TOKAT GAZETESİ

BİR BARDAK ÇAYIN DEĞERİ

Canlılar için yaşam sıcaklığın, sevginin, hoş görünün olduğu yerlerde yoğunlaşır. Tabiatın verimli olan alanlarını canlılar seçer. Yaşamda üretmeyi, paylaşmayı başaramayanlar her zaman savaş ve kavgalı yaşamı kendilerine rehber ederler. Bir lokma ekmeğin, bir bardak çayın değeri nedir ki?

                Rize ili, Çayeli ilçesi, Âşıklar köyünde sabahın ilk ışıklarıyla uyandığınızda dünya ya bakışınız farlı olur. Her bir daldan değişik kuşların şarkılarını ninni gibi dinlersiniz? Güneş siyak karanlığı kalın fırçasıyla, koyu kızıl ateş renginin uç noktası gibi tabiatın soğuk yüzünü, şevketli sıcacık elleriyle okşar. Sabah güneşi dik, çetin çaylık tepelerine dalgalı arazinin üzerine vururken yeşilin renkleri, güneşin renkleriyle harmanlanmıştı sanki. Tepelerin sarp ve keskin çizgileriyle, geometrik şekilleri seyredersiniz. Üçgen, piramit, kare, çokgen çay bahçeleri size gülümser. Bu güzelliğin tadını çıkartırken derin vadiden âşıklar deresinin suları kulaklarınıza ulaşır. Adına yakışır derenin suyu akarken, taşlara, kayalara kendini çarparak sonsuzluğa Karadeniz’in kollarına ulaşmaya çalışır. İki sevdalı âşıkların önünde ki engel sanki dere ve içindeki kayalardır. Öylesine yanık ve anlamlı sesler çıkartır ki dinleyene göre sözleri değişir. Bazen ağıt, bazen türkü, yağmurların yağışıyla efelenir kendi deresine sığmaz kenardaki ağaçları söker atar. Kuşlar, sular, bitkiler, insanlar kendi vatanında özgür bağımsız gibi gözükseler de, her biri bir yere bağımlıdırlar. Sırtını Kaçkarların eteklerine vermiş, önünde Karadeniz. Yeşilin yüzlerce ton çeşidini görürsünüz.

                Nasıl anlatırsanız anlatın sadece gördüklerinizin bir kısmını anlatırsınız? Yaşamadan görmeden buralar anlatılmaz. 3,932 metre civarında ki Kaçkar dağlarının karının suyu derelerden akarken, eteklerinde yeşilin yüzlerce tonunu, Karadeniz’in maviliğini görürsünüz. Yaşamınıza farkında olmadan renklerin tonlarını yerleştirirsiniz? Denizden buharlaşan su yükselir dağa çarpar, yağmur olarak Rize topraklarına geri düşer. Bu sebepten burada yağmur eksik olmaz. Çay, kivi, mandalina, greyfurt, fındık buralarda yetişir. Türkiye de çay denildiğinde ilk akla gelen il Rize’dir.

                Yağmur, sis çetin arazi koşulları insanları zayıf, çevik, hareketli, kıvrak zekâlı olmasını sağlıyor. İklim yapısı anlında ki çizgileri derinleştirirken, ses tonunun da yükselmesine sebep oluyor.

                Bir meyveyi yerken, bir aracı kullanırken, çayı içerken hep aklımda birilerinin bilgisi, tecrübesi, emeği, alın teri gelir aklıma. İsraf etmek, gereğinden fazla kullanmak, kullananları da uyarma gereğini duyarım.

                Abdul Kerim Demir Rize, Çayeli, Âşıklar köyünde yaşayan dostumdur. Üç yıl önce de misafir oldum. "Çayın alın teri." Adlı bir yazı yazdım. Bu yazıyı Heybemdekiler kitabımda da yayınladım. Abdul Kerim Demir ; (- Sayın Süleyman hocam heybemdekiler kitabınızı Çayeli’nde tanıtıp bir imza günü düzenleyelim .) Dedi.  Davetini kırmayarak Çayeli ne geldim. 26.04.2019 Cuma günü imza töreni yaptık. Birçok kitapseverle buluşup konuştuk. Elleri kirli, tırnak diplerinde siyah olan bir arkadaşa da kitap imzaladım. Adının Şükrü Taş olduğunu ekmeğini de boyacılık yaparak çıkardığını öğrendim.

                İkinci günü çarşıda gezerken, Şükrü Taş’la ayakkabı boya sandığının başında karşılaştık. Bizi gören Şükrü ayağa kalkıp yanımıza geldi. Daha selamlaşmadan kitapta ki konuları başladı anlatmaya. Koluma giren Şükrü boya sandığının karşısında ki sandalyeye oturttu. Başladı ayakkabılarımı boyamaya. Sürekli kitaptan bahsediyor, ayakkabıyı da yavaştan boyamaya çalışıyordu. Konuşurken gözlerinin içi gülüyor, bazen heyecandan kelimeleri heceliyordu. Böylesine kitap, gazete okuyan birini severek isteyerek dinliyordum. Kitap sevdalısı, okuma meraklısı geçim zorluğu çeken bu güzel insanı yüreğimde saklamak, taşımak için onun özel hayatına da dokundum.

                Şükrü Taş aslen Ordu, Çatalpınar nahiyesinden. Çayeli ne mevsimlik işçi olarak işe başlamış. Yılın Beş, Altı ayı çay fabrikasında çalışıp, Altı ayı boşta kalırmış. Boş zamanlarında Eşya taşına, baca silme, ayakkabı boyacılığı yaparak evinin geçimini sağlarmış. Evli On İki yaşlarında bir kızı varmış. Yıllarca çocuğu olmamış. Bu kızını da tüp bebek yoluyla kavuşmuş. Şükrü yoksul bir ailenin çocuğu olduğundan, çocukluğundan bu yana Otuz Beş yıldır ayakkabı boyacılığı yaparmış.

                Şükrü; (-- Süleyman hocam ben iş arayan biri değilim. Buralarda aranan, istenen, güvenilen bir elamanım. İşimi hatasız ve tam yaparım. Ona göre de ücretimi verirler. ) Bu sözleri bir ayakkabı boyacısı değil de, uzman birinin ağzından çıkıyordu san ki. Hocam;(  - Çay milli içeceğimizdir. Birine derdini, sorununu anlatmak için bir bardak çay yeter. Sevdiğin eşin, dostun arkadaşınla kahvede çayını yudumlarken karşılıklı dertler paylaşılır. Düşünceler ortaya serilir, görmediklerimiz unuttuklarımız hatırlanır. Bir bardak çay içimi sorun ve dertlerini anlatırsın. Hem de fazla masrafa girmezsin. Bir bardak çay içimi fikir alır, fikir verecek fırsatı yakalarsın.)

                Şükrü ile nice konuları peşi peşine sıraladık. Güzel havanın verimli oksijeninde yakaladıklarım, aklımda kalanlardan iki tanesini sizlerle paylaştım.

                Okumak, insan ufkunu açan sonsuz bilgi okyanusunda sağlıklı limana ulaştıran gemidir.

Süleyman ERKAN 28.04.2019 Pazar. Aşıklar köyü-Çayeli-Rize.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat