TOKAT GAZETESİ

TANIŞMA

Kütüphanede  bir memur olarak   göreve başladığım zamandan bu yana  işlerden arta kalan her zamanımı kitap okumaya adamıştım.

Memurlar   arkadaşlar bir geyik muhabbetine daldıkları zaman ben hemen onlardan uzaklaşarak bir kitap  alıp okumaya başlarım. Çok zaman  bir öğrenci çalışma odama geldiği zaman ya da mesai bittiği zamana  yakın kitabı elimden bırakırım.

Kitap okuma sevdası benim başıma güzel işlerde açar. “İş yapmıyor da kitap okuyor” diye dedikodu yapandan, “konuşmanı bilmiyor da  o yüzden konuşmalarımıza katılmıyor” diyene  mi yoksa  “ kitap okuyunca burnu büyüdü, bizim muhabbetimizi beğenmiyor” diyene mi   rastlarsın. Artık ben hepsine alışmış bir insan olarak, okumaya aşk derecesine bağlanmıştım. Aşık olan insanda  aşktan   kimseyi görmez olur. “Aşkın gözü kördür       diyen  atalarımız  hani boşuna söylememişler.

Kütüphaneye zaman zaman sosyal Bilgiler Öğretmenliği bölümünde okuyan öğrenciler    “Topluma Hizmet Uygulamaları” dersi için haftada   bir gruplar halinde uygulama dersi için  gelirler.Ben  fazla muhabbet etmem onlarla. Sadece  benimle konuşmaya  tenezzül eden gençler ile sohbet ederim.

Gene günlerden bir gün  odamda iş bitmiş kitap okurken  uygulama dersi yapan  öğrencilerden   birisi olan  isminin  Abdullah  ve  memleketinin Bitlis olduğunu öğrendiğim  öğrenci yanıma gelerek, “Ağabey bizlere  güzel yol gösteriyor ve kişisel gelişim dergileri hediye ederek bizim ufkumuzu  açıyorsunuz. Size teşekkür ederim. Bugün bizim evde  Bitlis’li öğrenciler ile  çay içeceğiz. Sizde gelir misiniz? “ dedi. Şaşırdım.

Çünkü o güne kadar   bizimle muhatap olan ve   bizi çaya, ya da yemeğe davet eden öğrenci olmamıştı. Bunu işitme engelli bir insan olmama  bağlıyordum.

Gençler genelde işitme engelli insanlar ile   İletişim kurmaktan “Onlarla anlaşamam” önyargısı ile kaçınırdı. Bu da  normal bir şey gibi algılanıyordu  toplumda.

Abdullah’ın içten ve samimi davetine  hiç düşünmeden evet dedim. Adresi bana yazarak  güzel  bir şekilde de tarif etti. Bildiğim yerlere yakın ve  kolay bulunacak yerdeydi.

Davet edilen  adrese davet saatine yakın gittim. Gitmeden yakındaki markete  uğrayarak  biraz hazır kek, büsküvi falan alarak   adrese ulaştım.

Gittiğim ev tipik doğu  evi gibi döşenmiş, şark  köşesi, falan vardı. Temiz ev düzenli evde 5 arkadaş kalıyorlardı. Bu evde kalanların  çoğunu tanıyordum. Kütüphanemizde  Topluma Hizmet dersi yapan ya da  ders yapan arkadaşlarını ziyarete gelen  öğrencilerdi. Beni oturma odasına  davet ettiler. Oturma odasına geçince hemen yanıma bir genç gelerek  siyah  ve  güzel gözler ile   bana  “Ağabey Hoş geldin” dedi.

Ben şaşırmıştım. Genelde gençler, yaşça büyük insanlar ile iletişim kurmaktan kaçınan ve  onlardan uzak duran insanlar oluyor. Bu bir de engelli insan ise  uzak duran daha çok oluyordu.

Yanıma gelen genç “ Ben İbrahim. Bitlisliyim ve  Tarih 1. Sınıftayım.  Başka bir evde kalıyorum. Abdullah hemşerim oluyor. Bugün çaya davet etmişti de..”dedi.

