştirerek .

“Bu  yazıyı mutlaka okuyacak   ve arkadaşlarımla da paylaşacağım” dedi.

Saatime baktım Alpaslan Hoca’nın   yanına gitmemize 10 dakika kalmıştı. İbrahim’e bakarak:

“İbrahim insan güzel şeylerle meşgul olunca, güzel insanların sohbetini can kulağı ile dinleyince   zamanın ne kadar  çabuk ve güzel geçtiğini unutuyor. Alpaslan Hoca’nın yanından ayrılalı  50 dakika olmuş. Derse 10 dakika kalmış.  Sana  şurada  özgüvenli   insanın ve yalancı özgüvenli insanın özelliklerini anlatayım da kalkalım” dedim.

Not defterime düşünerek aldığım notları okumaya başlarım.

“Özgüvenli insan   “el alem ne der” e bakmaz. Hemen harekete geçer ve geçirir düşüncelerini . suçlamaz da anlamaya çalışır insanları. Bir olayı hemen yorumlamak yerine iyice düşünür  ve  konuyu  anladıktan  dinledikten sonra karar  verir. Empati yapar. Özgüvenli insanlarla tanışır ve sevdiklerini de tanıştırır.  Paylaşır, davet eder, ikram eder. İnsanlara  hak ettiği değeri verir. Mevki ve makama veya zenginliğine bakarak insana asla değer vermez. Sevgi ve bilgisine bakarak değer verir insana.  Engelli , kadın  gibi güçsüz insanlara gereken değeri ve saygıyı verir. Lider olarak  okumayı sever, kitap okumasa da  insanları  okur. Okumayı seven insanlara  kitap dergi armağan eder gücü oranında. İnsanları korkuya değil seviye yönelterek  olumlu düşünmeye sevk eder.  Bilginin önemini anlar ve bilgili insanlara saygılı olur ve bilgili  insan olmaya  önem verir. İnsanların hatalarını kimse olmadığı zaman   yüzüne söyler. Onların hatalarını söylerken küçümsemez, sert olmaz. Güçlüden değil haklıdan yanadır. İnsanları ideolojik düşüncelerine göre değil, insan olmasına göre değerlendirir.   Kıskanmaz takdir eder. Kendinden daha güçlü iletişim kuran insanlardan çekinmez, faydalanır faydalanacak arkadaşlarını tanıştırır. Tehdit etmez , empati yapar. Başarıları küçümsemez takdir eder. Hedefi, planı, yapmak istediklerini ne zaman yapacağına dair  düşünceleri vardır.”

Konuşmamı tamamlayınca İbrahim.

“Çok güzel özetledin abi, bunun da bir nüshasını alayım. Dosyama koyarak arkadaşla paylaşayım” dedi.

Gülerek  çantamda  hazır olan bir nüshasını O’na verdim.

“Hadi sende yalancı özgüven nasıl olunurmuş  notlardan oku” dedim.

İbrahim notlara bakarak, okumaya başladı. Bende çayımın   kalan bölümünü içmeye başladım.

“Yalancı özgüven sahibi insan  hedefi yoktur. Suçlar insanları. Onları anlamak gibi derdi yoktur. Önyargılıdır. Arkadaşlarının ne dediğine göre hareket eder. İnsanların    cinsiyetine önem verir.  Cinsiyetine  göre   insanlara Farklı davranır. Engellileri ve kadınları  yaşlıları seviyor görünür ama sevmez. Her fırsatta onları aşağılamaya bakar. İletişimden hemen sıkılır. Kendi ile iletişim kurmaya çalışandan   rahatsız olur. Hatta tehdit eder iletişimi kesmesi  için.  Kıskançtır. Sinirlenir. Başarıları kabullenemez. Başarıları başka sebeplerde arar. Başkalarının başarısını da sahiplenmeye bakar. Kendi güçsüzlüğünü   muhatabını  tehdit ederek, küçümseyerek   kapamaya çalışır. ..”

İbrahim okumayı bitirdikten sonra.

“Bunlar güzel tespitler abi” dedi.

Hemen kalktık. Alpaslan Hocanın odasına  doğru   yürümeye başladık.

Hoca  odasında bizi bekliyordu.

“Gece bölümü ve gündüz bölümü  öğrencilerini bir araya toplayarak    kalabalık bir sınıf oluşturduk .Öğrencilerimiz sizi   bekliyorlar” dedi.

Hemen sınıfa geçtik. Tarih bölümünde okumaya gelmiş  olan gece ve gündüz bölümlü öğrencileri 100 kadar  kızlı erkekli  anfide  oturmuş meraklı ve dikkatli gözlerle banan bakıyorlardı.

Alpaslan bey, kısa bir takdim konuşmasından sonra kürsüye davet etti. Kısa bir  özgeçmişimi   anlattıktan sonra   “Özgüvenli olma yolları ve Tarih öğrencisi açısından özgüven” konulu   konuşmamı kısaca aşağıdaki  konulara değinerek   anlattım.

Sevgili öğrenciler,

Tarih  gibi bir dalı seçtiğin iz için hepinizi  tebrik ederim. Tarihi  okuyan anlayan ve   geçmişten ders alanlar  geleceğe de  özgüvenli olarak  umutla bakarlarsa  Alpaslan Hoca  gibi başarılı ve sevilen bir tarihçi olurlar. Şimdi sizlere özgüvenli  tarihçiler   olma yollarını anlatarak  sizlerin sorularını cevaplayacağım. Bu sorular aynı zamanda cevapları ile yerel gazetede köşe yazım olacak. Sizlerin soruları  sizlere de özgüven katacaktır. İçinizden geldiği gibi sorun güzel soru soranlara  kalemler ve en güzel soruyu da Alpaslan Hoca seçecek ve  onlara da  ayrıca 2 kitap hediye edeceğim” dedim.

Bu  takdimimden sonra  sınıfta  gençlerin gözleri ışıldadı. Eminim   herkes  “Acaba ne soralım” diyerek  içlerinden geçirdiler.

Sevgili öğrenciler,

Özgüvenli olmanın ilk şartı  başkalarının   bizim hakkımızdaki olumlu veya olumsuz   düşüncelerinden fazla etkilenmeyerek  yani “ el alem ne der” e fazla takılmayarak    doğru bildiklerimizi yapmaktır. Kendi doğrularını   kendi seçemeyen ve  çevrenin ne dediğine bakan insan gerçek manada özgüven sahibi olamaz….

 Sevgili öğrenciler,

Özgüven sahibi olmanın   2. Şartı ise  buna inanmak   ve gerçek mananda inanmaktır. İnanan insan  en  güçlü insandır. İnandığı değerler için mücadele eden insan her zaman kazançlı çıkacaktır…

Sevgili  Tarihçi Kardeşlerim,

Özgüven sahibi olmanın  3. Şartı ise  inandığımız değerleri  gerçekleştirmek, tanımamız gereken inanları tanımak için hemen harekete geçmek ve   bugünün işini yarına bırakmamaktır…

Sevgili  genç kardeşler,

Özgüven sahibi olmanın 4. Şartı özgüvenli dostlar, arkadaşlar bulmak  ve  onlar ile dostluklara devam etmek tir. Özgüvenli dostlar bulduğumuz zaman hemen harekete geçerek onları sık sık ziyaret etmek, onları da  sık sık evimize  davet etmek iletişimi geliştirmek gerçek manada   özgüven elde etmemize sebep olur…

Sevgili genç Kardeşlerim,

Özgüvenli insan olmanın 5. Şartı Özgüven üzerine yazılmış kitapları, dergi ve gazete yazılarını dikkatli okuyarak , hayatınız uygulamak olmalı. Buna dikkat eden insan  mutlaka bu kitaplardan fayda  görecektir.

Sevgili  öğrenciler,

Özgüvenli insan olmanın 6. Basamağı  “Başarılı özgüven sahibi insanların  hayat hikayelerini okumak ve televizyondaki programları” seyretmektir.    Bu insanlar kadın,  engelli  köyde   yaşamış ve zorlukları aşmışlarsa o zaman   daha  etkili olur….

Sevgili öğrenciler,

Özgüven sahibi  insan olmak   için  iyi gözlemci olmak ,  özgüvenli insan olma konusunda  okuduklarımızı  iyi  düşünerek analiz etmek  neden nasıl niçin  özgüvenli olmuşlar sorularına cevap arayarak  bu konuda  gayret etmek lazım…

Sevgili öğrenciler,

Özgüvenli olmanın  8. Basamağı zaman planlaması yapmak. Çok öğrenci zamanı  etkili kullanmaktan dert yanar ama bunun asıl sorumlusu da   kendileridir.   Başarılı insanlar her zaman zamanı etkili kullanmaya bakarlar. ..

Konuşmamı yaparken bir yandan da  Alpaslan hocayı ve karşımda oturmuş bana dikkatle bakan İbrahim’e bakıyordum. Onlarda beni dikkatle dinliyordu. İbrahim’e işaret ederek dergileri dağıtmasını istedim. İbrahim  getirdiğimiz  dergileri sınıfta dağıtmaya başladı..

Önümde duran  su dan bir yudum alarak konuşmaya devam ettim. 

Sevgili öğrenciler,

Özgüvenli insanlar güzel  hatip olurlar.  Sizlerde  özgüveninizi geliştirdikten sonra   hitabet üzerine    yoğunlaşarak, sözü geçen iyi bir hatip olmaya bakın, buna gayret edin..

Sevgili öğrenciler,

Özgüven sahibi insana istikrarlı insandır. Bunları sadece bir dönem için değil, her zaman  için yaparak hem kendi öğrenir, hem  öğrencilerine öğretir hem de aile ve çevresine öğreterek hayat boyu  öğrenme   sürecinde olur…

Benim özgüvenli olmak konusunda  kısaca tespitlerim  bunlar. Şimdi sizlere  biraz da İbrahim hitap etsin.

İbrahim heyecanlanmaya başladı. Yavaş Yavaş kürsüye geldi. Bana baktı “ Ne anlatacağım şimdi ben “der   gibi. Bende  İbrahim’e   baktım.

“İçinden geçenleri anlat “dedim.

İbrahim   kürsüye geçerek:

“Bu abimizle tanışınca “ Bu abiden faydalanmak lazım” diye  içimden geçirdim. Çalıştığı kütüphanede onu ziyaret ettim. Özgüven konusunda  anlattıkları  ve  söyledikleri  verdiği dergiler ve kitaplar ile daha 4. Kere buluşmamıza rağmen gerçekten bana özgüven geldi. İngilizce kursuna yazılacağım . Erasmus’a başarılı olacağıma inancım arttı gerçekten Sizlere de   abimizin bu anlattıklarını iyi düşünmenizi   tavsiye ederim” dedi.

Öğrenciler Özgüven konferansında  özgüvenle  beni soru yağmuruna tuttular. Hepsini sabırla cevapladım.  Soru soran herkes e kalemler verdim. En güzel 2 soruyu soran   gence   “Recep Yazıcıoğlu’nun Liderlik Sırları” ve  “ Engelleri Aşanlar” kitabını hediye ederek konferansı sonlandırdık.

Konuşma bittikten sonra   Alpaslan hoca’nın ı odasına çıktık. Birer çay da burada  içerek sonrasında  İbrahim’le kampüsten ayrıldık .Ben evime o da evine gitti.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat