ÖĞRENCİYE VELİ OLABİLMEK

Değer yargılarımız değişiyor. Dün bizim için farklı anlam ifade eden birçok şey bugün pek de bir anlam ifade etmeyebiliyor. Bunda algılamanın, bakış açısının değeri de son derece büyük. Özellikle değerler konusunda kaybettiklerimizi sıralamaya kalksam herhalde liste uzar gider.

            Okula öğrencisinin durumunu sormaya gelen veliden tutun da pazardaki esnafa kadar herkes bir şeylerden şikâyetçi. “Bizim zamanımızda…” diye başlayan sözler o kadar çoğaldı ki nerede nasıl yaşayacağımızı, davranacağımızı kestiremez olduk.

            Haberlerde gördüğüm bir olay… Veli, almış çocuklarını, okula gitmiş, öğretmenle düşük not yüzünden tartışıyor. Daha sonra veli hızını alamıyor ve öğretmeni tekme tokat dövmeye başlıyor. Öğrenci velisi erkek, öğretmen bayan. Çocuklarının yanında öğretmene saldıran bir baba görüntüsü. Elbette bütün bu olay kameralara da kaydedilmiş. Gelin artık bu çocuklara siz öğretmene saygıdan bahsedin. Not yüzünden öğretmene saldıran bir velinin çocuklarından bundan sonra nasıl bir bakış açısı beklenebilir ki? İlk fırsatta öğretmenin tepesine binen bir velinin öğrencisinden de bir hayır beklemek mümkün değildir. Çünkü o çocuk artık öğretmene değil de dayakçı babasına güvenecektir. Notu düşük gelince, okulda en küçük bir olay yaşadığında en büyük destekçisi eli sopalı babası olacaktır.

            Şimdinin çocukları mı değerli oldu, velileri mi ne yaptığını bilmiyor anlamak mümkün değil. Herkesin aklına yerleşmiş bir hak arama teranesi, bilir bilmez her fırsatta hem de her türlü şekilde haklarının peşine düşen kişiler cennetine dönen yurdumuzda bir başkasının işine karışmayı marifet bilenler arttıkça artıyor.

            Öğretmen öğrencinin oturduğu yeri değiştirir, ertesi gün veli okulu basar; öğrenci düşük not alır, veli okula damlar; okul ihtiyaçları için yardım istenir, veli soluğu okulda alır. Duruma bakın ki bu duyarlı (!) veliler ne hikmetse iyi bir şey için okula gelmeyi akıl edemezler. İş konuşmaya gelince mangalda kül bırakmayan böyle tipler, eski öğretmenlerinden yedikleri dayakları övünerek anlatan böyle kişiler ne yazık ki bir karabasan gibi çocuklarının öğretmenlerine rahat bir nefes aldırmamak için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışırlar.

            Nerde o eski öğretmenler diyenlere ben de nerde o eski veliler demek istiyorum. Çocuğuna cep telefonu, bilgisayar, marka giysiler almayı marifet sayanlar, çocuğuyla birlikte kitap okumaktan, kültürel faaliyetler yapmaktan, ona öğretmenine, büyüklerine nasıl davranması gerektiğini söylemekten ne yazık ki bîhaberler.

            Elbette eskilerin meşhur deyişiyle “Etin senin kemiği benim” anlayışının da eğitimde bir faydası olmadığı aşikârdır. Önemli olan birbirini dinlemesini bilmektir. Karşısındakinin yerine kendini koyabilmektir en büyük adım. Duygularına yenilip, hemen ilk adımda yıkıcı olacak işi yapmak, sonunda pişmanlık da getirse iş işten geçtikten sonraki bir sonucu ortaya çıkarır. Bunun da ne yazık ki kimseye faydası yoktur.

            Eğitim-öğretim süreci tek başına ne çocukla ne okulla yürütülebilecek bir süreçtir. Veli denen bir unsur vardır ki en önemli noktalardan birini oluşturmaktadır. Eğer veli çocuğuna sahip çıkmayı okulu basıp öğretmenlerle kavga etmek olarak görüyorsa bundan sonra ne yapsak faydasızdır. Veli her açıdan çocuğuna örnek olacak ki çocuk da attığı adımlarda kendisine çeki düzen versin. Çocuğuna kitap oku deyip kendi bir sayfa kitap okumayan, tv seyretme deyip hiçbir diziyi kaçırmayan, sigara içme deyip paket paket sigara tüketen bir velinin çocuğundan da büyük beklentiler içine girmemesi gerekir. Umuyorum ki çocuğuna sahip çıkmayı doğru algılayan velilerin sayısı artar. Bu arttığı zaman da çocukların alacağı aile terbiyesi hanesi tamamlanmış olur. Gerisi zaten klâsik bilgiden ibaret.