ÇGH'NİN ANA FİKRİ

            Bir şey rağbet görmesin; hemen ardından suyunun çıkması, seviyesinin yerle bir olması kaçınılmaz oluyor. Fazla ilgiyi kaldıramayan, ilgi arttıkça yoldan sapanlar çok oluyor. Kişi bir de ünlüyse, o zaman bu süreç daha da hızlı oluyor.

            Bizim komedyenlerimizde âdettendir. İzleyici gülmeyince, performans biraz düşünce hemen bel altından vurmaya başlıyorlar. İzleyicinin en yumuşak karnı da zaten burada gizlidir. Küfre, edepsiz espriye karşı zafiyeti olan bir toplum olduğumuz gibi bir gerçek de elbette var. Nejat Uygur’un, Kemal Sunal’ın Cem Yılmaz ya da Şahan Gökbakar’ın en gülünen esprileri ne yazık ki bel altı dediğimiz cinsten olanlardır. Durumun farklı bir yönü ise, bu tür filmleri izleyenlerin açık yüreklilikle “izledik” bile diyememeleridir.

            Yılmaz Erdoğan filmlerinde gayet düzgün bir dil kullanmaya çalışan bir sanatçıdır. Vizontele filmleri arşivlik kalitede yapımlardı.  Serde şairlik de olunca bu titizlik kaçınılmaz oluyor. Fakat bu titizliği öğrencileri tamamen terk etmiş görünüyor. Çok Güzel Hareketler Bunlar ilk başladığı zamanlarda gayet düzgün bir programdı. Espriler seviyeli idi ve ailecek oturup izlenecek bir kıvamdaydı. En güzeli de Yılmaz Erdoğan’ın oyunların sonunda izleyiciden istediği “ana fikir”di. Çoğunluğunu çocukların oluşturduğu izleyiciler ise ana fikir bulmak konusunda birbirleriyle yarışırdı.

            Artık böyle bir şey yok. Tamamen bel altından vuran esprilerle güldürme yolunu seçmeye başladıklarından beri ne ana fikir kaldı ne de edep. İlköğretim seviyesindeki çocuklardan izledikleri edepsizlikler için ana fikir isteyen Yılmaz Erdoğan aldığı cevaplarla çocuklar üzerinde nasıl bir etki yaptığını inşallah kısa sürede anlar ve öğrencilerine çeki düzen verir.

            Ahlak anlayışı toplumun önemli değer yargılarından biridir. Bir kavramın ahlaklı olup olmaması kişiden kişiye göre değil topluma göre şekil almalıdır. Mesela; Recep İvedik filmleri horlanıp hakir görülerek milyonlarca izleyiciye ulaşıyor. Komedinin büyük ustaları ağız birliği etmişçesine Recep İvedik’i izlemediklerini söylemeye devam ediyorlar. Hatta “Kim o?” diyen bile çıkıyor. İvedik’in inadına Cem Yılmaz’ı, Ata Demirer’i, Yılmaz Erdoğan’ı öve öve bitiremiyorlar.

            Bir kişinin adı çıkacağına canı çıksın derler ya İvedik için son derece doğru bir tespit bu. Recep İvedik filmleri argonun sınırlarını zorlasa da Cem Yılmaz’ın Yahşi Batı’sı kadar olamaz. Yahşi Batı’da ima etmek bir yana alenen küfreden oyuncular boy göstermekte.

            Bu karşılaştırmaları yapmamdaki amaç, birilerinin olumlu birilerinin olumsuz reklâmını yapmak değil. Her şeyin göründüğü gibi olmadığını göstermek istiyorum, o kadar. Her söylenene inanmamak gerekiyor. Ata Demirer’in “Eyvah Eyvah” filminin galasında konuşan Türkiye’nin komik adamları, gülmekten çatlayacaktık demişlerdi. Reklâmın nasıl bir etkisi olduğunu işte şimdi daha iyi anladım. Çünkü filmi izlerken bırakın çatlamayı, ağız dolusu bir kez bile gülemeden sinema salonundan çıktık.

            Gülmek, hele de sıkıntılarla boğuşulan bir zamanda büyük ihtiyaç. Gülünecek seviyeli ne olursa olsun izlemeye çalışırım. Yılmaz Erdoğan gibi bir şair-sanatçıdan da öğrencilerini yönlendirmesi konusunda daha titiz olmasını beklerdim. Yetenekli insanların güldürmek için bile olsa edepten uzaklaşmaları da çok talihsizlik. Yetenekli oldukları, buldukları tiplemelerden,  yazdıkları oyunlardan belli. Edepten uzaklaşmaları da daha fazla alkış almak istemekten başka bir şey değil. Edepli olmanın yerini hiçbir alkış tutamaz. Oyuncuların yazdıkları oyunların ana fikrini çok düşünerek yazmalarını diliyorum. Çünkü son zamanlarda ortaya çıkan ana fikirler hiç de hoş durmuyor.