Biz İbrahim ile konuşurken  odadakiler çayı hazırlama bahanesi ile odadan  mutfağa geçtiler.  Ben İbrahim’e bakıyordum. Nasıl biri olduğunu   “vücut dili” ne bakarak anlamaya   gayret ediyordum. Okuduğum   kişisel gelişim dergilerin  ve kitaplarından  “vücut dili”  bölümlerini dikkatle okuyarak   uygulamaya çalışıyordum İşitme  engelli olmamdan dolayı sesleri anlamayınca  “vücut dili”  bilmek bana avantaj sağlamaya başlamıştı.

İbrahim geniş alınlı, kara  ve küçük  gözlü  güldüğü zaman gamzeleri  ile insanlara duyduğu sevgiyi belli eden,  bakışı ile insana güven veren  ve  gerçek  manada   ilk bakışta sevgi uyandırıyordu.

İbrahim bana bakarak “ Siz Kişisel Gelişim Dergilerinde yazı yazıyormuşsunuz. Ben de  kendimi geliştirmek , özgüveni  sağlam , iletişimi güçlü, yabancı dili kolay  öğrenen insan olmak istiyorum. Tarih bölümünde daha yeniyim.  Ağabey bana da yardımcı olur musunuz ?” dedi.

Ben ilk etapta   olaya  şüphe ile bakmaya çalıştım. Benimle alay mı ediyordu yoksa gerçekten samimi miydi? Onu anlamaya  çalıştım. 

Şüpheci olmamın sebebi de  gençlerin daha önce  benim yanıma gelerek böyle konuşması, sonrasın da  ilk konuşmadan sonra sabredemeyerek sıkılması  ve   yanımızdan  uzaklaşması idi.

Ben aslında her olaya  olumlu ve iyimser  bakış açısı ile bakmak istememe rağmen , her şey benim iyi niyetli olmam ile tamam olmuyordu. Çünkü ben ne kadar iyi niyetli olsam da karşımdaki insan  samimi ve  iyi niyetli olmayınca   “gelişim  eğitimi” başarı ile tamamlanamıyordu.

Bu yüzden İbrahim’in samimi olduğunu anlamama  rağmen gene de  temkinli olarak bakmak zorundaydım. Herkese söylediğim gibi o a da  “Tamam “            dedim. Belki de  burada konuştuğumuz gibi kalacak, belki de bir ya da iki kere geldikten sonra unutacak, belki de  ufak ihtimal ile  “gelişim eğitimi” ni  tamamlayarak kendini daha gelişmiş insan olarak  hayata hazırlayacaktı.

Nerede çalıştığımı,  ne zaman uygun olduğumu,  anlattım. İsterse gelebileceğini söyledim .En kısa zamanda ziyaret edeceğini söyledi.

Tam bu esnada  Abdullah ve arkadaşları  hazırladıkları çayları  getirdiler. Bir  küçük masaya  koydular. ve masayı da önümüze çektiler. Getirdiğim kekleri ve büsküvileri de bir tabağa koymuşlardı.

Çay  içerken dereden , tepeden, okuldan , derslerden, hocalardan  , memleketlerinden  bahsettik.  Yaşadığımız  şehri anlamaya  çalışıyor ve hayatı   anlayarak okullarını başarı ile tamamlayıp  mesleklerinde de başarılı bir insan  olmak istiyorlardı.  Ama bunu nasıl başaracakları konusunda  kafaları  da  karışıktı.

Çaylar içildi, kekler yenildi. Biten çaylar tazelendi. Sohbet koyulaştı.  Ben saatime baktım . Güzel muhabbet ve  demli çayları içerken zamanın  nasıl geçtiğini unutmuştuk. Ailemle buluşarak  bir yerde hafta sonu yemeğimizi yiyecektik. Hepsi ile tokalaşarak ayrıldım.

Öğrenciler ile çay içmek ve muhabbet etmek, yeni insanlar ile tanışmak bana  bir dinçlik ve  yaşama sevinci katmıştı…

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat