MUSTAFA NECATİ ELGİN ÜZERİNE

“Hor bakma fukarâ fırkasının hırkasına

Geçer her biri bir dağı delüb arkasına”

                                                                                    Hasan AKAR  

Mustafa Necati ELGİN ismine ilk kez Niksar fotoğraf arşivlerini tararken ve aslı Milli Kütüphane’de bulunan 1936 yılında ancak altı sayı çıkarılabilen Niksar Halkevi yayını ÜLKER Dergisi’nde rastladım. Derginin ilk sayısında yazısı bulunanların toplu fotoğraf karesinde zayıf, kara kuru, orta boylu pozuyla Mustafa Necati ELGİN de( Niksar’ın eski birkaç eğitimcisi onu Kara Necati Bey diye hatırlıyorlar) bulunuyordu. Eylül 1936 tarihli bu derginin 2. sayısında “Evimiz ve Ülker”, ”Niksar Tarihinden Makaleler” vardı. Aynı makale 3. sayıda “Niksar ve Yağıbasan” başlığıyla devam ediyordu. Daha sonra oğlu olduğunu öğrendiğim Ahmet Güner ELGİN, şimdi yayın hayatında olmayan Milliyetçi muhafazakar, haftalık Kurultay Gazetesi’nde yazılar yazıyordu. Ayrıca onun “Türkiye’deki Rusya“ eserini okumuştum. Biyografisinde ve bir gazete yazısında Niksar’da doğduğunu belirtiyordu. Merak ettiğim bu insana ulaşmak ve tanımak yıllar sonra Konya’dan iki değerli kültür abidesi, ağabeylerim Mehmet Ali UZ ve Ali Işık sayesinde gerçekleşti. Dolayısıyla bu iki isme daima minnettar kalacağım.

Bir yılı aşkın süredir görüştüğümüz İstanbul’da yaşayan oğlu Ahmet GÜNER Ağabey ve Konya’da ikamet eden M. Ali UZ Ağabey sağ olsunlar araştırmamıza ilgi göstererek Mustafa Necati ELGİN ve Niksar’la ilgili pek çok fotoğraf ve belgeyi tarafımıza gönderdiler. Bu belgeler içinde dikkat çeken Mustafa Necati (ELGİN)in Tokat Lisesi Orta Mektebi’nden aldığı 1340 tarihli diploma ve İptida Mektebi’nden aldığı tasdikname de mevcut. Çalışmamızın bitiminde bu iki değerli belgeyi değerlendirilmek üzere olması gereken yerlere – Tokat Yeşilırmak İlköğretim Okulu ve Tokat Gazi Osman Paşa Anadolu Lisesi Müdürlüğü’ne-takdim edeceğiz.

ELGİN, 1907’de o zaman Erzurum’a bağlı olan Kığı Kazası’nda doğmuş. Babası Mülazim (Teğmen) Ahmet Tevfik Bey, annesi Erzurumlu bir ailenin Gümrük Müdürünün kızı Munise Hanımdır. (1875–1957)

ELGİN Ailesinin düzeni babalarının doksan bin vatan evladının yok olduğu, o acı Sarıkamış Harekâtında şehit düşmesi üzerine bozulmuş. Beş kardeş ortada kalmış. (Fatih, Faruk, Bekir Sıtkı, Sıdıka, Bahriye). Bunlardan Fatih ve Bekir Sıtkı da babası gibi subay olmuş, Bekir Sıtkı(ELGİN) Albay rütbesiyle Kore savaşına da katılmış. Aile, akrabalarının desteğiyle mücadele ederken kardeşlerden, Harbiye Okulu’nda henüz genç bir zabit adayı olan Faruk, Çanakkale’de ülkenin geleceği için şehit düşmüş. Bu acı yaprak dökümüne Rusların ve Ermenilerin Erzurum ve civarına saldırıları eklenince ailecek günlerce yollarda sefalet içinde Kelkit vadisini takip ederek Tokat’a kadar gelip yerleşmişler. Burada kendilerinden önce gelmiş bazı akrabalarının ve devletin desteğiyle hayatlarına devam etmişler.

ELGİN, ilköğrenimini 1338 (1922) yılında 6 derslikli (6 yıl) Tokat Yeşilırmak Mekteb-i İbtidaiyesi’nde tamamlamış. Ortaöğrenim için kaydolduğu Tokat Lisesi’nde iki yıl “Birinci Devre”yi okuyarak 1924 yılında Tokat Askeri Lisesi’ne geçmiş. Bu okulu bitirmeden dışarıdan Öğretmen Okulu imtihanlarını da vermiş. Ayrıca o dönemde Hukuk Mektebi’ne geçiş hakkı kazanmış ama annesinin: “Oğlum diğer iki kardeşin de babanın mesleğini seçti sen bari asker olma, bizi buralarda yalnız bırakma” nasihati üzerine öğretmenlikte karar kılmış.

Maarif Vekâleti onu, müracaatı üzerine 1929 yılında Niksar Gazi Ahmet İlk Mektebi’ne atamış. Niksar’ın Karşıbağ Mahallesi’nden Erzurumlu Emrah’ın mezarı yakınında bir ev tutmuşlar.1930 yılında Niksar’da tanıştığı, İstiklal Savaşı’nda büyük hizmetleri bulunan, Atatürk’ün Muhafız Alayı Kumandanlarından Topal Osman’ın da komutan yardımcılığını yapmış olan  Üsteğmen Osman Nuri ÖZBEK’in (Doğum ? -Ölümü 1952) kızı Semiha Hanımla evlenmiş.( Ahmet GÜNER Ağabey, Osman Nuri ÖZBEK’in, Çapanoğulları sülalesinden olduğunu belirtti.)

O, öğretmenliğinin yanında bir sanat kültür şehri olan Niksar’da sosyal çalışmaların içine girerek folklor araştırmalarına ağırlık vermiş. 1934 yılında Soyadı Kanunu çıkınca ELGİN soyadını almış.1936 yılında arkadaşları ile birlikte Niksar Halkevi bünyesinde ÜLKER Dergisi’ni çıkararak burada araştırmalarını yayınlamış.

Halkevi’nin hemen hemen bütün faaliyetlerinde görev alan ELGİN,özellikle Erzurumlu Emrah’la ilgili çok geniş araştırmalar içine girmiştir. (Tokat’ta öğrenci iken  Sarı Mehmet Besim Efendi’den hattatlık dersleri alarak nesih, ta’lik ve rika yazılarında ihtisas sahibi olmuş, Arapça ve Farsça’yı da Turhallı alimlerden Hacı Mustafa Efendi’den öğrenerek şiir ve edebiyata merak sarmıştır.) Niksar’da iken, evliliğinden oğlu Ahmet Güner 1932’de, kızları Şahika 1937’de  Zuhal ise 1939 yılında doğmuştur.

Bize göre hayatının ikinci bölümü 1939 yılında vuku bulan Erzincan Depremi ile farklı bir boyuta girmiştir. Aralık ayının son günlerinde bütün ülkeyi yasa boğan depremde Kelkit vadisindeki birçok yerleşim merkeziyle beraber Niksar, Reşadiye ve Erbaa’da büyük can ve mal kaybına uğradı. ELGİN deprem sırasında 26 Aralık 1939’da Niksar’dan sonra atandığı Reşadiye Bereketli Köyü’nde idi. Deprem sonrası okulda öğretim yapılamayacak şekilde yıkılınca tayin isteyerek ailecek Konya’ya yerleşti. Buradaki ilk görev yeri Mevlânâ Müzesi yakınındaki Dumlupınar İlkokulu’dur.

Kısa zamanda Konya’da da kültür sanat etkinliklerine yoğun şekilde katılan ELGİN, boş zamanlarını Halkevi ve Türk Ocağı’na ayırdı. Halkevinin istisnasız bütün oyunlarında Niksar’da olduğu gibi rol aldı. Bu başarıları onu 1950’den sonra Konya Mevlânâ Müzesi’nde Müdür Yardımcısı olarak görevlendirilmesine götürdü. Bu ulvi kapıya hizmeti, “Hazreti Pir”e hizmet olarak kabul etti. Yirmi iki yıl burada akademisyenlere de rehberlik yaparak çeşitli belgelerin gün yüzüne çıkmasına, el yazması eserlerin müzelere kazandırılmasına yardımcı oldu. Arapça ve Farsça’yı iyi derecede bildiği için özellikle Asya ülkelerinden gelen devlet adamlarına, bilim adamlarına müzeyi ve Konya’yı tanıttı. Milli Eğitim Müdürlüğü’nün isteği üzerine Konya İmam Hatip Lisesi‘nde Tarih derslerine girdi. Her yıl gelenekselleşen Mevlânâ törenlerinin baş düzenleyicilerinden biri oldu. Konya’da çıkmakta olan Yeni Konya ve Anıt Dergisi’nde ilmi makaleleri yayınladı.

Mevlânâ Müzesi’nde iken başından ilginç bir olay geçmiş. Süleyman Hilmi TUNAHAN (1888–1959) vefatından beş altı yıl önce Konya’ya gelmiş. Mevlânâ Müzesi bitişiğindeki Sultan Selim Camii’nde bir yakınının cenaze namazını kıldırmış. Namaz sonrası Mevlânâ Müzesi’ne doğru yönelince cemaatten birkaç kişi:” Hocam bugün müze kapalıdır, beyhude yorulmayınız” demesine rağmen yoluna devam etmiş. Orda bulunanlar bir bakmışlar ki müzenin kapıları açılıyor. İşin sırrı sonra anlaşılmış.

Kapıyı açan kişi, Mevlânâ Müzesi Müdür Yardımcısı Mustafa Necati ELGİN’miş.O akşam Mevlânâ Celalettin Rûmi, ELGİN’in rüyasına girerek ”Bugün bir misafirim gelecek,sakın ola onu geri çevirmeyesin” şeklinde uyarıda bulunmuş.Aynı rüya gece üç kere tekerrür edince sabahleyin erkenden kalkarak  namaz sonrası  tatil olması nedeniyle kapalı olması gereken müzeyi açmış ve rüyasında işaret edilen  tanımadığı zatı beklemeye başlamış.

ELGİN, cenaze namazı sonrası müzeye doğru ağır adımlarla yaklaşan bir kişinin rüyasındaki işaret edilen olduğunu anlamakta gecikmemiş, hemen sağ elini sol omzuna ve sol elini de sağ omzuna koyarak Mevlevî selamı ile buyur etmiş.

O, 1972 ‘de emekli olarak gönlünün en derin yerine yerleştirdiği Mevlânâ’dan ve Konya’dan ayrılarak İstanbul’a yerleşir. Ancak burada da boş durmayarak Tünel’de karakol olarak kullanılan Galata Mevlevihânesi’nin yeniden Türk kültür ve sanat hayatına Divan Edebiyatı Müzesi adıyla kazandırılmasına Milli Eğitim Bakanlığı’nın uzman olarak görevlendirilmesiyle katılır. İlerleyen yaşına rağmen daima Türk kültürüne ve sanatına bir şeyler katmaya çalışan bu kıymetli insan 27 Nisan 1977’de İstanbul’da vefat eder.

Divan Edebiyatı ve Mevlânâ üzerine araştırmaları ve eserleri bulunan değerli  Edebiyatçı Abdulbaki GÖLPINARLI (1900-1982) onun vefatı üzerine eşi Semiha     Hanıma bir mektup göndererek tarih düşürmüş.

Muhubb-i Âl-i Muhammed fakiyr-i Mevlânâ

Fedâ-yı cân ederek oldu anlara hem dem

Bediheten dedi Bâkıy heman bu târihi

Necât buldu Necâti  harîm-i Hak’da bu dem (1397)

 

Onun ilmi çalışmalarına gelince; Mevlânâ’nın 440 sayfalık Fihimafih adlı eserini Konya Müzesi’ndeki tek nüshasından kopya ederek dönemin Belediye Başkanı Muhlis KONER’e (1886–1957) hediye etmiştir. Ayrıca edebi çevrelerde büyük ilgi çeken”3.Selim –İlhami Divanı”adlı eserini yayınlamıştır.

Mustafa Necati ELGİN’in bizim için çok önemli olan diğer bir çalışması da Erzurumlu Emrah Divanı üzerine yaptığı araştırmadır. Kendisi Niksar’da yukarıda da zikrettiğimiz gibi uzun yıllar öğretmenlik yapmıştır. Kaldığı evin Erzurumlu Emrah’ın kabrine çok yakın olması ister istemez ilgisini çekmiş, sık sık ziyaret etmiştir. Dolayısıyla Emrah’la alâkalı araştırmalar içine girerek gönül dünyasında ona ayrı bir yer ayırmıştır. Hatta Emrah’ın mezarının tamiratında da emeği geçmiştir. Ona duyduğu saygıyı vefaya dönüştürerek başlattığı çalışmayı-Emrah Divanı’nı- Konya’da yoğun mesaisine rağmen tamamlamıştır.

Oğlu Ahmet Güner ELGİN 2008 yılında babasına ait bazı evrakları ve Erzurumlu Emrah Divanı ile ilgili kendi el yazısı ile intinsah (aslından kopya ) ettiği defteri bu konularda araştırma yapan Mehmet Ali UZ Ağabeye göndermiştir. Araştırmacı, yazar M. Ali UZ daha sonra yayınladığı “Konya’ya Hizmet Edenler II“adlı eserinde Mustafa Necati ELGİN’e geniş yer ayırmış, gazete ve dergilerde onunla ilgili yayınladığı makalelerle tanıtmaya çalışmıştır. Ayrıca tanınmış edebiyatçıların ve bilim adamlarının M. Necati ELGİN’e gönderdiği mektupları ihtiva eden,”Mevlevi Mektupları” adlı eseri de Karaman Belediyesi’nin katkılarıyla yayınlamayı başarmıştır. M. Ali UZ Ağabey, kendisine gönderilen evraklar arasında bulunan bu kıymetli defteri şöyle tanıtmaktadır:

“Bu defter zamanın Devlet Kâğıt ve Basım genel Müdürlüğü atölyelerinde basılmış “A 5 I.H. Yazı Paralel Çizgili Defter”in ön kapağında sola bakan ay-yıldızın altında büyük harflerle “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Not Defteri” ibaresi yer almaktadır.

Osmanlıca sağdan sola yazılması sebebiyle bu kapak defterin arka kapağı olmuştur. Metin:

“Divan-ı Emrâh

Şehr-i Şehîr-i Niksar’da Medfun Olan

Erzurumlu  Şâir-i Meşhûr

Emrâh Baba”

Başlığının altında Necati ELGİN’in bir Mevlevî sikkesi içinde ta’lik hatla:

“Mevlânâ

Hâk-pâ-yı PÎr

Necâtî-i Hakîr

Kuhl-i çeşmdir türâbı

Sen bana ol destgîr” yazılı mührü bulunmaktadır. Yazma, aynı kapak içinde yüzer sayfalık, ikinci hamurdan mamul iki defterden oluşmaktadır. İkinci defter öylesine,sabitlenmeden birinci defterin sonuna konulmuştur.Bu ikinci defterin iki yaprağı esiktir.

İki defter tek bir defter gibi yeni harflerle numaralandırılmıştır. Birinci defter tamamen dolu, 101.sayfadan itibaren başlayan ikinci defter, 130.sayfaya kadar numaralandırılmış, 145.sayfada nihayetlenen divanın 130-145.sayfaları arası numarasızdır. 145.sayfadan itibaren boş olan ikinci defterin sondan yedinci sayfasında Ashab-ı Kehf’in isimleri sayılarak bir mağarada üç yüz yıl uyudukları belirtilmiş. Sondan beşinci sayfaya kendi mührünü rastgele dört kez basmış; yine sondan üçüncü sayfada kâğıt türleri(14 tür) sayılmış; son sayfada ise mezar ve mezarlık kelimelerinin on dört anlamdaşı sıralanmıştır. Yazmanın aslında ön olan arka kapağının iç kısmında ise salâte’n-nârîye duası bulunmaktadır.

Asıl metne başlamak üzere kapağı çevirdiğimizde metinle ilgisi olmayan bir haber başlığında 29.8.1957 tarihinde Konya’yı Cumhurbaşkanı Celal BAYAR’la birlikte ziyaret eden “Afgan milli şairi üstad Halîlu’l-lah Halîlî Han”dan bahsedilmektedir.

Yazmanın ilk sayfasında besmelenin altında Peygamber efendimize salat-ı selam sıralanmış, ikinci sayfada da devam eden salat ve selamların altına Hz. Mevlânâ’ya, Şems-i Tebrizi’ye, babası Sultan-ı Ulema’ya, ehl-i iman ve ehl-i İslam’a salat ve selamda bulunulmuş. Rahmetli Elgin, üçüncü sayfada “Niksar’da medfun ve meşhur ve ma’ruf şu’ara-yı azamdan Erzurumlu Hazret-i Emrah/Divan-ı Emrah” başlığının altına biri mavi, diğeri kırmızı mürekkeple iki not düşmüş. Birinci not: “Dergah-ı Hazret-i Mevlânâ Muhammed Celaleddin-i Rumi’de hadimü’l-hakirü’l-fakir Mustafa Necati Elgin e’l-Mefkudi tarafından şehr-i zi’l-hicce üçünde hicri 1375 yılı 12/V/1956 miladi Perşembe günü bimennihi ta’ala mübaşeret eyledim. Ve ma tevfikı illa billahi aleyhi tevekkeltü ve ileyhi ünib ve’llahü a’lemü bi-savab/Mustafa Necati Elgin/e’l-Mefkudi/imza” satırlarından oluşmaktadır.

Altında kırmızı mürekkeple yazılmış ikincisinde ise şunlar yazılıdır:

“İş bu dîvânı mukaddesi istinsâh eylediğim zaman kırk dokuz yaşındaydım.Hazret-i Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî merkadi münevveresi olan müzede çalışıyordum.Müdürümüz Mehmet ÖNDER  idi.Baş başa can ü gönülden ferâgatle çalışıyorduk.”

4.sayfadan itibaren besmele ile asıl metin başlamaktadır. Divandaki manzumeler kafiyelerine göre sıralanmaktadır. Harfü’l –elf” ten başlayarak değişik başlıklar altında toplam 173 şiir bulunmaktadır. Şiirlerinin çoğunun nazım şekli gazel olmakla birlikte semai ve kalenderîler dikkat çekmektedir.

Mevcut defterin 63.sayfasında kenar notu olarak görülen kendisine ait şu beyit dikkat çekmektedir:

Hor bakma fukarâ fırkasının hırkasına

Geçer her biri bir dağı delüb arkasına “

Dileğimiz; Niksar’da medfun,Cahit KÜLEBİ ile yan yana yatan bu Hak ve halk âşığı Erzurumlu Emrah’ın Konya’da Mustafa Necati ELGİN tarafından kopyalanan Emrah Divanı’nın, kültüre ve sanata değer veren Niksar Belediyesi’nce, en kısa zamanda değerlendirilerek beklenilen diğer eserlerle birlikte  yayınlanıp, Türk Kültür hayatına kazandırılmasıdır.