TOKAT GAZETESİ

ÖZGÜVEN OKULU 5. BÖLÜM: ÖZGÜVEN ARTIRAN KİTAPLAR OKUMAK

ÖZGÜVEN OKULU 5. BÖLÜM: ÖZGÜVEN ARTIRAN KİTAPLAR OKUMAK

Aradan 10 gün geçmişti. Ben kütüphanede okuma yazma işlerine kendimi epey kaptırmıştım. İşten eve e , evden işe gidiyor, her fırsatta  hitabet, güzel yazma , romanlar, hikayeler, dini  konularda kitaplar  okuyordum. Odamda bulunan binlerce kitap adeta dile geliyor “ Beni oku”  başka kitap “ ben  öncelikliyim, beni oku” diye adeta bana yalvaran gözler ile bakıyorlardı.  Kitapları  okumak için seçerken   öteki kitapların hüznünü kapaklarından    görebiliyordum.

Son zamanlarda polisiye roman okumaya merak salmıştım.  İş yerinde ayrı, evde ayrı roman okuyordum. İş yerimde işlerimi tamamlamış  ve  Ahmet Ümit’in “Bab-I Esrar”  romanını   okumaya başlamıştım ki, güler yüzlü tavrı ile İbrahim damladı odama.

Tabii ben İbrahim’in geldiğini görünce hemen kalkarak  kardeşim gelmiş gibi kucakladım. O da samimiyetle  beni kucakladı.  Biliyordum ki bu kucaklaşma ona da bana da pozitif enerji veriyordu. İbrahim’e pozitif enerji almanın ve vermenin önemini anlatan  bir kısa konuşma yaptım. İsviçre’de bir firma  sabah  işe gelince çalışanların kucaklaşmasını  şart koşmuş.  Amaç çalışanların birbirine pozitif enerji  vermeleri. Çalışanlar önce dudak bükmüş bu  karara. Ama sonradan  bakmışlar ki 2 ayda  firmanın  verimliliği 2 misli artmış.

İbrahim bunu anlattığımda  şaşırmış gibi dudak büktü.

“İbrahim   bunu ilk okuduğumda dudak bükmüştüm senin gibi. Ama uzun vadede düşününce   ve gelenek ve göreneklerimizi   gördükçe  bende  bu yazıya  hak verdim. Firma yönetimini daha iyi anladım” dedim.

Biraz soluklanınca  hemen çay evine  iki çay getirmeye  indim. İbrahim artık alıştığı için hiçbir davranışıma “ zahmet etme” , “ben getireyim “ falan demedi. O da biliyordu ki,  bu gibi   şeyler konuşarak  zamanı boşa harcamamak  ve   daha verimli güzel şeyler konuşmak lazımdı.  Benim getireceğim  çay O’nun nasibiydi ve  ben  sadece   aracıydım. O istekle öğrenmek istiyordu ve  bunun ödülü olarak ben ona   ihtiyacı olan bilgiyi veriyordum. Bu da  sadece benim aracılığımdı. Bir söz der ki “ Allah istediğine mal verir. İlim ise sadece isteyene”  Evet işlim talep edene Allah  her yerden yardımcı gönderiyordu ve  bu da   isteyene nasip oluyordu.

Ben çayları getirene kadar İbrahim  bir kitaba göz atıyordu.

Çayları masaya koyduğum anda İbrahim’de çantasından bir  bisküvi çıkardı. Açmaya başladı. İkimizde  memnuniyetimizden  gülümsedik.

Çayların masaya konması “Zaman geçirmeden  sohbete başlayalım” mesajı veriyordu.

Çayım ı karıştırırken  İbrahim’e gülümseyerek bakarken  “Anlat bakalım, en son benden ayrıldıktan sonra neler yaptın ?” dedim.

İbrahim  siyah gözlerini kısarak birkaç saniye   gülümsedikten sonra “Abi, hani siz  burası  özgüven Okulu” demiştiniz ya . Çok haklıymışsınız  inan. Tam bir özgüven zenginliği yaşamaya başladım” dedi.

Bir süre çayını karıştırdı. Konuya nereden başlayacağını kestirmeye çalışıyordu. Belli ki 10 günü dolu dolu yaşamıştı.

En sonunda kendini toparlayarak,  kendine olan   güveni  sağlayarak  konuşmaya başladı. Belli ki konuşmasına   nereden  başlayacağını ve konuyu kafasında toparlamıştı.

“Abi sana ne kadar  teşekkür etsem azdır. Sana çok şey borçluyum” dedi.

Ben hemen itiraz ederek:

“Bana değil, özgüven sahibi olmana  ve  bana değer vermene borçlusun. Ben sadece sana yol gösteren bir aracıyım. Burada isteyen herkese anlatmaya çalışıyorum. Ama tanıdığım onlarca öğrenci arasında sadece  beni anlayan ve ciddiye alan, devamlı  ama  öğrenmek amacı ile gelen sensin. Başkaları da geliyor ama  öylesine ve  dalga geçmek için. O yüzden de   fayda sağlayamıyorlar bu gelişlerden . kimi dedikodu etmeye , kimi okuyamayacağı halde  dergi ve kitap istemeye, kimi zaman geçirmeye, kimi de beni konuşturarak , arkadaşlarının yanında dedikodu etmeye geliyor. Ama sen  özgüvenli bir birey olmaya kesin karar vermişsin  ve    bunu uyguluyorsun.  Hedefin  net. Bu  da sana  yeni ufuklar açıyor” dedim.

İbrahim beni dikkatle dinlerken  getirdiği bisküvilerden    hem atıştırıyor, hem de  çayını içiyordu.  Halinden son derece memnun olan, bir kardeşin  mutluluğu siyah gözlerinden okunuyordu.

İbrahim” e bunları söyledikten sonra “ Hadi anlat bakalım” der gibi sustum.

“Abi, senle  konuştuktan sonra özgüvenim arttı gerçekten. “Her şey seninle başlar” kitabını okuduktan sonra   bu  özgüvenim pekişti. Sonrasında İngilizce Kursuna   nihayet yazıldım.   Kurs gerçekten korktuğum gibi zor gelmedi. Gerçek manada   kolaymış. Korkularımızı   biz gereksiz yere besleyerek büyütüyormuşuz. “İngilizce zor, kurs zor” diyen arkadaşlarımdan uzak kalmaya başladım. Bana umut verenlere  baktım. Gerçekten kolaymış. İngilizce kursuna başlayınca  Erasmus’u kazanacağıma dair inançlarım arttı. Sonra sizin verdiğiniz kitapları ı okudukça, burada güzel sohbetinizi dinledikçe , hocalarımla  nasıl konuşacağım  bana kızarlar mı, beni terslerler mi?  Düşünceleri de dağılarak o gün  Alpaslan Hoca ile konuştum. O gün siz konuşmaya geldiniz ya  Hoca  sizden o kadar etkilendi ki, benimle daha fazla ilgilenmeye   arkadaşlarımın yanında beni “ İbrahim aferin öyle  birikimli insanlarla beni tanıştır, arkadaşlarını tanıştır” diye  derste  beni  motive etmesi  inan beni bayıltacak kadar mutlu etti abi . Siz konferansta dağıttınız dergileri gençler okumuşlarda    çok beğenmişler.  Sonra kalemleri   gerçekten  çok hoşlarına gitmiş . siz “uğur getirsin” diye vermiştiniz. Gerçekten  uğur getirmiş” dedi.

Ben gülmeye başladım. Çünkü kalemleri verirken sırf onlar motive olsun diye  “ uğur getirir” demiştim. Gençler buna inanarak   gerçekten gayretle    yazınca, iyi notlar  alınca galiba   “uğurlu “ olmuştu   kalemler. Bunu İbrahim ile paylaşınca o da gülmeye başladı.

Ben bakışımla anlat der gibi bakınca İbrahim konuşmasına devam etti.

“ Abi, sizin verdiğiniz kitapları inanın  okul hayatın boyunca bana kimse vermedi. Bu kitapları okuya okuya bende sizin gibi bir özgüven hocası olacağım  galiba. Ben arasam  bu kitapları bulamam kendi kendime. Bir insanın rehberliğinde  kitap okumak gerçekten de özgüven artırıyor” dedi.

Ben   “tam da üstüne bastın” der gibi bakarak 

“Ben  de bugün zaten sana  “Özgüvenli olmanın  5. Şartı özgüven kitapları okumak”  konusunu anlatacaktım “dedim.

“İbrahim  “Her Şey seninle Başlar” ı okuyup da her şeyin bende başlayıp bende bittiğine kanaat getirdikten sonra   hep özgüven artıran Kişisel Gelişim kitapları okumaya başladım. Doğan Cüceloğlu, Muhammed Bozdağ, Mümin Sekman   gibi yazarların çoğu kitabını okudum ve  yabancı yazarları da okumaya başladım.  Onları okudukça  özgüvenim artarak  işimize daha gayretli sarıldım. Bende özgüven artması olunca baktım  eşim ve çocuklarımda da özgüven artması var. Bunu çevremizde  herkes görüyor.”

Biraz soluklandıktan sonra  gene anlatmaya başladım. Çayımdan bir yudum daha aldım:

“Çevremizde    bizim özgüvenimizi artıracak dostlar bulamazsak en güzel özgüven artırıcı şey   özgüveni artıran başarı hikayeler  okumaktır. Sonra sana bu  konuşmalarımız boyunca hediye edeceğim kitapları okumak, kişisel gelişim dergileri takip ederek  onlarda    anlatılan başarı hikayeleri, özgüven geliştirme yöntemleri    gibi konuları  anlatan yazıları  baştan sonra okumak, okumakla kalmayıp not tutmak ve unutunca yeniden not tutarak okumak. Bunlardan hayatımıza uygulayabileceklerimizi okumak insana gerçek manada özgüven katar. “      

“Okuduklarını söylediği halde gelişemediğini söyleyen var ama abi”

“İbrahim , her söze inanma. Her  “ben okuyorum “ diyene bakma. Okumadığı halde okuyorum diyen  çok insana var ki? Mesela  ‘ben tembelim’ diye kendisi ile alakalı olumsuz söz söyleyen adama rastlayamazsın. Okuyorum diyen çoktur ama adam gibi okuyan anlayan ve    uygulayan  var mıdır. ‘Her şey seninle başlar’ 1.100.000 adet basılmış bir kitap, Çevremde o kitabı okuduğunu söyleyen çok gence rastladım ama  kitabı okuduktan sonra   özgüvenini artıran  gence rastlamadım. Kitapta  en az iki kere okuyun der  ama    kimse okumaz. Okuduğunu anlamaz. Uygulamaz. Okumuş mudur sence? Ben  okudum hem de birkaç defa  okudum. Eskiden çevreme de  hediye ederdim ama baktım ki okuyan yok artık ben  de kitap hediye etmemeye başladım”

“En doğrusu abi”

“Yani  okudum demek başka, okumak başka , okuduğunu anlamak başka, anladım demek başka, anlamak başla, uygulamak başka  şey.”

“Anladın mı ?”

“Anladım”

“İnananıyım mı  ?”

Gülme sesi…

“İbrahim yani  okuduğunu anlarsan  takvim yaprağı  bile olsa anlarsın Ama okumak istemezsen okumazsan tabii anlayamazsın. Yani anlamak davranışlarımıza yansıyan bir   şey.”

“Örnek verebilir misin? “

“Bazı hocaların var mesela . “Ben kitap okuyorum” demez ama okurlar ve  okumalarının   meyvesi olarak da konuşmaları düzgün, davranışları oturaklı, sözleri mantıklıdır.  Kötü söz  söylemez.  Malayani konuşmaz.  Öğrencisini hakikaten sever  çalışanı  çok sever, boş öğrenci, dedikoducu öğrenciye bakmaz ve  ‘boş ver ‘ der geçer. Ne yapsın boşa harcayacak zamanı  yoktur.”

“Anlıyorum abi”

“İbrahim, insanlar genelde olduğundan fazla görünmek isterler. Bunun için çok insan yalan söylemekten de çekinmez. Halbuki  yazılı olmayan    yasalarla  bizi çepeçevre kuşatan  geleneklerimiz, göreneklerimiz ve inançlarımız nasıl l ki bizim  üzerimizde görünürse, mesela namaz kılan insanı görünce bu inançlı, ya  da poşu takmış bir genci görürsek bu geleneklerine bağlı dersek    ‘ben kitap okuyorum’ diyen insanın da okumasını kibarlığında dürüstlüğünde  yalan söylememesinde görürüz. Yani ben okuyorum deyip de ona buna sataşan, yalan söyleyen  en  küçük ahlaki  kurallara  uymayan insan  çok kitap okuyor olabilir mi? Okuyorsa gerçekten de okuyor olabilir mi?

“Olamaz tabii abi”

“Kitap deyip geçmemek lazım İbrahim. ’okuyorum’ deyip de  geçmemek lazım . Okuyorum deyip de okumamanın   insana  verdiği zarı insan ilerleyen hayatında anlarda iş işten geçmiş olabilir. ’okuyorum’ deyip de    çevresinde , akrabaları arasında,  komşusu içinde yazar olanların  kitaplarını satın almayı   bir zül kabul eden, kitabı bile bedavadan bekleyen bir  insan  ‘ben okuyorum’ dese  de  ne  olur?  İmza günlerinde  imzalı kitap almak için uzun kuyruklar oluşturan,  ama  kitabı eve gidince sadece ona buna göstererek  hava atan sonra da  bir gün okurum diye bir kenara  koyan ama asla okumayan bir  insana ne deriz. Hatta    bir süre sonra o yazara kızınca  küfür bile eden insan acaba  ne kadar okumuştur? “

“Haklısınız abi. Gerçekten de , okuyor  görünmek sanki bir moda olmuş”

“Allah’ın ilk emri ‘oku’ üzerine düşünmeyen  bir toplum ne kadar gelişebilir ki?”

“Abi toplumu   suçlamamak sadece  bilinçlenmedikleri için acımak lazım”

“Yok  İbrahim ben toplumu  suçlamıyorum ki, onların  gerçek manada okumaması beni  üzer sadece”

“Şimdi anladım abi. Toplumun  zaaf yönlerine üzülmek insan olmamızın gereği”

“Tabii ki toplumumuzun   zayıf yönlerini güçlendirmek bizlerin   görevi olmalı?

“Ama nasıl abi? “

“Kendi özgüvenimizi geliştirerek  ve  çok okuyarak, okuduklarımızın güzel yönlerini uygulayarak. Güzel yazan , güzel  konuşan  ve  insanları motive eden  yazarlarımızı  gençler ile tanıştırarak, kaynaştırarak, yazarlarımıza ve aydın insanlarımıza  önyargıları    yıkmaya çalışarak  bunu  bireysel yapabiliriz. Mesela senin ve benim burada konuşmamız bile bence  önyargıları yıkmak için bir çaba”

“Nasıl abi? anlamadım”

“”Özgüven konusunda   ben bilgi sahibi miyim? Özgüvenli insan olmayı hayatıma uygulamış mıyım?”

“Tabii ki abi”

“Pekiş bunu sana anlatıyor muyum burada? Sana kitaplar ve  seni aydınlatacak mektuplar veriyor muyum ?  Bu mektuplar seni aydınlatmıyor mu?

“Tabii ki abi”

“Demek ki   ülkemizin 76 milyonda bir ileri gitmesi, özgüvenli insanlar yetişmesi için  bir çaba benim çabam. Pardon  76 milyonda iki. Sen ve ben . Sen de ilerde diyelim özgüvenli öğretmen oldun. Her hafta ortalama  100 öğrencinin dersine giriyorsun. Bu 100 öğrenciden 10 tanesi da  özgüvenli olmak için senin kadar çaba harcıyor. Diyelim ki bu çalışmayı gene kitap yaptık ve ilk etapta  5 bin basıldı  yüzde 10 u ne eder  500  eder. 500 artı 10 artı 2 kaç eder  512 değil mi  ülkemizde 76 milyonda  512 ileri gitmiş olur.. Bu az bir çaba mı İbrahim? Bu sadece başlangıç yani sayı çoğaldıkça ülkemizde   özgüvenli insan artacak devamlı.”

“Anlıyorum abi. Yani biz aslında büyük bir güç olarak gücümüzün farkında değiliz öyle mi?”

“Aynen  İbrahim. Muhtar örneğinde olduğu gibi. Güçsüz değiliz ama  bunun farkında da değiliz yani güçlü olduğumuzun.  Bu da özgüvenimizi artırarak, bilgimizi ya  duyarak ya  okuyarak  çoğaltarak  elde edilecek şey. Sen burada  beni dinlerken aslında  bir sesli kitap okuyorsun değil mi  görsellerle süslenmiş.”

“Aynen abi”

“Bu da seni geliştiriyor mu? “

“Tabii ki abi. Bakın bu 5. Buluşmamız ve  siz daha önce bana 4 kitap verdiniz. Ve inanın  4 te mektup. Mektuplar bile inanın ki    bana artı değer katan her mektup  bir kitap sanki. 4 kitap  her  buluşmamızda  bir kitap dersen  eder sana  13  kitaplık bir kütüphane. Neredeyse bu dönem okulda  gördüğümüz ders kadar  kitap. Yani bir hazine”

İbrahim bilinci açılmış bir insan coşkusu ile coşuyor, coştukça da  kendisine özgüven geliyor, benim onu dinlediğimi hissettikçe bu da ona güç katıyordu. İlerde Tarih öğretmeni olunca da tarihten  örnekler ile özgüveni anlatacaktı muhakkak  öğrencilerine. Bunu hissedince bende mutlu oluyordum.   

Çaylarımız bitmişti. Çay ocağına inerek birer çaya alıp geldim. Çay bahane sohbet şahaneydi. Öğrenmek bir  deniz gibi  coşturuyor bizi, bilgi ev sevgimiz  coşkulu bir nehir gibi insandan insana akıyordu. Çağlayan gibi yükseklerden   düşen sular  daha alçak yerlere düşünce çıkardığı  güzel ses gibi ses çıkıyordu. Bu da bana ve İbrahim’e  coşkumuzu artıran ilham oluyordu. Bir an kendimi Ocaklı Köyü şelalesinde   hayal ettim.

“İbrahim. Arkadaşın Tuğrul’un  köyü Ocaklı  şelalesini biliyor musun ? Oradaki şelaleye benzettim senle benim  burada bilgi paylaşımımızı”

“Evet biliyorum abi. Güzel benzetme. Aynen öyle oluyor”

Konuyu biraz dağıttığımızın farkına vararak sadede gelmeye   çalıştım.

“İbrahim Kardeşim, Özgüven gelişimi  insanlardan da ama en çok kitaplardan  öğrenilebilir. Ben halen özgüven artıran kitaplar okuyorum. Antalya’da işitme engelli bir arkadaşım da   özgüveni düşük olan işitme engelli kardeşine  özgüven artıran kitap almış ve içinde yazılanları uygulayınca  kardeşine güven geldiğini söylemişti. Sence  değil mi?”

“Aynen abi. Sizin verdiğiniz kitaplarda  bende özgüven geliştirdi. Bu kitapları saklayacağım gerçekten  .İlerde özgüven artıran kitapları alarak  gene okumaya devam edeceğim.”

“Aferin İbrahim, senden bunu beklerim tabii.  Ama kitap okuyorum diye de  gelişmene yardım edecek insanlarla sohbet etmeyi de unutma tamam mı?

“Tamam  abi, sizden başlayarak mutlaka beni geliştirecek muhabbetlere devam edeceğim”

Saatime baktım. Vakit geçiyordu.  Öğle tatilinde alışveriş  yaparak eve gidecektim.   Bunu İbrahim’e anlattım.

Çekmecemden  Muhammed Bozdağ’ın  “Düşün ve Başar kitabını çıkararak masaya koydum.

“İbrahim,  Her Şey seninle Başlar’dan sonra Türkçe  gelişim kitaplarından en sevdiğim kitap bu. Bunu sana hediye ederek okumanı dilerim. Bir eser ortaya  koyarken   izlenmesi gereken yolu anlatıyor. Bizim konuşmamız da  bir özgüven oluşumunda izlenmesi gereken yolu anlatmıyor mu? O yüzden bu kitap sana faydalı olacak. Muhammed Bozdağ kitaplarını da okumanı   dilerim. “

İbrahim kitabı alarak çantasına koydu. Bende o haftanın mektubunu  bilgisayarımdan çıkararak İbrahim’e sundum.

KİTABI VE OKUMAYI SEVMEK

Sevgili  Dostum,

İslam inancına göre Allah’ın kullarına , daha doğrusu da özelde Peygamberine , genelde ise Müslümanlara ve tüm insanlara ilk emri “ Oku “ olmuş. Neyin okunacağının söylenmemesine rağmen , bunun insanı geliştirecek , inançlarını sağlamlaştıracak ve hayatını kolaylaştıracak her şey olduğu genel kanaati yaygındır. Bu  inanışa bende candan katılmaktayım.

Sevgili dostum,

Sizinle tanışmamızda da ilk olarak kitap okumayı sevip sevmediğinizi sormuştum. Sizin de benim gibi kitap okumayı çok sevdiğinizi anlayınca büyük mutluluk duymuş ve size olan sevgim ve saygım daha da artmıştı. Bugün kurduğumuz sarsılmaz dostluğumuzun temelinin okuma sevgisi olduğunu da rahatlıkla söyleyebilmekteyim.

Can dost,

Bütün bunlara rağmen , insanlar okullara , hatta Üniversitelere gitmelerine, ”Üniversiteler tamamladık “diye hava atmalarına rağmen , toplum olarak okumayı sevmemekteyiz. Okuyana hayran olacak yerde kimi zaman alay etmeye , kimi zaman onların bu sevgilerini boş uğraşlar olarak görmekteyiz. Okumuş, gelişmiş insanlarla   muhabbet etmek yerine , onlarla  basit sohbetler yapmak, onları yanımızdan uzaklaştırmak, yanımızdan uzaklaştıkları zamanda “ Dostlarımız neden bizden uzaklaşmakta? Bizim dostlukta bir hatamız mı var? “ diye kendimizi sorgulamak yerine, hemen karşımızdaki insanı suçlamak  “Adamın burnu amma büyüdü , bizleri tanımaz oldu “ demek  adeta gelenek oldu.

Can dost,

Bir dostum kütüphane memuru olarak atanınca çok sevinmiş. Ama kütüphaneye gidince tam manası ile hayal kırıklığına uğramış. Nasıl mı?  Kütüphaneye atandığı zaman “ Ooo ne güzel sabahtan akşama kadar kitap okursun , kitaba para vermezsin. Tam sana göre     “ diye gaz vermeleri karşısında  sevinci daha da armış ama  atandığı kütüphaneye gidince  şaşırmış. Memurlar  fazla iş olmadığından çay ocağında sabah işe gitmeden   nerede ise öğleye kadar çay ocağında  boş konularda konuşmaya çalışıyorlarmış. Dostum , bir iki kere sabrederek bu konuşmalara karışmamış. Sonra birde bakmış ki her gün her gün aynı konular konuşulmakta , seviye gittikçe azalmaya başlamış . Dostum da sabah çayını alınca odasına çekilmiş ve işten arta kalan zamanda gazetesini ve kitabını okumaya  başlamış. Ama orada da kendisine rahat vermemiş ,  kimisi gelmiş “ Onu şöyle yapmalısın, bunu böyle yapmalısın” diyerek , kimisi e “ O gazeteyi okuma , o gazeteler vatan haini  bu gazeteleri oku “ diyerek açıkça baskı yapmaya başlamış. Bu her gün tekrarlanmaya bakınca  özgürlüğüne çok düşkün olan dostum sinir krizi geçirmiş. Hastaneye kaldırmışlar. Sonunda başka iş yerine geçmek zorunda kalmış.

Can dost,

Kitap seven insan boş insanların çalıştığı yere düştüğü zaman  işte böyle olmakta. Kitap okumayan kütüphane memurları,  iş olmayınca da ona buna sataşmaktan geri kalmamaktalar. Kitap okumanın sevkini tatmış ve  gelecek nesillerin okumakla ne kazanacaklarını bilmiş olsalardı, sanırım o arkadaşları ile alay etmek yerine onu el üstünde tutarlardı. Ne yazık ki o okuyanla alay edenler, kendi çocuklarının en güzel okullarda okumaları için en büyük çabayı verecek mücadeledeler. Burası bir  tezatlar memleketi işte. Okumayı seven insanları sevmek ve çocuklarımıza da onları örnek göstermek  en güzel motivasyon çocuklarımıza ama anlayana…

Canım dostum,

“Okumayı sevme” ortak noktamızda buluştuk. Okumayı sevmemiz sayesinde sohbetlerimiz kitaplar ve okumak üzerine yoğunlaşmakta ve  bu konuda  mutlu olmaktayız. Başkaları bizim okuma sevgimizle alay ederler mi ? Yoksa bizi yanlış anlarlar mı, bunlar bizlerin umurunda değil ve olmamalı de. Önemli olan bizim hayat felsefemiz ve hayatı sevmemiz.. Bunu da bizlerin geleceği olan çocuklarımıza ve bizi ciddiye alan insanlara aşılamamız . Gerisi boş.

Can dostum,

 Bugün kitap okumaya zaman ayıran ve , adam başına basılan kitap sayısına , adam başına düşen  yılda okunan kitap sayısına bakıldığı zaman gelişmiş ülkelerin her zaman önde olduğunu görmekteyiz. Gelişmişlik okumayı sevmek ve okuduğunu uygulamakla ortaya çıkar.

Can dost,

Bazen o kadar  öğretmen, imam gibi toplumu eğitmesi ve yol göstermesi gereken insanlara bakmaktayız ki, okumayı sevmedikleri gibi okuyanla da alay etmekte , aynı zamanda da  boş işlerle kendilerini  meşgul etmekteler. Onlara “Boş insanlar “ diyenlere de kızmaktalar. Onlarda haklı boş oturmak da geri kalmış insanların ve ülkelerin özelliklerindendir.

Can dost,

Bazen öyle insanlara rastlamaktayız ki, imamlıklarının ve öğretmenliklerinin yanında hem öğrencilerini eğitmiş, cemaatini aydınlatmış , hem de onları aydınlatırken kendileri de okuyarak , gelişerek , daha da ileri gitmişler ve emekli oldukları zamanda yalnız kalmamanın ve kitaplar ve konferansları ile  insanları aydınlatmaya devam etmenin sevincini yaşamaktalar.

Can dost,

Okumayı seven bir insan olarak, okumayı seven başka bir insan , sevgili dostum sana  “ edebi mektuplar” yazmaktayım. Nedir bu edebi mektup ? dersen, bu mektuplar zamana ve mekana bağlı olmayan , zamanla  okuyanları aydınlatacak ve her çağda da önemini kaybetmeyecek , çocuklarımıza ve torunlarımıza da miras bırakacağımız güzel  mektuplardır. Aslında size yazıyormuş gibi görünmesine rağmen  “kızım sana  söylemekteyim, gelinim sen anla” misali  herkesin okuyup aydınlanacağı mektuplardır. Ben yazayım, önce siz okuyun sonra kimler okursa okusun yeter ki insanlar faydalansın, etkilensin ve olumlu güzel düşünmenin ve yaşamanın sevincini yaşasınlar.

Sevgili dostum,

Okumanın ve yazmanın önemini belki  bana ve size kimse öğretmedi. Bunu siz ve ben içimizde hissettik ve yaşamak istedik . Okumak ve yazmak bizlere hayat felsefesi oldu. Belki okumayı yazmayı bu kadar sevmeseydik insanlara faydalı olamazdık. Peygamber ne denekte  “İnsanların iyisi insanlara faydalı olan dır” gene de demiş büyük insan “ İki günü denk olan ziyandadır” gelişmemek, gelişen insanı küçümsemek veya önemsememek   bizlerin gelişmesine değil sadece  , gelecek nesillerin de gelişmesine engel olur. Bu yüzden okuyarak gelişmenin önemini her daim anlatmak zorundayız , yazarak söyleyerek .

Canım  dostum,

Bizim bu faydalı olmak isteğimizi ve okumak sevgimizi başkaları  Boş oturarak onunla bununla dalga geçmek olarak algılamışlarsa bizlerin yapacağı ne olabilir ki ? Bu evrenin sorumlu bir vatandaşı olarak başkalarına faydalı olamadıkları gibi zarar vermeyi  şaka , sevgi olarak algılayan zavallılara ne yapabiliriz ki ?

Can dost,

Her şeye rağmen bizler dik durmasını ve yanlış yapanlara karşı yanlışlarımızı söylemesini bilmek ve okumaya yazmaya devam etmek zorundayız. Şunu unutmamak lazım ki okuyarak yazarak başkalarına faydalı olmak niyeti ile  yazmak ve okumak her zaman ibadette geçen zaman kadar değerlidir. İbadet aşkı ile okumak yazmak insanlara her zaman , bana verdiği gibi huzur verir zannetmekteyim.

Can dost,

Size zaman zaman böyle güzel mektuplar yazmaya çalışacağım . Eskiler derler ki “ Söz uçar yazı kalır” . Konuşarak sohbet kadar yazarak sohbet etmekte bana büyük zevk vermekte. Bunları size yazarken sanki siz karşıma gelmişsiniz , kahvelerimizi yudumlarken , siz bana ben size sevgi ile bakarken bu sohbeti yapmaktaymışız  hissi ile size yazmaktayım. Olur ki bu yazılar  , konferans  havasında başkalarına da çok faydalı olabilir.

Can dostum,

Birbirimizi sevmemiz, okumamız ve gelişmemiz için  her zaman  “Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur”  Bunun şuurunda olarak okumak , yazmak gene okumak , sonra gene yazmak olarak ömrümüzü tamamlarsak hayatımızın boş geçmediğini o zmana insanlar daha iyi anlar.

Muhabbetle kucaklamaktayım.

İbrahim   mektubu alarak  konuşmamızın  sanki daha çok sürmesini ister gibi , konuşmamızın kısa sürmesine üzülmüş hali ille bana baktı.

“İbrahim her konuşmamız uzun olacak diye bir  şey yok  az ama öz konuşmalar bazen daha tesirli oluyor. Ben bugün az konuşmuşsam  sen   bu konu üzerine çok düşünerek konuyu  kendin   açısından verimli hale getirebilirsin.

Odamı kilitleyerek   ben alış veriş için markete yönelirken İbrahim okuluna gitmek için durağa yöneldi.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat