SOHBET İÇİN SEBEPLER

Mustafa UÇURUM

 

Bazı konularda “bize has” davranışlar vardır. Bize yakışan, bizim yaşam tarzımıza uygun davranışlar vardır. Onlarsız olmaz ve onlar olmadan birçok şey eksik kalır. “Biz” ile “onların” karşılaştırmasını çoğu zaman yaparız. Biz de böyledir de onlar da bu yoktur deriz. Özellikle gelenek ve görenekler konu olduğunda bu karşılaştırma karşımıza daha sık çıkar.

Ben onlar kavramını geniş tutarım. Sınırı ülkeyi aşan bir coğrafyada kendime muhatap ararım. Bunun sebebi de biraz nükte olsundan başka bir şey değildir.

 

Derste konu geleneklerimiz olunca bunu daha sık yaptığımız olur. Davullu zurnalı asker yolcu etmelerle ilgili bir konu işlerken; “Almanlar da böyle mi gönderir çocuklarını askere?” diye başlayan bir karşılaştırmada çok güzel örnekler ortaya çıkar ya da İngilizler dedelerinin ellerini ne zaman öper? Sorusundan başlayan anlatımlar bir fıkrayı aratmayacak mizaha konu olur.

 

Geçenlerde dersteki konumuz komşuluktu. “Komşuluk bitti.” diyordu yazar. Buradan hareketle, komşuluk üzerine konuştuk. Gerçekten öldü mü komşuluktan hareketle ortaya çıkan sonuç: “Buyurun cenaze namazına.” idi. Fransızlar komşularına akşam oturmasına gider mi acaba, giderken börek yaparlar mı gibi örneklerle konuyu eğlenceli hale getirmeye çalışsak da şu bir gerçek ki büyük yalnızlığa doğru sürükleniyoruz.

 

Akşam oturmaları dediğimiz bir güzellik vardı. Benim bile hatırlayabileceğim bir geçmiş zamana dayanan bu güzellikte komşulara gidilir ve gerçekten sohbet edilirdi. Çocuklar oyunlar oynar, büyükler demli çay kıvamında sıcak sohbetler ederlerdi. Ne zamanki evlerin başköşesini televizyonlar almaya başladı, yavaş yavaş kopukluklar baş gösterdi. Önceleri mahallede evinde televizyon olanlara toplanan kalabalıklar pür dikkat önlerine ne gelirse izlemeye başladılar. Ayırmadan izlediler. Sonra kendi evlerine girdi televizyon. Kanallar çoğaldı. Komşuya ya da bir yakınına gitmek isteyenler planlarını dizilere göre yapmaya başladılar. “Bu akşam olmaz, benim dizim var.” baş sebep oldu. Sohbet için gidilen ziyaretlerde de ağızları bıçak açmadan, iki cümlenin belini kırmadan televizyondaki diziye kitlenmiş halde geçen saatlerden sonra “Bir daha bekleriz.”lerle sona erdi sohbeti az ziyaretler.

 

Her şeyi kendimiz yapıyoruz. Kimseye bahane bulmaya gerek yok. Kopuşumuz hızlı oldu, bu kesin. Bir anda kocaman bir toplum olarak kendi kabuğumuza çekildik. Mesela ben yeni taşındığım evde bir süre komşuların bize tanışmak için gelecekleri umuduyla bekledim. Baktım ki gelen yok ilk bayramda herkesi ziyaret ettim. Kapıyı açan bir kaçı “Buyurun birini mi aradınız?” dedi. Bizim de aynı apartmanda oturduğumuzu, komşu olduğumuzu söylememizle içeri hafif mahcup bir edayla “buyur” edildik.

 

Apartmanlarda komşuluk tamamen sona erdi. Bunu da elbette bizler yaptık. Kapı komşumuzdan bîhaber, kendi dünyamızda dönüp durduk. Gelişen çağ, hayatın koşuşturması bahanelerine sığınıp kendi mahzenimizde saklanıp durduk.

 

Komşuluk üzerine o kadar çok söz var ki. Maalesef hepsi kitaplarda kaldı. Sohbet etmek için kimseyi bulamadığından yakınanlar, yan komşularının kapısını tıklatmak yerine televizyonun tuşuna basmayı tercih ediyorlar. Parlak bir camdan medet umanlar, yalnızlıklarını büyütmeye devam ediyorlar. Bir kahvenin hatırını hatırlamayanlar, artık iyice unutkan oldular. Kendilerinin de unutulduğunu unutarak.

 

Biraz sohbet için, televizyon yerine sevdiklerimizin gözünün içine bakabilmek için bir kapıyı tıklatmakla başlamalı. Televizyon kumandasını ortadan kaldırıp havadan sudan da olsa konuşmalı insanlar. Hiçbir şey için geç değil. İçimizin bir yerlerinde gizli bir ateşin yandığına inanıyorum. Her şeye inat, sohbetiniz bol olsun.