GERİCİ OLMAK

            “Gerici” kelimesinin sözlük anlamı, “Geçmişe özlem duyan, geçmişteki gibi yaşamak isteyen” şeklinde beni son derece memnun eden bir derinlikli anlama sahip. Benim için bu anlam; gelenekçi, otantik kelimelerine karşılık geliyordu ama sözlük öyle diyor. O zaman gönül rahatlığıyla diyebilirim ki ben gericiyim.

 

            Geçmişe özlem duymak geleceğe bir şey kazandırmayacak, bunun farkındayım. Geçmişi yâd etmek bazen büyük acı bile verebiliyor. Eski günleri konuştukça insanın içinin burulması, boğazının tıkanması, gözlerinin hafiften ıslanması kaçınılmazdır. İnsanın geçmişi ne kadar acılarla dolu olursa olsun yine de hatırladığında içinde meydana gelen dalgalanmaya söz geçiremez. Küçük anlar da olsa eskiden kalma birkaç pozluk küçük gülümseme anlarını geçmiş içinde saklar.

 

            Bunu sık söylemeye başladım, biliyorum ama başka çıkar yol yok. Gittikçe dibe doğru yaklaşıyoruz. Her gün biraz daha sonu görünmeyen bir bataklığa sürükleniyoruz. Bu günlerde “hey gidi günler” sözlerini daha sık duyar olduk. En iyimser halimi takınıp şöyle bir bakıyorum, tek iyi haber yakalayabilmek için, tek umut vadeden söz duyabilmek için dönüp duruyorum. İki hafta tatildik. Televizyona daha sık vakit ayırma imkânı buldum. Sabah saatlerinde başlayan programlardan tutun da gece yarısına kadar tek iyi habere rastlayamadım.

 

            Her gün yeni bir felaket bizi yoklayıp duruyor. Darbe günlüklerinden, balyozdan, kafesten, işçi eylemlerinden, kaçırılan çocuklardan, meclisten, dağdan inenlerden, şehirde dağ hayatı yaşayanlardan… ve daha neler neler…

 

            Kötümser olmak müslümana yakışmaz.  Müslüman ümitvar olmalıdır. Şunu sık sık söyleyip duruyorum. “Daha iyi olacak, daha iyi olacak.” Sonra düşünüyorum, ama nasıl? Kimsenin kimseye güveninin kalmadığı, çocuklarımızı gönül rahatlığıyla parka, bahçeye gönderemediğimiz, en yakınımızdakilerle iş yaparken bile aklımızda “acaba?” diye bir tedirginlik varken hâlâ iyi günlerin hayalini nasıl duyalım? Elbette elimizdeki tek umut bu. Her şey düzelecek diye bekleyeceğiz. Elimizden geldiğince iyi bir dünya inşa etmeye çalışacağız ama gücü elinde taşıyanlar her şeyi yıkmak için çok yoğun çalışıyor. Akla gelmeyecek oyunlarla dünyamızı siyaha boyuyorlar.

 

            Gelin de inanın şimdi? Ocak, şubat aylarında domuz gribi zirve yapacaktı. Alın size iyi bir haber. Şu an grip vakası sayısı % 0’mış!! Grip için oluşturulan müdahale bölümleri iptal edilmiş. Dünya sağlık örgütü açıkladı. “Domuz gribi diye bir şey yok. Kötü durumda olan ilaç firmalarının bir kurgusu olduğu anlaşıldı.” Sevinelim mi üzülelim mi?

 

            Böyle salgınlar çıkınca, dış güçlerin bir oyunu dediğimizde her şeyin altında komplo teorileri aramak gibi bir paranoya oluşturmayın diyenler gelsin de cevap versin şimdi. Bir zamanlar günlük duyduğumuz kapkaç haberleri artık yok. Güvenlik tedbirleri çok mu arttı da böyle oldu? O bitti, şimdi her gün kaçırılan çocuk haberleri alıyoruz. Buna da tedbirler alsınlar da kurtulalım o zaman.

 

            Ben bir süre daha gerici olmayı, eski mutlu günlerin hayaliyle kendimi avutmayı sürdüreceğim. Huzurlu bir güneş üzerimde yükselene dek geride kalacağım.

 

            İyi bir habere muhtacız. Sanki kocaman bir denizin ortasındayız ve deniz fenerinin ışığı da görünmüyor. Sis kaplamış her yeri. Gelin de yolunuzu bulun. Neden yazıyorsun sorusuna verdiğim net bir cevap var: “Hayata tutunmak için ve bir umut olsun diye.” Sözü şaire bırakıyorum.

            “iyi günler ilerde anneanne / iyi günler ilerde / bense yirmi dört saatlik / günlerdeyim anneanne” (H. Atlansoy)