TOKAT GAZETESİ

ÖZGÜVEN OKULU 6. BAŞARILI İNSANLARIN HAYAT HİKAÂYELERİ

İbrahim bir hafta sonra   geldiğinde  tam saatinde gelmişti. O gün 1 buçuk saat gecikmeden sonra benim sert tavrımı  görünce  artık geç kalmamaya bakıyordu.  Çünkü biliyordu ki  bizim konuşmamız boşuna konuşma olmayıp, anlattıklarımızı  dikkatle dinleyince kendisi özgüvenli insan olma yolculuğunda ilerleme kat ediyordu.

Bundan dolayı artık zamanında geliyordu. Bu da işimizi kolaylaştırıyor,   konuşmamızın planını  uygulandığı zamana  da  ikimizde birbirimize güvenmenin , ben öğretmenin o da öğrenmenin  sevincini yaşıyordu. 

İbrahim geldiği zaman bende hemen çay ocağına inerek , çaylarımız getirmek için dışarı çıktım. Ben çayları alı gelene kadar baktım ki  İbrahim  evrak çantasından çıkardığı  ve  kütüphane yakınlarındaki  İstanbul kır pidecisinden aldığı pide ve puaçaları masaya koymuş gülümseyerek bana bakıyordu.

Ben çayları masaya koyunca İbrahim’e bakmaya başladım. Bu bakışım “daha önce buluşmamızda  verdiğim kitabı anlat” mesajı verdiği için İbrahim hemen  anlatmaya başladı:

                “Düşün ve Başar” kitabını baştan sona okudum. Gerçekten güzel bir kitaptı ama beni “ Her şey seninle Başlar” kadar etkilemedi.  Bu  kitaptan da faydalandım ama  “Her Şey seninle başlar “ üslubu ile  insanı gerçekten etkiliyor” dedi.

Bunun üzerine ben  çayımı karıştırırken bir yandan da  İbrahim’in getirdiği poğaçaları   yemeye başladım. Poğaçalar sanki İbrahim Bitlis’te  köyünden pişer pişmez getirmiş kadar lezzetliydi.

“Her kitap insanı  her  zaman aynı etkinlikte etkilemez İbrahim . Burada amaç insanlardan  ve kitaplardan öğrenebileceğimiz  en güzel  faydayı sağlamak ve hayatımıza artı değerler katmasını sağlamak. Her kitap aynı  oranda , her insan aynı seviyede  insanları etkilese dünyada huzur ve mutluluk aramanın  , bilgi peşinde koşmanın anlamı olmadı “ dedim.

İbrahim   beni başı ile onaylayarak kendi getirdiği poğaçaları iştahla yemeye başladı. Belli k acıkmıştı. Gece bölümünde okuduğundan ve İngilizce Kursu da hafta içi olduğundan dolayı kurstan 1 saat kadar önce bana geliyor,  Konuşmamızı   yapıyor, kitap ve dergileri ona veriyordu. Bu moral ile  önce İngilizce kursuna, sonra okula giderek   gününe  yeni bilgiler ekleyerek  devam ediyordu. Okulu, kursu ve  burada  verdiğimiz  “özgüvenli insan olma” kursunu   seviyordu. Çünkü amacı eğlenmekten çok öğrenmekti. Bunu da  ciddiye aldığı için gerçek manada öğrenebiliyordu.

Poğaçaları yiyerek  çayını da tamamlayınca İbrahim’in karnı doydu ve neşesi daha çok yerine geldi.

Ben hemen konuya başlayarak:

“İbrahim bugün ki konumuz, Özgüven sahibi  insanlarla dost olmak, özgüveni  artıran kitaplar okumaktan sonra  , “Özgüvenli insanların hayat hikayelerini okumak”  . Bu konu   önemli. Çok genç başarılı insanlar görünce, onlarla dost olmak, muhabbet etmek, onların hayatından faydalanmak yerine onlardan kaçar. İnsanları tanıdığı zaman  çok genç “ aman  bu  adam beni kullanmasın” diye düşünür. Halbuki  gelişmiş, başarılı insanları gördüğü zaman özgüvenli olmak isteyen insan “ Bu adam başarılı olmuş, bende gayret eder, bununla dostluk kurarsam  bende ondan pozitif enerji alarak  benim özgüvenim de gelişir” diye düşünüyorsa o zaman gelişebilir  ve özgüven sahibi insan olmaya   ilerlemiş olabilir”

İbrahim anlattığım  karşısında  düşünmeye başladı. Konuyu  çok iyi düşünerek kafasında analiz ettiğini anlıyordum.  Dinlediklerini çok dikkatle dinliyor. Beynine   nakşediyor ve hemen harekete geçiyordu. Esprileri anlıyor ve bozulmuyordu. Bunu  daha önce de fark ederek kendisi ile paylaşmıştım. Zamanla bu tutumunun daha dikkatle devam ettiğini görmek beni  mutlu etti.

Çayımızdan  içerek  puaça yedik biraz.

Sonra yeniden konuşmaya başladım:

“İbrahim ben  zaman zaman okullara konuşmaya giderim. Tüm içtenliğimle konuşurum. Konuşmadan sonra insanlar  benimle devamlı iletişim halinde olmak ister. Hep nerede çalıştığımı sorar. Burasını anlatırım. Bazen insanlar merak ederek gelir. Ama gerçek amaçları gelişmek, özgüven  sahibi olmak olmadığından  zamanla uzaklaşırlar, dedikodu ederler,   hatta hakaret eden dahi olur . Etkili iletişim kurmak istememizden rahatsız olarak. “

İbrahim önemli bir konu yakalamış gibi bana  soru sormak için bakmaya başladı. Ben anlayınca  elimle soru sorabileceğini söyledim.

“Abi, insanlar hem  güçlü iletişim kurmak ister, hem de  güçlü iletişim kuran  , kendileri ile de iletişim kurmak isteyenlerden rahatsız olur .Bunun sebebi sizce nedir? “

“İbrahim bunun   sebebi  “öğrenilmiş çaresizlik” veya  “öğretilmiş çaresizlik” de diyebiliriz.  Ben  öğrencileri ve  insanları her zaman gözlemliyorum  insanlar  hep birilerinin ne dediğini çok önemsiyor. “ Başkaları ne der” i hani tanımıştık. Bir sorun yaşadığı zaman hemen  o  önemsediği insana sorar. O ne derse ona inanır. Çünkü kendine has düşünceleri, nasıl davranacağına dair davranış  örnekleri yoktur.  Bizimle tanışanlarda  işte   hemen  o önder bildikleri insana sorar. Öğrenciler arsında bu genelde    bir arkadaş,  ailesi ile kalanlar arasında  aile ferdi. Olur. O beni yanlış tanıdıysa   mutlaka  O da yanlış  tanıyacaktır.  Bana kendi görüşü ile bakamaz . Eğer senin gibi özgüveni   yüksekse  ve özgüveni yüksek adam olmak istiyorsa   tabii ki kimseyi   dinlemez ve kendi görüşü ile hareket eder.”

İbrahim haklısınız der gibi başını sallıyordu. Ben konuşmaya devam ettim.

“Tabii beni yanlış tanıyanda    benden uzaklaşır. Ben de tamam derim . Zamanla beni gözlemleyerek başkalarına da sorarak   öğrenir. Bu sefer benim iletişime geçmemi bekler. Bu sefer de benim içimden iletişime geçmek gelmez. Çünkü özür dilemeyen adam   ile iletişime geçmek   ilerde gene senden   bahaneler ile  uzaklaşacağı   gerçeği ile yüzleşirim. Ama sen ilk tanıştığımızdan bu yana  beni kimseye sormadan tanıdığın için yanlış tanımadın.”

İbrahim tekrar başını salladı “ Anladım” anlamında.

Bene konuşmaya devam ettim.

“  Hadiste   şu  anlamda bir söz vardır. Yalan dolan olmadan sohbet edecek arkadaş bulursan  yani hayır konuşan , O’ nunla  konuş   .Hayır konuşacak adam bulamazsan yalnız kal”  Bu  benim ve gelişmek isteyen insanların düsturu olmalı. Ben bunu uygularım. Sen gelmesen ben kitap okurum. Gelirsen sen faydalanırsın konuşuruz. Sana dergi ve kitap hediye ederim. Sen okursun  kardeş ve arkadaşlarınla paylaşırsın.  Yani her  halde  iletişime geçmek senin ve gelmek isteyen gençlerin lehine iletişim seven insanlar ile iletişim kurmak”

Çaylar bitmişti. Hemen  aşağı inerek çayları  yenileyerek yukarı çıktım. İbrahim de konuyu iyice düşünüyor, analiz ediyordu  ben dönene kadar.

“İbrahim son zamanlarda  Başarılı insanların hayat hikayelerini anlatan  kitaplara merak saldım. “Hayat Bilgesi” , “İnsan İsterse” gibi   değişik  kesimden  insanların  hayat hikayelerini anlatan  bu kitaplardan  çok şey öğreniyorum. Sana da tavsiye ederim. Boş konuşan insanlarla sohbet etmektense başarılı insanlarla sohbet etmek,  insanları   bulamayınca onların hayat hikayelerini okumak, insana gerçek manada özgüven veriyor. Bana da bu yaşta gerçekten rağmen veriyorlar ve  bunları  “Bakkal Osman” ile de paylaşıyorum ve o da okuyarak banma teşekkürlerini sunuyor.”

İbrahim bana dikkatle bakarak :

“Şu Bakkal Osman ile  de beni tanıştırın artık abi” dedi.

“En kısa zamanda  sende tanışacaksın İbrahim. Onunla tanışınca bir bakkalın  kitap ve dergi okuyarak   nasıl   geliştiğini ve   müşterisi  Üniversite öğrencilerine     kişisel gelişim danışmanlığı yaparak  onlara   kişisel gelişim dergileri armağan ettiğine şahit olacaksın” dedim.  

İbrahim’e  muzip  bir  gülümseme ile göz kırparak:

“Bak Özgüven’in gelişerek  eskiden insanlardan kaçarken şimdi  bahsettiğim herkesle tanışmaya bakıyorsun. Seni , tanıştığın zaman  sana faydalı olacak herkesle tanıştıracağım” dedim.

İbrahim, özgüveni gelişen bir  öğrenci   tavrıyla bana bakarak:

“Abi , buraya  yakın arkadaşlarımı da getirerek sizinle tanıştırmak isterdim”

Ben buna itiraz ederek sebebini de  İbrahim’e şöyle açıkladım :

“İbrahim , burada  baş başa  konuşmamızın sebebi  “özgüven” konulu bireysel bir eğitimdir.  Ben sana anlatıyorum. Burada bir kişi daha olsa, konuyu anlamayan,  ya da  konuşmalarımızdan bir süre sonra sıkılarak   daha gelmeyecek olan,  ya da  konuşmamızı   konusundan uzaklaştıracak  laflar eden bir insan olursa hem sen üzülürsün hem de ben. En iyisi bu konuşmalarımızı baş başa yaparak hem sen öğrenmenin hem de ben öğretmenin   sevincini yaşayama devam edelim” dedim.

Konuşmamıza  devam etmek için önce biten çayları tazelemek gerekti. Hemen aşağı inerek çaylarımızı  tazeleyerek geri döndüm. Sohbete devam edeceğimiz   ortam oluşması için biraz daha bekledim.

Odamın  raflarında duran yüzlerce dergileri gösterdim.  İbrahim  odanın  etrafını çevrelemiş raflarda sıra sıra dizilmiş, renkli kapakları ile adeta  “ gel beni oku”  diyen  dergilere baktı.

“İbrahim Kardeşim, bu yüzlerce dergide    çok güzel konular olduğunu  tahin etmek zor olmasa gerek. Bu dergilerde iş adamlarının , yazarların , düşünürlerin  fikir adamlarının  başarısını  anlatan   yazılar, röportajlar, hikayeler var. Bu dergileri okumak  insanı geliştirir ama bu yüzlerce dergiyi okumaya gelen kişi sayısı 3’ü geçmez.   Okudukça okuyası gelen bu dergilerdeki   hayat hikayelerini   bir insan düşünerek, not alarak okusa, not tutsa, hayatına uygulasa gerçek manada  özgüven geliştirir. Ben okumaya  ve uygulamaya bakınca gerçekten  özgüvenim gelişiyor. Bırak okumayı, burada konunun   önemini anlattığım şu  sayılı dakikalarda , üstelik senin de beni can kulağı  ile dinlediğini  gördüğüm zaman inan gerçekten de özgüvenimin arttığını hissediyorum” dedim.     

İbrahim bunun üzerine  bana  baktığında   gerçekten de ondaki özgüvenin de arttığını hissediyordum.

“İbrahim, “Engelleri Aşanlar” kitabını sana vermiştim ve okumuştun hani. Orada ve  engelli olduğu halde  başarıyı yakalamış  çok insanın  hayat hikayesini okuduğum zaman gördüm ki, engelliler   daha  önceki  yani başarısız oldukları hayatta, ne yapacaklarını bilemedikleri zaman   okuduklarından , duyduklarından   çıkan fırsatları hemen değerlendirerek başarıyı yakalıyorlar.Bu  tutum ne yazık ki gençlerde olmadığından   özgüven noksanlığı en çok lise ve Üniversitelilerde var. Üniversite yaşamında özgüven    noksanlığı yaşayan insan  büyük ihtimalle  iş hayatında da  bu noksanlığı yaşayacaktır” dedim.

Bu  arada İbrahim çayını karıştırırken bana  “bir sorum var” der gibi bakmaya başladı. Ben anlayınca işaret ederek sormasını istedim.

Bunun  üzerine İbrahim sorusunu sordu bana:

“Üniversiteliler Özgüvenini artırmak için ne yapmalı?”

“Bunun yolu yeniş tanıştıkları insanlar hakkında önyargılı olmadan, onlarla  sohbet ederek, onları başkalarının gözü ile değil de senin gibi kendi gözü ile  tanıyarak  ve   tanıdıktan sonra da iletişimi geliştirmek için  O’nun çalıştığı yeri  öğrenerek   ziyaret edip, O’nu  yolda gördüğü zaman da selam vererek ,  hatta imkanı varsa evine çaya davet ederek,özgüvenli insanlardan faydalanabilir.”

İbrahim beni dikkatle dinleyerek  , muzip bakışlarından birini daha  bana atıp  yeni bir soru sordu:

“Bunu yapmıyor mu gençler abi?”

“Tabii  ki Üniversiteliler  çok insanla tanışıyorlar  ama  tanıştıkları insanların çoğu özgüven sahibi olmayan insanlar. Bilgi sahibi olmayan insanlar. Genelde  gençler  bilgi ve özgüven olarak kendilerinden daha az ya da kendileri ayarında insanlarla dost  olmayı  seçiyorlar.Bir söz der ki’ Hayatta   mutlu ve başarılı olmak istiyorsan   bilgi ve özgüven  olarak senden  yüksek olana, maddi açıdan az olana bak ki  hem şükredesin hem de  bilgi ve özgüven  kapasın , mutlu olasın’ Bu  sözü çok severim ve hayatıma uygularım İbrahim” dedim.

İbrahim beni dinledikten sonra :

“Gerçekten de  özgüven geliştiren ve hayatı öğreten sözler. Abi bunları hep okuyarak mı elde etini*

“Herhalde İbrahim. Ben hiçbir kurs gitmedim okul dışında. Kitapları okurken birisi karşımda  okuyormuş da ben dinliyormuşum gibi hayal edince  gerçekten de  kurs  görmüş kadar   etkili  oluyor. Sana  da tavsiye ederim .Aklımda daha çok kalıyor konu. Yapılan bir araştırmada İlkokul mezunu   bile olsa   bir kişi  bir gazeteyi dikkatle  her gün okusa  Üniversite bitirmiş kadar bilgi sahibi oluyormuş. Bunu okuyunca   babamın ilkokul mezunu olmasına   rağmen nenden bilgi ve kültür olarak çevresindeki insanlardan ileri olduğunu daha iyi anladım.”

“Babanız  her gün gazete mi okurdu  abi?”

“Tabii ki okurdu. Babamın  okuduğu gazetenin  çocuk dergisi ekleri ve  hediye olarak   verdiği ansiklopedileri    bizim okul hayatımızda  başarılarımızı çok olumlu etkiledi internetin   olmadığı  kütüphanesi olmayan  5000 nüfuslu ilçede, gazetenin verdiği ansiklopedilerdeki  başarılı insanların hayat hikayelerini okumak , onların üzerinde düşünmek gerçek manada bizim ufkumuzu açtı.

Lisede hocalarımız   “Üniversite sınavında    en  güzel hazırlık Ansiklopedi karıştırmakla olur”  dedikleri   önemli  uyarıları üzerine bu  Ansiklopediler bana adeta arkadaş olmuşlardı. Çoğunu da zaten halen saklarım. “

“Okuyan,  başarılı insanların hayat  hikayelerini  okuyup analiz  eden insan  gerçekten de özgüven sahibi olur abi”

“İbrahim Kardeşim, hayatta  hiçbir  öğüt ve nasihat boş değildir anlamasını bilene. Bazı insanlar duymayanlar ile sesleri duymuyor diye alay eder,  halbuki duymayan değil duymak istemeyen istemeyi de istemeyen   sağırdır. Görmeyen değil görmek istemeyen   görmeyi  istemeyi bile istemeyen   kördür”

“Abi, istemeyi de istemek  nasıl bir şey, anlamadım”

“Çoğu insan istediğini zanneder ama ertesi gün vazgeçer. İbrahim bana  çok genç gelip de ‘abi siz  gelişim konusunda gençlere   konuşmalar yapıyormuşsunuz, konferanslar veriyormuşsunuz. Bende gelsem benim gelişimine  katkı sağlar mısınız?’  der. Ben de tama  derim. Ertesi gün   vazgeçer çoğu. Konferansa davet edeceğiz deyip de  etmeyen   insanlar edenlerin  en az 100  mislidir. Ben başkasından duysam  inanmazdım ama başa gelince inanıyor insan. Demek istedim demek yetmiyor neyi istediğimizi istemeyi de  candan istenmek gerek . Sen ise gerçekten istiyordun. İstemeyi bile çok itiyordun. Yani  samimiyetle istiyordun  bu da hemen harekete geçmeni ve  bizi keşfetmeni sağladı. Şimdi anladın sanırım.”

“Anladım abi”

“Yani Burası bir Özgüven okulu ise gerçek manada   öğrenmek isteyen burayı özgüven okulu olarak  isterse gelir.  Bende  Bir  Hoca  gibi  öğretirim. Öğrenmek istemeyen de  aşağısını işaret ederek, senelerce  gelse ders çalışsalar da    bizi fark edemezlerde bir şey öğrenemezler”

Çalıştığım   odanın altında   etüd salonu vardı. Kütüphaneye yeni atandığım zaman hevesle   kendimi Üniversiteye hoca tayin edilmiş gibi   hissetmiştim. Kütüphanenin merdivenlerinde    öğrenme isteği olduğunu zannettiğim insanları  odama davet ederek onlara  kişisel gelişim, özgüven   aşılamaya gayret etmiştim. Onların da çoğu ya işi dedikoduya, ya da  boş arkadaşlarını getirerek   bizi boşa meşgul ettiğini   görünce  bu çalışmalara son vermiştim. Tabii ki öğrenmek isteyenler gene    yanıma gelerek saygıyla bizden faydalanıyorlardı. Bunu İbrahim’e de daha önce anlatmıştım.

İbrahim ne dediğimi anlayarak   gerçek manada   anladığını da  gözleri ile gösterip  bana “hadi anlatmaya  devam  etsene abi” der gibi bakmaya başladı.O bana  öğrenmek arzusu ile bakınca bizlerde de   öğretme arzusu gayrete geliyordu.

“İbrahim, çok zaman  muhatap olduğum gençlere soruyorum’ Kitap okuyor musunuz’ diye. Çok zaman ayıp olmasın diye ‘ arada’ diyorlar. Halbuki okumadıkları belli. Belki de senin gibi özgüvenli , okumayı seven insanlarla arkadaşlık kursalar yaşa başa bakmadan  kitap okumayı  da sevecekler ama   gayret etmeyince, yaşça büyüklerden faydalanmayı bilmeyince  o zaman da    tabii ki gelişme olmuyor. Birde  şu var ki gençler  hemen tepki göstermeyi, hatta  kaba saba konuşmayı   özgüven sanıyorlar.  Ben buna çok şahit oldum. Bir söz vardır. “Edepli edebinden susar. Edepsiz ben susturdum zanneder”  Ben de  bana karşı sosyal medyada edepsiz konuşmalar yapanı hemen silerim. Varsın onlar  “ben susturdum” zannetsinler. Zamanı gelince hatayı anlarlarda  hata belki de  düzeltilemez.”

İbrahim hemen    soru soracak pozisyona geçti:

“Abi, gençler hata eder ama. Onlara  büyüklerde hoşgörüde bulunmalı değil mi?”

“Güzel soru İbrahim, seni kutlarım bu sorundan dolayı.  Evet gençlerin  hata yapması büyüklerin af etmesi gerçekten  güzel şey ama hata eden de hata ettiği zaman hatasını önce düzeltmeli. Mesela   bir  insan yaralandı. Önce  kanamayı durdurmak, sonradan da   tedavi etmek lazım değil mi? Gençler hata yaptıkları zaman  özür dileyecek yerde  “ ben haklıyım” a devam ediyorlar. Kendi pişman olacakları şeyde bizim pişman olmamızı bekliyorlar. Hata yapmak insana mahsus  ama  hatada ısrar etmek en büyük talihsizliktir”

Biraz sustuk. Gerçekten de bu konu önemliydi. Bu suskunluk biraz uzun sürdü. Belli ki İbrahim  konuyu enine boyuna düşünüyordu. Ben  tuvalete gidip gelerek biraz elimi yüzümü yıkadım.

İbrahim dönüşte konuşmaya başladı:

“Abi, gerçekten de hata yapan önce hatasını telafi etmeli. Gerçekten de   kendini güçlü sana  kendisinin hata yapmadığını  hep karşısındakinin hata yaptığını sanır. Bu da yanılgıdır. Mesela mevkii sahibi hata yapmadığını zanneder .  Öğretmen hata yapmadığını zanneder. Özgüven sahibi olduğunu zanneden ama onun bunun dedikodusu ile hareket eden genç hata yapmadığını zanneder ama kendi hatasına arkadaşlarını da ortak etmeden   çekinmez. O yüzden  özgüven sahibi insanlarla arkadaşlık önemli. Burada  özgüvenli ve başarılı insanların hayat hikayeleri önemli. Onları modelleyebiliriz. Bu konuda   başarılı insanların  hayatları filmde oluyor. Onlardan  ilham alabiliriz mesela.Evde ve  işte kitaplığım  bu  kitaplarla doludur ve  çok zaman okudum ve özgüvenim gerçek manada arttı. Bugün sana öyle bir  kitap hediye edeceğim zaten.”

Biraz soluklanınca  çayımızda kalan son   yudumu da içtim. İbrahim ile aramızda sözsüz iletişim başlamıştı. Çay bardağına baktığım zaman  bu “ ya çay dan bir yudum alalım “ demek ya da “ çayları tazeleyeyim” demekti. Ben baktım çay bardakları boşalmış. Çay ocağına inerek  çay getireyim dedim. Çay ocağında çay yoktu. Sıcak su alıp odama döndüm. Çay olmayınca  sallama  çay ya da 3’ü bir arada  kahve içiyorduk.  İbrahim bir sallama çay istedi. Ben de  3’ü bir arada kahve .

“İbrahim daha önce sana verdiğim” Engelleri Aşanlar” kitabımızı okumuştun değil mi?”

“Evet abi, hem de  düşünerek 2 defa okudum. Engellilerin hayatından çok şey  öğrendim ve bana güçlü özgüven verdiler.”

Bunun  üzerine daha önce  not aldığım kağıdı çıkararak   ona bazı isimler okumak istedim.

“Renault, Porsche, Ferrari, Dizel, Honda, Toyota, Ford….”

İbrahim yüzüme dik dik bakarak :

“Abi  bunlar  otomobil markası,  bunlar sanki galeri de bulunan otomobil isimleri gibi sıraladınız…”

Gülmeye başlamıştım. Ben notlardan okumaya devam ettim:

“Philips, Adidass, Siemens, Bosh Gurindig….”

“Abi bunlar da marka   adları.. Hani biz başarılı insanları  konuşacaktık.”

Gülmeye başladım. Hakikaten de İbrahim’in bunların bir insan ismi olduğunu bilmesi zordu.İbrahim’e bakarak:”

“İbrahim, biz gene başarılı insanları konuşuyoruz. Bu sana  saydıklarım isimlerin hepsi bir şahıs soyadı ve    bunlar  mucidi oldukları  otomobil ve cihazlara  adlarını   vererek marka   olmuş insanlar.”

Daha sonra çekmecemden  Ö.Faruk Reca’nın 2005 yılında Akis  Yayınlarından   yayınlanan  “Acılar İçinde Başarıyı Yakalayanlar”  kitabını çıkararak  önüne koydum.

“İşte bu kitapta yukarıda saydığım isimlerin acılar içinde başarıyı yakalama hikayelerini okuduğum zaman bende hayret etmiştim. Sen de okuyarak  bunlardan dersler almaya bakarsın. O zaman sana özgüvenli insan olma yolunda  bir adım daha  ileri gitme imkanı olur” dedim.İbrahim dudak bükerek hayretle kitabı alarak karıştırmaya  başladı. Bende bunun üzerine susarak kahvemi karıştırmaya  ve  içmeye başladım.İbrahim’de çayından bir yudum aldı. İbrahim kitabı karıştırırken, ben  de   ona bu hafta vereceğim  mektubu seçmek üzere bilgisayarımdaki dosyaları açmak için  bilgisayarıma yöneldim.

Oğluma  yazdığım ve okumanın ve yazmanın önemini anlatan bir mektubu  İbrahim ile paylaşmaya karar verdim.

 

 OKUYAN…. OKUYAN… OKUYAN  VE YAZAN OĞLUM

Sevgili oğlum,

Bu mektubumda sana okumak ve yazmak üzerine farklı şeyler anlatmak istemekteyim. Umarım anlattıklarımı sende dört gözle okuyacak, okuduklarını beynine nakşedecek ve  hayatında okuma ve yazma yaparken babanın naçizane anlattıklarına  sevgi ve saygıyla bakacaksın.

Canım oğlum,

Türkiye’de derler ki,  “Her 3 Türk’ten 5 tanesi şairdir” Yani ülkemiz insanı duygusal olup, kağıdı kalemi eline alan ve genel kültürü olmayanlar bile hemen bir şeyler karalamaya başlarlar. Herkesin de kendilerine büyük yazar ve şair muamelesi yapmak isterler. Kıyaslama güzel şey değil ama , iyi ile kötüyü kıyaslamamız gerekmektedir. Bu yüzden yazılan şiirler ile ün yapmış, sözleri nakış gibi işlemiş  usta şairlerimize baktığımız zaman  şair ve yazar geçinenimiz çok, usta şair ve yazarımız az olan memleketiz.Neden böyle ?

Canım oğlum,

Bu sorunun nedeni şu ki, kültürlü insan olmaya , okumaya hevesli değiliz.  Okumayı adam gibi yaparak , her gün planlı ve düzenli okusak, belki de hedeflerimize daha çabuk ulaşacağız. Mesela şiir yazan insanımız çok şiir yazmaktan ziyade, şiir tahlilleri ve  ünlü şairlerin şiirlerini çok olmadan  ama düzenli okusa, tahlilleri güzel yapsa , belki de yerinde sayan şairliği ilerleyecektir. Şiir yazmak , duygusal olmanın güzel bir sonucu ama ,  her şiir kitabı çıkaran şair olmaz. Şair olmak için şiirlerin gelecek nesillere kalması, geniş kitlelerce okunması ve  sevilmesi gerekir.

Canım oğlum,

Bu anlattığım gelişme her meslek içinde geçerli salında . Ben sana sadece şairliği örnek vererek anlattım. Bu mühendislikte , tıpta da başka bilim dallarında da geçerli olan ve  önemli olan kural. Bizler bile yaşımız ilerleyerek , aklımız kemale erince bazı şeylerin farkına ancak varıyoruz.

Canım oğlum,

Okumak , insanları boş konuşmaktan, kötü arkadaşlar edinmekten alıkoymakta , bir meslek edinmemizde  bizlere çok faydalı olmakta . Bununla kalmayarak çok ve düzenli , güzel kitaplar okuyan insanlar kötü alışkanlıklardan uzak kaldıkları için hem maddi , hem manevi  mutluluğu da yakalamaktalar. Ben en azından yakalayanlardan birisi olarak , bir baba olarak sana da tavsiye etmekteyim.Gerçi okumayı sevmeyenler, okuyanı sevenleri fazla sevmeyerek alay etseler de , nedense kendi çocuklarının güzel okullarda okumasını ve kitap okumayı  sevmesini isterler. Kitap okuyanı sevmemelerinde mi samimiler, yoksa çocuklarının kitap okumasını isterken mi     samimiler , ben anlamakta zorlanmaktayım.

Canım oğlum,

Hayat böyle tezatlıklar, zıtlıklarla dolu olsa da , gene de okumaktan  ve okuduklarımızı süzgeçten geçirerek , bunları da not alarak ve notlarımızı da gene bir süzgeçten geçirerek , kitaplar , bilimsel çalışmalar halinde başka insanlarında istifadesine sunmak , aydın ve geleceğe , geleceğin aydınlanmasına önem  veren insanın hayat felsefesi olmalı bence. Bunu benden sonra senin de devam ettirmeni ve , çocuklarına da aşılamanı  çok isterim. İnsan çok yaşamakla yarına kalmaz, çevresinde sevgi bırakmakla yarına kalır .

Canım oğlum,

Okumayan insan ile  ve bilgili insanın önemi şu ilahi kanunda gizlidir. Gizli değil aslında açıktır. “ Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu ?” Bilgili insan ,  bilmeyen, okumayan insanlar kabul etmese de bunu yapamayanlara nazaran üstündür. Bilgi insanı kötülüklerden korur. Ben bilgili olmanın ve okumanın hayatta hiç zararını görmedim ve terzine beni kötü alışkanlıklardan ve kötü alışkanlıkları olan arkadaşlardan uzak tuttuğu için “ Keşke daha çok okusaydım da daha bilgi ile dolu olsaydım “ diyerek  hayıflandığım zamanlarda çok oldu.

Canım oğlum,

Bilgiye ulaşmanın en kestirme iki yolu vardır .Bunların ilki senin her zaman yaptığın gibi ,dersini derste can kulağı ile dinlemek ve  bilmediğin zaman mutlak surette öğretmenine anında sorarak kafanın takıldıklarını öğrenmen, sonra anne ve baba sorman ve öğrenmen, sonrasında dershane ve bilim sanat merkezi derslerini dikkatle dilemen ve sorularla konuyu pekiştirmen , ödevlerini zamanında yapman. Bilgiye ulaşmanın ikinci yolu da okumak ve anlayarak okumaktır. Anlayarak okuyan ve okuduklarını güzel analiz eden insan hem okulda , hem de hayatta başarılı olur. Okumakla kalmamalı , okuduklarını da, yazıya ve söze dökerek insanları aydınlatmanın da yollarını bulmalı.

Canım oğlum,

Yıllardan bu yana Üniversite giriş sınavlarında  derece yapanlarla röportajlar yaparım. Öğrencilerin çoğu derslerinde başarılı olup , yüksek puan  almalarına rağmen , düşüncelerini yazılı ve sözlü ifade etmekte zorlanmaktaydılar ve ben buna üzülürüm. Bu gençler  belki Üniversitede sıkıntı çekmeyecekler ama   hayata atıldıkları zaman iletişimde sorun yaşayacaklardır. Bu da onların hayal kırıklıklarına uğramalarına sebep olacak. Bu yüzden seninde küçük yaşlarda  düşüncelerini yazılı ve sözlü olarak  başkalarına  anlatmanı ve  kendini çok okuyarak ve yavaş yavaş düşüncelerini de yazılı sözlü anlatarak gelişmeni istemekteyim.

Canım oğlum,

Bunları sana anlatırken, seninde  okumayı sevmeni, babanın doğrularını anlayarak , yanlışlarını da söylemeni doğrunun, mazlumun yanında , zalimin karşısında olduğunu gördükçe , sana olan güvenim  ve gelecek nesillerin bizlerden daha ilerde olacağı konusundaki  ümitlerim gerçekten de artmakta ve mutlu olmaktayım.

Canım oğlum,

İnsanlar aslında bilmediklerinden değil, cahillikte ısrar ettiklerinden  ve sevmediği insanların bilgilerini almamak için kuru inattan dolayı zararlı çıkarlar.  Nedense hayatta mutlu olmak var iken,  kindar ve inatçı tutumları ile hayatı güzelleştirecek yerde zindan eder ve çocuklarına  fark ederek veya fark etmeden bu saçma tutumları aşılayarak onlara da zarar verdiklerinin farkına bile varmazlar.

Canım oğlum,

Cahil, saçma sapan konuşan, sohbet edeyim derken,karşısındaki insanın kalbini kıran ve  onlardan özür dilemesini  bile bilmeyen insanlardan canavar görmüş gibi kaçmak isterim. Bilgisi ve sevgisi olmayan insan bence insanlıktan çıkmış , adete canavarlaşmış, yırtıcı hayvanlara dönmüş  gibi gelmekte bana . Bilgili ve gülen , seven , bunları da en güzel şekilde yapan insanlara ise her zaman bitmek , onlarla saatlerce sohbet etmek , hem bilgi , hem de sevgilerinden ilham almak isterim.İşte beni kendilerine bağlayan ve onları sevmeme sebep olan şey onların okuyarak gelişmeleri ve benim de okumayı sevmem işte.

Canım oğlum,

“İyiliği emreden , kötülükten alıkoyan insan “ insanların hayırlısıdır. İnsanlara faydası olmadığı gibi onları üzen insan okumuşsa boşa okumuş demektir. Hayatta böyle okumuş insanlara da rastlayacaksın. Bu insanlar gibi   olmaktansa , yani okudukların sana faydalı olmayacaksa ben sana hiç okumamanı tavsiye ederim. Okumak başka insanlara faydalı olacaksa  yapılmalı.

Canım oğlum,

Okuyacak… Okuyacak… Okuyacak… Dinleyecek… Dinleyecek… Dinleyecek.. sonra sevecek… sevecek.. sevecek ve sonra da yazacaksın. Yani okumadan, dinlemeden , sevmeden yazmak karşındaki insanı etkilemez. Bilgi ve sevginin yaygınlaşması ve hayatta sana faydalı olması için bunları yapman lazım

Seni seviyor ve muhabbetle kucaklıyorum.

Bu memlekete sevgin , ilgin , bilgin daim olsun.

 

Mektubu yazıcıdan çıkararak İbrahim’e uzattım. İbrahim mektubu    alarak bana teşekkür etti. Gülümseyerek  :

“Bir mektupluk bir tecrübemiz daha oldu ve Özgüvenli insan olmaya bir adım daha  yaklaştık” dedi.

“Doğru söylüyorsun. Okuyunca, dinleyince, uygulayınca hem  insan tecrübe sahibi olur, hem de  özgüvenli insan olmaya yaklaşır. Özgüven sahibi olmak istemeyende bizde hata bularak uzaklaşmaya bakar. Biz de saygıyla selamlarız onu” dedim.

İbrahim’in aklına gelmiş gibi  aniden sordu:

”  Abi, bu güzel mektupları siz  kitap olarak neden yayınlamıyorsunuz ki,  çok güzel mektuplar ve konuları da güzel” dedi.

“İbrahim ben  bu mektupları önce  senin gibi gençlerle  paylaşıyorum. Sen de  arkadaşlarınla, kardeşlerinle paylaşıyorsun. Ben bunu yerel gazetede de  köşe yazısı olarak paylaşıyorum. Oradan gazetenin internet sitesinde de yayınlanır. Okuyan  okur paylaşır. Böyle de kitap gibi etki yapar. Yayınevleri yayınlamak isterse o da olur.”

İbrahim biraz düşündükten sonra :

“Abi, siz bunları sadece bana mı anlatıyorsunuz, yoksa isteyene mi?”

Bu konuda   gülümsedim. Gerçekten de bu konuda dertliydim. İbrahim bu konuda saf temiz yürekle anlatınca bende saf  ve temiz  içten   duygularımı anlatma gereği duydum

“İbrahim  özgüven konusunda  bir gençle konuşmalar yapmayı çoktandır istememe rağmen gençler ile nedense bir türlü  öyle öğrenme ve öğretmeye dayalı  bir sosyal ilişki kuramadım. Gençler hemen her şeyi hemen  öğrenmek istiyorlar. Öğrenmeden çok eğlenme, dedikodu etme,  ya da   kısa  zamanda her şeyi öğrenme  olmadığı zaman da her şeyi yarıda   bırakma oluyor. Sen bu konuda istekli olunca bende  bunu sana anlatmaya  öğretmeye karar verdim. “Sabreden derviş muradına ermiş” ve  “sabırla koruk helva olur” sözleri bunu doğruluyor. Tabii geldiğin zaman sen öğrenmenin ben öğretmenin sevincini yaşıyorum. Sen gelmezsen ben kitap okuyarak yazarak zamanımı güzel değerlendiriyorum.”

İbrahim bunu anlatınca heyecanla  kalkara ayağa kalkıp eklimi öpmeye kalktı. Ben  buna müsaade etmeyerek sadece   elini sıkarak    cevap verdim. 

“Abi, beni heyecanlandırdınız. Özgüvenime özgüven kattınız. Çok sağ olun. Kendime güvenim gerçekten de  artıyor” dedi.

Ben sakin kalmaya dikkat ederek:

“Bu benim değil İbrahim kardeşim, senin  teveccühün” dedim.

Kitabı  sıkı sıkı  tutan İbrahim:””Engelleri aşanlar” ve  “Acılar İçinde Başarıyı Yakalayanlar” kitapları benim ufkumu açacak abi. Bunu  da   Engelleri Aşanlar gibi kelime kelime okuyarak  hayatıma artı değerler katacağım inşallah. Kendimi daha mezun olmaya  3 sene olmasına rağmen özgüveni yüksek    ve   özgüvenli öğrenciler yetiştiren bir  öğretmen olarak  görmeye başladım. Bu  özgüven artmasından mı abi” dedi.

“Galiba.. “dedim.

Çaylarımızı ve kahvemizi de  yudumlayarak içtikten sonra saatime baktım. Öğlene yakındı yemek için eve gidecektim. İbrahim’e 

“Gel seni bizim Bakkal Osman ile tanıştırayım” dedim.

“Gerçekten mi abi? Bende  O’nunla tanışmayı çok istiyordum” dedi.

Odamı kapatarak,  yakındaki gazete bayiinden gazetelerimi aldım kütüphaneye 15 dakika mesafedeki  evimize doğru geze geze  geldik. Siteye girince bakkalın   dükkanda olduğunu  görünce bende  eve yemek için ekmeği alınca biraz    oturalım dedi. Bakkal Osman her zaman ki gibi bizi güler yüzle karşılayarak  küçük masaya    bize çay ikram etmek istedi. Bir çay içtik. Bakkal Osman benden nasıl  dersler aldığını ve  dergi ve kitap sevgisi edindiğini İbrahim’e anlatmaya başlayınca ben de  kalkarak  yemek yemek üzere eve geçtim.

Yemekten sonra   bakkala   tekrar uğrayınca   Bakkal Osman ile   İbrahim’in iki özgüven  okulu talebesi olarak koyu muhabbete daldıklarını görünce sevindim.

YORUMLAR

    Bu yazıya henüz yorum eklenmedi.

Köşe Yazısını Yorumla

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.İşaretli alanların doldurulması zorunludur. *


Tartışma Başlat