TOKAT GAZETESİ

İKİ GÜZEL İNSAN

Belediyenin önünde karşılaştık. İleri yaşlarda bir çift idi. Evde oturacağımızda açık havada parkta oturalım demişler. Binanın arkasındaki, karanlık, sevimsiz yere zorluyorlardı. Binanın önünü önerdim. Arkada bir iki ağaç ve duvara bakmak yerine ön tarafta havuzlu, laleli bakımlı bahçeciklerin içinde geniş bir görüş alanındaki meydanı ve cıvıl cıvıl insanları izlemek daha iç açıcıydı.

                Öğretmenimle tanışıklığımız yıllar önceydi. Hatta dünür başımdı. O yüzden birbirimizin geçmişimizi iyi biliriz. Yanındaki ikinci eşiydi. Sessiz, sevimli olgun, oturaklı ve saygılı görünen hanım, konuşulanları ilgiyle dinliyor, üstüne düşmedikçe lafa karışmıyordu. Oturuşu. Duruşu, hal ve hareketleriyle karşısındakinde saygı uyandıran bir hanım efendiydi. Hasılı, ikisi de birbirine yakışmışlardı.

                Yalnızlık günlerini ve ikinci evliliğini anlattı öğretmenim:

                “Bir gün balkonda tek başıma otururken tanıdığım genç İbrahim geldi. Hal hatır edip durumumu öğrenince “Gelinin evde pek işi yok. Kabul edersen, her gün gelsin ev işlerini yapsın yemeğini hazırlasın. Rahat edersin” dedi. “Neden kabul etmeyim yavrum, ben istiyorum bir göz, Allah veriyor iki göz” dedim. Gelin işe başladı. Allah için temiz ve eli çabuktu. Ev işlerinin yanı sıra yemeğimi yapıyor. Öğle ve akşam yemeklerimi ağzı kapalı kaplara bölüyor, zamanı gelince ısıtıp yiyorum. Ertesi gün yine geliyor. Aynı işlem devam tabii emeğine karşılık ben de münasip bir ödeme yapıyorum.

                Bir gün kapı çalındı. İki erkek bir bayan geldiler. Erkeklerden birini tanıyorum. Tanıdığım kişi, diğerleriyle tanıştırdıktan sonra: “Hocam, yalnız kalmana üzüldüğüm için bir yardımcı getirdim. Namusuna ahlakına kefilim“ dedi. Bu söz üzerine bayan, diğerine ne veriyorsanız aynı şartlarla işinizi görebilirim” deyince “Öyle olmaz yaşlarımız birbirine yakın dedikodu olur. Bunu önlemek için nikâh kıyarsak olur. O zaman varlığımın hepsine ortak olursun” dedim.

                “Yaa, böyle Rasim. Kör baykuşun kısmeti ayağına gelirmiş. Baykuş acıktığı zaman, iki serçe yuvarlanarak baykuşun önünde peyda olurlarmış. Kuş birini alır, diğeri uçar gidermiş. Kurban olayım Allah’a kuşların en çirkini baykuş kadar da mı kıymetim yok yanında.

                Birinci eşini kaybettiği günlerde, “Öğretmenim seni huzur evine gönderelim” demiştim de bana çok kızmıştı. “Bu eşyalar ne olacak? Elinizden geliyorsa beni everirsiniz” demişti. Pırıl pırıl bir günde lalelerle süslü bir bahçede onları dinlerken demek ki bir bildiği varmış öğretmenimin diye geçirdim içimden.

                Onlara mutluluklar dilerim, ömür boyu…

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat