AKRABALIK DENEN ÜLKE

Mustafa UÇURUM

 

Gizlenmek, saklı kalmak hayatın her döneminde gizemini korumuş bir farklılığı içinde taşıyan duygular olmuştur. İnsanlar hayatlarının bazı dönemlerinde yalnız kalma arzusunu yaşamak isterler. Bu da çok normaldir. Çünkü hayatın koşuşturması içerisinde insan bazen yalnız kalmayı arzular. Kafasını dinlemek, kendini dinlemek, dünya bir anlık kenara çekilse de kendi kendime kalayım demek bu çağda kalabalıklarda sıkışmış insanların her zaman aralamak istediği gizli dünyanın gizemli bir kapısı olmuştur.

 

            Bende tenhalık duygusu ayrı bir yere sahiptir. Kalbimi sık sık tenhalıklara emanet etmemin sebebi, kendimi dinleme çabasından öte bir şey değildir. Bazen öyle anlar olur ki her şeyi bir kenara bırakıp biraz kendimle baş başa kalmak hayata bakışımı onarması anlamında çok önemlidir. Tabii ki bu tenhalıktan maksat, her şeyi yüz üstü bırakıp çekip gitmek değildir. Kısa ama bereketli kaçışlardır bunlar.

 

            Kimse kimseyi anlamıyor, kimse kimseyi dinlemiyor artık. Kalabalık bir toplumuz ama kimsenin bir başkasına ne tahammülü var ne de bir başkasını dinleme uğraşı. Herkes kendi dünyasını kurmuş ve onun içinde dönüp duruyor. Ben bugüne kadar takip ettiğim hiçbir tartışmanın sonunda taraflardan birinin diğerine; “Evet, haklısınız, ben yanlış biliyormuşum, sizin sayenizde doğruyu öğrendim.” dediğine şahit olmadım. Tartışma başlarken nasıl düşünüyorsa tartışmanın sonunda da düşüncesi değişmeyen insanlarla kuşatılan bir ülke haline geldik.

            Benim arzuladığım tenhalık tek kişilik bir tenhalık değil. Az ama öz olsun, sarıldığında sevdiğine sımsıkı sarılsın, düştüğünde ilk o kaldırsın. Yüzünde bir hüzün gördüğünde telaşlansın, neşeli olduğunda neşesine neşe katsın. Durum buyken; kapitalizmin, gururun, üsten bakmanın, hayatta kendinden başkasını beğenmemenin hakim olduğu bizim toplumumuzda sağlam bir dostluk kurmak kadar zor bir şey yok.

“Evleri yüksek kurdular.
On Bin basamak merdiven;
Bakışlar uzakta kaldı,
Uzakta kaldı dostluklar.”
diyen Gülten Akın ne kadar da haklı. Apartmanlar ki küçük bir köy kadar, apartmanlar ki sırt sırta, yan yana evler ama kimsenin kimseden haberi yok. Şimdi oturduğum eve taşınınca adettendir diyerek bize komşuların gelmesini bekledik. Uzun süre geçti ancak bizi eskiden de tanıyan iki komşunun dışında kapımızı çalan olmadı. Aradan zaman geçti ve bayram oldu. Biz tek tek komşularla bayramlaşmak için evlerinin kapılarını çaldık. Ne hazindir ki birkaç komşu kapıyı açıp, “Buyurun kime bakmıştınız?” bile dedi. Biz de apartmana yeni taşındığımızı ( 5 ay önce) ve bayramlaşmak için geldiğimizi söyledik.                                                                                                                                               

Uzun yıllar gurbet denen uzaklığı yaşayan biri olarak tekrar memleketine dönme bahtiyarlığını yaşadık. Bahtiyarlık diyorum çünkü gurbet denen acının insanın içini nasıl da acıttığını biz yıllarca yaşamıştık. Şehre geri dönünce artık sevdiklerimizle birlikte olacaktık ve onlarla sevincimizi, hüznümüzü doyasıya yaşayacaktık. Elbette bu da olmadı. 14 yıl oldu ve hâlâ evimizin yolunu bilmeyen o kadar çok akrabamız var bizim. Biz gitmemize rağmen “bir türlü fırsat bulup (!)” da bize gelemeyen akrabalarımız var. Ancak düğünde, cenazede, şehrin sokaklarında karşılaşıp da hal hatır sormakla mutlu olduğumuz (!) yakınlarımız var.

Hayatta tenhalığı arzulayışım artık benim kimliğim gibi oldu. Gazete köşemin adı, ilk kitabımın adı bile buradan geliyor. Az ama öz bir tenhalığı şehrin kalabalıklarına tercih ediyorum. Okulda, evde, şiirde, öyküde, dergide, hayatın her köşesinde belirlediğim ölçüm belli; bana bir adım gelene ben bin adım koşayım. Bana gelmeyene ben gideyim ama karşılık bulamadıysam o huzur ülkem olan tenhalığa sımsıkı sarılayım. Yollar yürümekle aşınmaz ama kalpler aşınır.  

Akraba deyip de geçmemek gerek. Bizim toplumumuzda akrabalık bağı sıkıdır. Başka kültürlerde bu bağı pek görmesek de biz de akraba önemlidir. İnsanın kendini güvende hissettiği büyük bir ülke gibidir akrabalık. Her ne kadar atalarımız “Akraba ile ye, iç, alışveriş yapma.” “Akraba akrepten beterdir.” deseler de durum hiç de öyle değil. Kuran açıkça uyarıyor bu konuda bizleri. Onun emrine uymak için, sımsıkı sarılmak ve akrabaların, dostların kapısını aşındırmak gerek. Kuran bunu bizden rica etmiyor çünkü emrediyor. “Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının!” (Nisa, 4/1)