MAHKEMEYE VERSEM SENİ ASARLAR

Bilinçli bir toplum olma yolunda kat ettiğimiz mesafe, takdire şayan. Artık hakkını arayan, hakkının peşini bırakmayan, en küçük meselede bile koltuğunun altına dosyaları alanlar avukatın, mahkemenin yolunu tutuyor. “Bana ne” diyenler nerdeyse yok denecek kadar azaldı. İşi mahkemeye kadar götürmeyenler de telefonun başına geçip müşteri hizmetlerinin telefonlarını aşındırmayı ihmal etmiyorlar.  

            Bunlar önemli gelişmeler elbette. Daha yaşanır bir toplum için, aksaklıkların düzeltilmesi için bunları ihmal etmemek en doğru olan davranışlar. Örneğin, bayramda Adapazarı’ndan gelen misafirlerimi göndermek için biletlerini aldığım otobüs firmasında yaşadıkları aksaklıklara karşı sessiz kalmayıp aranacak ve şikâyet edilecek ne kadar yetkili varsa arayıp şikâyetlerimizi dile getirdim. Şirket yetkilileri de beni birkaç kez arayıp özürlerini dilediler, bir daha böyle aksilikler olmaması konusunda tedbirlerini daha sıkı alacaklarını belirttiler. En azından şundan eminim ki, bildirdiğim konularda daha titiz davranacaklardır. Çünkü aynı güzergâha giden 7–8 firma var ve rekabet denen çarkın dişlileri de çok keskin.

            Duyarsız olmamak en güzeli. Elbette duyarlılıklarımızı yalnızca şikâyette değil, beğenilerde de belirtmek gerek.  Güzel bir davranış gördüğümüzde de muhatapları arayıp beğenimizi dile getirmek, onları gayrete getirecektir.

            Şu da var ki, bizim memlekette işin suyunu çıkarmak o kadar da zor değil. Kendisine sunulan hak arama mücadelesini olur olmaz, keyfi ve kendine yontarak kullanmak isteyenler bazı konuları içinden çıkılmaz hale getiriyorlar. SBS’yle birlikte sınav puanı hesaplamalarında bir değişiklik yapılmıştı ve öğrencilerin davranışlarına verilen puanların da hesaplanması kararlaştırılmıştı. Öğrencilerin davranışlarını da göz önüne alan ve davranışlarına çeki düzen verecek bu karara bir öğrenci velisi itiraz etti ve çocuğunun davranışlarının değil bilgisinin ölçülmesinin gerektiğini savundu. Elbette mahkemeyi de kazandı. Çünkü mahkemelerimiz hükümetin çıkardığı kanunların iptali konusunda hiç aksatmadan birbirleriyle yarışmaktalar. İnsanın edindiği bilgi onu toplum içerisinde ayakta tutmaya yetmemekte. İnsanı insan yapan sadece bilgi değil davranışlarıdır da.

            Benzer olayı yakın zamanda yine yaşadık. Yedinci sınıfların gireceği SBS’nin, eşitlik ilkesi gereği iptal edilmesi konusunda bir velinin mahkemeye yaptığı başvuru kabul edilmişti ve yedinci sınıfların gireceği SBS’nin yürütme kararı durdurulmuştu. Bunun sonucunda da öğrencilerde sınava girmeyeceklerinden dolayı bir gevşeklik oluştu. Fakat bakanlığın yaptığı itiraz kabul edilince şimdi de yedinci sınıfların sınava gireceği kararı tekrar kabul edilmiş oldu. Bu arada iki aya yakın bir zaman sınava girmeyecekleri için dersleri gevşeten öğrencileri hiç de düşünen olmadı.

            Yedinci sınıf öğrencilerimden Rümeysa, sınav iptal edilince; “Öğretmenim sınav iptal edildi. Gazetede yazsanız da artık bizi dershaneye göndermeseler, biz de biraz rahat etsek.” diye bu konuda bir yazı yazmamı istemişti. Ben de bir türlü fırsat bulup bu konuyu ele alamadım. Fakat mahkeme benden erken davrandı ve sınavın yapılacağı kararını aldı. Yani Rümeysa’ya ve bütün yedinci sınıf öğrencilerine söyleyecek en iyi sözüm; “durmak yok yola devam.”

            Hak aramak iyidir de aklına estikçe mahkemenin yolunu tutmak da ancak kurumların işlerliğini azaltır, işleri yavaşlatır. Yalnızca kendi çocuğunu düşünüp de mahkemeye koşmak, muhalefet olsun diye hükümetin her kararına itiraz etmek ancak mahkemeleri dosya mezarlığı haline getirir. Her şeyi yerinde ve zamanında yapmak, en güzeli. Mahkemelerin tavrına alışmış olanlar bu sıralar biraz şoktalar. Hatta çok güvendikleri mahkemeleri bile eleştirmeye başladılar. Askeri mahkemenin verdiği karar bazılarının adalet anlayışlarını sarstı gibi görünüyor. Adalet kişiye göre değildir. Önemli olan herkes için adalet. Adaletin mülkün temeli olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerek.