TELEVİZYONDAN UZAK DURUN!

Bir zamanlar televizyon izlemek diye bir güzellik hayatımızı süslerdi. Tek kanalın olduğu zamanlardan bahsediyorum. Televizyon akşam açılırdı, İstiklâl Marşı ile başlar; İstiklâl Marşı ile kapanırdı. Aklımın erdiği zamanlardan hatırlıyorum, mahallede bir iki kişide televizyon vardı ve bütün herkes onlara toplanırdı. Televizyon siyah beyazdı, tek kanallıydı ama kurduğumuz hayaller rengârenkti.

 

            Çocuk programları, birkaç dizi, haber programları, haftada birkaç tane Türk filmi yayınlanırdı. Şimdilerde yüzlerce dizi var ama ben o yıllarda izlediğim “Küçük Ev” dizisinden aldığım tadı hiçbir dizide bulamıyorum.

 

            Trt 2 çıktı, ardından ilk özel kanal tam da bir savaşın ortasında girdi evlerimize. Canlı canlı izledik Amerika’nın Irak’a yağdırdığı bombaları. Trt’de göremediklerimizi özel kanalda görmenin heyecanını yaşadık. Lise yıllarının verdiği heyecanla özel kanala arkadaşlarla yüzlerce mektup gönderip Müslüm Gürses’i ekranlara çıkardığımız gün bizim için bir devrim niteliğindeydi.

            Ne zamanki kanal sayıları arttı, balkonlarda hayalet gibi antenler göğe doğru başlarını çevirdi, televizyonun da büyüsü kalmadı. Her gün biraz daha niteliğini kaybeden programlar, haber yerine verilen her türlü rezillikler yozlaşmanın medyatik boyutunu daha iyi anlamamızı sağladı. Eskiden haber izlenirdi ve izlediğimiz gerçek haberlerden oluşurdu. Şimdilerde haberlerin haberlikten çıktığı da aşikâr. Her tv kanalı kendi penceresinden haberi aktardığı için neyin doğru olduğunu anlamak için sağlıklı bir zihne ihtiyaç var. Hayatın koşuşturmasında bunu nasıl sağlarız, o da ayrı bir muamma.

 

            Ortaya çıkan bir gelişmeyi iki ayrı kanaldan izleyen kişi, görüyor ki sonuç tamamen birbiriyle zıt. Birinin olumsuz dediği, felaket tellallığı yaptığı bir konuda diğeri tozpembe bir tablo ortaya koyabiliyor. İşin içinden çık çıkabilirsen.

            Ülkemizde ne yazık ki aklıselim bir muhalefetten söz etmek de mümkün değil. Muhalefet yapmayı toptan ret sayan bir zihniyet hakim olduğu için ne yazık ki muhalefete kulak vermek de bir yol gösterici olmuyor. Aslında muhalefet denen olgu, gördüğü aksiliklerin üzerine ülke menfaatlerini düşünerek gitmiş olsa pek de sorun olmayacak. Önceleri doğru dediğine şimdi muhalefet olsun diye yanlış diyen bir bakış açısına ne kadar itimat edilir o da ayrı bir sorun.

            Günlük hayatın koşuşturması, ev bark telaşı derken iyice karışan kafamı daha fazla karıştırmamak için son zamanlarda haberlerin en güzel cümlesini izlemeyi tercih ediyorum: “Haberleri izlediniz.” Her ne kadar haberlerden sonra da izlenebilecek bir şey bulamıyor olsam da haberlerin üstüme saldığı felaket havasından kendimi bir nebze olsun korumaya çalışıyorum.

            Son zamanlarda dizilerde öne çıkan ahlak dışı konular çok normalmiş gibi sunuluyor. Evlerde bilinçsizce izlenen bu dizilerde bütün ev halkı ne yazık ki bu görüntüleri evinin içine kadar konuk etmekte. Dizilerin çoğuna bakılacak olursa ahlak dışı ilişkiler, aldatmalar, yalanlar normalmiş gibi veriliyor. Toplumda günbegün ortaya çıkan bozulmalar, haberlere konu olan bütün sıra dışı olaylar dizilerin hayatımıza normalmiş gibi yansıttığı olayların bir sonucu. (Bu yazıyı yazmak için baktığım birkaç dizide karşılaştığım birkaç örnek; Amcasının eşiyle yasak aşk yaşayan, nişanlısının kardeşiyle yasak yaşayan, öldürdüğü eşinin kardeşiyle yasak aşk yaşayan... Daha fazlasına tahammül edemedim ne yazık ki.)

           

Haberleri izledikçe, dizilerin evimize bomba gibi düşen ahlaksızlıklarını gördükçe; ahlak denen mefhumun tarihin karanlık sayfalarında kaldığını canlı canlı izliyoruz. Kendinizi tv’den uzak tutacağınız günler diliyorum.