YALÇINKAYA: "HERKES ÖNCELİKLE KENDİSİNİN REHBERİ OLMALIDIR"

SORU- İsmet bey kısaca bize kendinizi tanıtır mısınız ? Hangi okullarda okudunuz ve bugüne kadar nerelerde çalıştınız?

İSMET YALÇINKAYA -İlkokul ve ortaokulu Trabzon’da, köyde okudum. Liseyi bir büyüğümüzün tavsiyesi üzerine sınavla öğrenci alan Ankara M.R.U Kimya meslek lisesinde okudum. O yıllarda Türkiye’de tek olan bu meslek lisesinin eğitimi laboratuar imkanı daha sonra okuduğum üniversitenin laboratuar imkanından çok daha fazlaydı. Üniversite eğitimini ise Atatürk üniversitesi Fen Fakültesi Kimya bölümünde tamamladım.

Üniversiteden sonra Malatya Hekimhan lisesinde 1 yıl kimya öğretmenliği yaptım. Bir yılın sonunda istifa ettim ve Sivas Büyük Dershanede dershanecilik hayatına başladım. Bir yıl sonra Tokat’a gelerek 22 yıl sürecek dershanecilik macerasına başladım. Kısaca 1978’de Ankara’da başlayan gurbet hayatım hala devam ediyor.

 


SORU-.Geçen sene kitap yazmak için dershaneden 1 sene izin aldığınızı bilmekteyiz.Bu sürede hangi kitapları yazdınız ve bunlar bugüne kadar nasıl bir ilgi gördü kamuoyundan?

İSMET YALÇINKAYA- Ben dershaneciliğimin ilk yılında branşımla ilgili yazmaya başladım. Final dergisinin 22 yıllık yazarıyım. Bu dönem içerisinde Final’de üç kitabım yayınlandı. Başarı dergisinde iki kitabım yayımlandı. Değişik yayınevlerinden dershanelere yönelik üç soru bankam yayımlandı. Az çok gelirlerim oldu. Ancak takdir edersiniz ki suyun başında olmayınca emeğinizin karşılığını alamıyorsunuz. O yüzden yazmaya bir süre ara vermiştim. Geçen yıl hem dinlenmek hem de tekrar yazmak için bir yıl dershaneye ara verdim ve üç kitap hazırladım. Bunlardan biri yayınlandı. 10. sınıf kimya kitabı Formül yayınlarından çıktı. Kitap fıkrasıyla, hikayesiyle farklı bir kitap oldu ve çok güzel ilgi gördü. Ancak müfredatta değişiklik olduğu için ikinci baskısında bazı ilaveler yapılması gerekiyor. Onun dışında biraz rötuşlanıp baskıya verilecek hazırda üç kitabım daha var. Yeni sınav sistemi bir kez uygulandıktan sonra gerekli rötuşları de yaparak bastırmayı düşünüyorum.

Yazmak çok zevkli bir iş. Dünyanın en güzel faaliyetlerinden biridir yazmak. Ancak çok da sorumluluk isteyen bir şeydir. İnsanlara doğru, güzel ve farklı şeyler veremiyorsanız yazdığınızın bir kıymeti olmadığı gibi, zaman ve kağıt israfı da hat safhada oluyordur. Yazma konusunda pişmeden bir şeyler yazmak doğru olmasa gerek. Ben çekirdekten kimyacı olduğumdan ve de birbirini taklit etmeyen kaliteli sorular yazabildiğimden dolayı bu kadar çok yazdım. Aksi takdirde birbirinin tekrarı şeyleri yazacak olsaydım bu işe hiç başlamazdım.

 


SORU-Kimya hocası olmanıza rağmen rehberlik konularında yazılarda yazmaktasınız ve  öğrencilere rehberlik hizmetleri de vermektesiniz. Bu konuda hayli başarılısınız. Bunu neye bağlamaktasınız?

İSMET YALÇINKAYA-Evet rehberlikle ilgilendim ve de ilgileniyorum. Ancak bu işin uzmanı arkadaşların alanına balıklama dalmadım, her zaman da geri planda kaldım. Onlar bu işin eğitimini aldı ve onlara saygım vardır.

Dershaneci olanın rehberlik işini az çok bilmesi gerekir diye düşünüyorum. Bu düşünce doğrultusunda çok kitap okudum. Çok araştırma yaptım. Bu güne kadar 20 binin üzerinde öğrencimiz oldu. Onları izledim, yol gösterdim. Ailelerle ilgilendim. Sınav sistemlerini iyi takip ettim. Dolayısıyla hem araştırmaya hem de tecrübeye dayalı bir rehberlik birikimim oldu. Şimdi de dershanemde bilgi işlem müdür yardımcılığıyla bu birikimi değerlendiriyorum.

Rehberlik son dönemlerin eğitimin vazgeçilmez bir ayağıdır. Rehberlik fedakarlık isteyen bir uğraştır. Bunu bir memurluk olarak görmemek gerekir. Ülkemizin geleceğine yardımcı olmak amacıyla yapılması gerekiyor. O yüzden rehberlikle ilgilenen arkadaşların bu güzelim mesleği anket uygulamaktan, masa başı işinden çıkarmaları gerekiyor. Rehberlik sadece sınav hizmeti olmayıp eğitimin en önemli direği haline getirilmelidir. Okullarda planlamanın başı olmalı rehberlikçi arkadaşlar. Ben böyle düşünüyorum.

Evet. Yerel bir gazetede ve Milliyet gazetesinin internet sayfasında ara sıra rehberlik yazıları yazıyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi tamamen tecrübeye dayalı yazılar yazıyorum. Okuyanlar için faydalı olacağı kanaatiyle bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Umarım faydalı olur. Ancak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Herkes öncelikle kendisinin rehberi olmalı. İyiyi, güzeli, faydalıyı arama sanatıdır rehberlik. Bunu herkes kendi kendine yapmak zorundadır. Temel gayesi bu olan insan; kendi rehberliğini yapar. İhtiyaç duyduğu yerde de bir bilenden yardım alır.

 

SORU- Bugün ÖSS sisteminde en çok hangi konular eleştiri almakta? Çözüm yolları nelerdir?

İSMET YALÇINKAYA-Aslında ÖSS sisteminde eleştiri alan pek bir şey yok. Milli eğitim sistemindeki plansızlıktan dolayı hiç büyümeyecek zannedilen çocuklarımızın farkında olmadan(!) büyüyüp üniversite kapısına gelmeleri sonucunda büyüklerin mecburen(!) önlerine koydukları bir engeldir ÖSS. Düzenleme milli eğitim sisteminde yapılmadığı sürece bu ÖSS devam edecektir. Bundan kaçış yoktur. Ancak bu sistemde adalet var mı derseniz buna verilecek cevap zannedersem hayır olacaktır. Çünkü zaman zaman siyasallaştırılan bir yapı arz etti. Sistemle çok oynandı ve genç yaşta mağdurlar ortaya çıkarıldı. Orta Öğretim Başarı Puanı diye bir canavar çıkartılar ve bu canavar bir çok öğrenciyi yedi, yuttu. Sınav sisteminin en çok eleştirilen tarafı budur.

Olması gereken şudur. Bu test sisteminde meslek liselilere sanayide, gerçek hayatta doyurucu bir iş bulamıyorsanız herkesi eşit koşullarda sınava alacaksınız. Kim yüksek puan alıyorsa onu üniversiteye yerleştireceksiniz. Bu ezber ve test sisteminde zaten kimse doğru düzgün bir şey öğrenemiyor. Liseleri 4 yıl yapmanın bir alemi yoktu. Dördüncü yılı üniversitenin ilk yılı haline getirecek ve kazanan öğrencilere oryantasyon yılı olarak tanıyacaksın. Ondan sonra 4 yıllık bir eğitimden sonra genç beceremiyorsa onun bileceği iş olur. Sen ilköğretim ve orta öğretimde iyi bir planlama yapmıyorsun, çocukları eşit koşullarda eğitmiyorsun, bir şeyden haberi olmayan gençleri 100 metre ileriden veya geriden koşturmaya çalışıyorsun. ÖSS’nin en büyük açmazı budur.

Bu sınavın ilmi hiçbir tarafı yoktur. Yanlış uygulamaların ortaya çıkardığı bir zarurettir. Dolayısıyla yanlıştan doğru çıkarılması söz konusu olamaz. Ancak herkese adil uygulanabilir.

Sınav sisteminin düzeltilmesi Türkiye’deki bütün yapıların düzeltilmesiyle mümkündür. Kalkınma tamamlanmalı, adalet her yerde tesis edilmeli, eğitimin üzerinden siyaset eli çekilmeli, fırsat eşitliği tanınmalı, kabiliyete göre sınıflama yapılmalı ki bu sistem düzelsin. Bozuk bir motorun sadece bir parçası değiştirilerek motor çalışır hale gelemez. Türkiye’nin 50-100 yıllık planlamaya ihtiyacı vardır. İnsan gücü, teknoloji, istihdam sahaları, tarıma verilecek önem… planlanmadan milli eğitim ve üniversiteler ıslah edilemez. O yüzden bu yarışı en az hasarla atlatmak ailelere düşen bir beceri olmaya devam edecektir.


SORU-ÖSS gençliğin  en büyük sorunları nelerdir ve bunların çözüm yolları nedir?

İSMET YALÇINKAYA- Olaya ÖSS gençliği diye bakmamak lazım. Genel olarak gençlik sorunu değildir bu sorun. Bu bir sacayağıdır. Hatta yan faktörler de düşünülürse kırkayaklı bir sorundur. Öncelikle bu sorunu sadece gençliğe yüklediğimizde bu sorundan kurtulacağımızı zannedersek yanılırız. Bu sorun genç, aile ve okul sorunudur. Bundan kaçanlar yarın bunun altında ezilir. Çocuk o yaşta bunu algılayacak, bu yükü taşıyacak kapasiteye sahip değil. İşin farkına vardığında iş işten geçmiş oluyor. O yüzden öncelikle doğru örnek olma, doğru rehberlik şarttır. Biz millet olarak yarını göremediğimizden bu günün işini hep yarına erteleyen bir toplumuz. Ertelemeler biriktikçe kartopu şeklinde başlayan bir sorun çığ olup bizi altına alıyor. Ondan sonra kurtuluş imkanı kalmıyor.

ÖSS gençliğinin en büyük sorunu bilgi birikimini son yıla bırakmasıdır. Televizyon seyretmek, boş gezmek, okumamak enerji istemeyen şeylerdir. Öğrenci geleceğini planlamadığı için zamanını boşa geçiriyor. Sınav yılı gelince de yoğun bir çalışmanın içerisine giriyor. Ancak vücut bunu kaldıramıyor. Oysa sınava hazırlık yavaş yavaş ve uzun süreli olmalı. Eğer ilkokuldan öğrenmeye başlarsa insan ve bunu düzenli bir şekilde sürdürürse ÖSS gençliğinin üniversite kazanma, stres, aile sorunu diye bir sorunu olmaz. Bunu böyle yapan bir genç ileride karşılaşacağı KPSS’de de sıkıntı çekmez. Gencin bunu yapabilmesi ise ailesine ve okuluna bağlıdır. Burada aile ve okul rehberliği çok önemlidir. Ailenin örnek olamadığı bir genç elbette ÖSS-SBS sendromu yaşayacaktır.

Bu sorunların çözümü “beşikten mezara kadar öğrenmeden” geçmektedir. İyi karne almak, bir diploma almak için okula gidilmemeli. Öğrenmek için okula gidilmeli. Evleri az da olsa eğitim yuvasına çevirmeli ebeveynler. Küçük yaşta öğrenmeyi öğretmeliyiz çocuklara. Yoksa kendi kendimize çeşitli hastalıklar icat eder, rehberlerden ve psikiyatrislerden kendimizi kurtaramayız.

 


SORU- Çocukları ile ilgilenen anne ve baba ile çocukları ile yakinen ilgilenmeyen anne ve babalar arasında ne gibi farklar var?

İSMET YALÇINKAYA- İşte asıl mesele budur zaten. Yukarıda bahsettiğimiz sorunların da temel kaynağı budur. Çocuklarla ilgilenmek onlara örnek olmaktan geçer. Acaba çocuk anne babayı nasıl örnek alacak? Bu soru çok önemlidir. İyi örnek olmuş bir anne babanın çocuğunu olumlu yönde eğitmesi çok daha kolaydır. Çalışkan, düzenli, dedikodudan uzak, okuyan bir anne babanın çocukları da çalışkan ve başarılı oluyor. Aksi durumda lakayt bir ortamda yetişen çocukların başarılı olması söz konusu olamıyor. Eğitimin zaman boyutu da düşünülürse en yoğun yaşandığı yer ailedir. Ailede temelleri atılmayan bir eğitim dışarıda alınamıyor. Dolayısıyla ailede çocuklar için düzgün bir yaşantı sürdürülmeli. Çocuklar için anne baba birer model olmak zorundadır.

Bu gerçeklere riayet eden ailelerin yetiştirdiği çocuklar daha sorumlu, daha bilinçli oluyorlar. Kendilerine hedef koymaları ve bu hedef doğrultusunda çalışmaları çok daha kolay oluyor. Anne baba bu dönemde zevklerinden fedakarlık yapıyor ama çocuklarının kaliteli yetişmesinden dolayı mutlu oluyorlar. Bu kalite hem iş hayatında hem de evlilik hayatında hem çocuklarına hem de anne babaya rahatlık sağlıyor, huzur veriyor. Bu yüzden çocuklarını iyi yetiştirmiş aileler çok yönlü kazanç sağlamış oluyorlar. 


SORU-  Başka neler anlatacaksınız ?

İSMET YALÇINKAYA - Hayat bir sınavdır. Herkes bu hayatı yaşıyor ve sınavlara katılıyor. Önemli olan sınavları başarıyla verebilmektir. Bizlerin görevi hayatı kurallarına göre yaşamaktır. Hayatın birinci kuralı ise kendisini anlamaktan geçer. Hayatı okumak, onu doğru anlamak ve anladığımız kadarıyla yaşamak insanoğlunun görevidir. Bunun için de çalışmak, anlamak ve düzgün yaşamak gerekiyor. Samimiyetle çalışan insanlar hem rızkını kazanır, dünyada mutlu olur; hem de inanıyorsa ikinci ve ebedi hayatını sağlama almış olur. Dürüstlük, samimiyet ve çalışkanlık insanoğlunun şiarı olduğu müddetçe sıkıntıların azalacağına inanıyorum.

Bana bu fırsatı verdiğin için de sana teşekkür ediyorum.