SINAVA GEL SINAVA

            Ülkemizin bazı konularda lider ülke olma özelliği vardır. Bu liderliği kimseye kaptırmamaya da gayret eden bir yapımız vardır. Bize has durumlarla yaşamaya alıştığımız için de kimse durumundan şikâyet etmeden sıradanlığımızla günlerimizi doldurmaya devam etmekteyiz. Örneğin; cep telefonlarının kontörden kuruşa geçtiklerinde kontör kullanan ülkelerin Türkiye ve Suriye olduğunu öğrendiğimde “Şükür.” dedim.  En azından yalnız olmadığımızı öğrenmek biraz da olsa beni rahatlatmıştı.(!)

            Bahar mevsimindeyiz. Bahar demek okullar için bayram, kutlama ve sınavların başlangıcı demektir. Derslerin tören hazırlıklarıyla,deneme sınavlarıyla sekteye uğradığı bir dönemdir. Havalar ısındıkça buna bir de piknik organizeleri eklenir ki her yer tam curcunaya döner. Fakat son yıllarda bütün bu koşuşturmaların yerini yalnızca sınav telaşları aldı. Sınavsız sistemler dünyada yıllardır uygulanırken, sınavın çocukların üzerindeki olumsuz etkisinden, sınav kaygısının geleceği belirleyecek en önemli etkenleri önemli ölçüde etkilediğinden sürekli dem vurulurken bizim ülkemiz şimdi öyle bir hale geldi ki tam bir sınav cenneti oldu.

            İlköğretim öğrencileri ciddi anlamda dördüncü sınıfta sınav denen cenderenin içine sürükleniyor. Zaten buna yakasını kaptırdıktan sonra da bir daha kurtulması imkânsız görünüyor. Geçenlerde kızım okuldan geldi ve “Baba, dördüncü sınıfta dershaneye gidiliyormuş. Ben de gideceğim değil mi?” dedi. Hele bir zamanı gelsin diyerek bu atağı şimdilik atlattım.

            Çocuklarımız oyun oynamadan, mahalle arkadaşlarıyla toza toprağa bulanmadan büyümeye başladılar. Cumartesi – pazar günleri şöyle bir bakıyorum da ellerinde klasörler, sırtlarında çantalar olan uykusunu alamamış çocuklar dershane yoluna düşmüşler. Tatil denen olguyu yaşayamadan, oyun nedir bilmeden büyüyen çocuklar, yıllar sonra çocukluğumuzu yaşayamadık diyerek hayıflanıyorlar. Bundaki suç elbette çocukların değil. Artık öyle bir hava oluştu ki, dershaneye gitmeden sınav kazanılmaz diyerek şartlandırıldı kafalar.

            Eskiden tek sınavla yetinen ilköğretim öğrencileri birkaç yıldır üç sınavla boğuşmak zorundalar. Elbette lise öğrencileri de bundan nasibini aldı. Nisanda başlayan sınav maratonu haziranda iki sınavla son buluyor. Etti sana üç sınav. Hatta öğrenci hızını alamazsa beş sınava bile girebilecek. Durum şimdilik karışık. Elbette burada bitmiyor. Üniversite bittikten sonra asıl cendere başlıyor. Kpss denen duvara toslamadan mesleğe atılanlar en mutlu insan statüsüne erişiyorlar(!)

            Okullarda öğretmenler sosyal etkinlik yapacak öğrenci bulamıyorlar. Herkes sınava kitlenmiş durumda. Tiyatro, eğlence gibi uçuk kaçık işlere bulaşmadan sınava yetişmeye çalışan öğrencilerle karşı karşıyayız. Sınava odaklanmış öğrencilerin piknikleri, oyunları bile tatsız tuzsuz geçiyor. Çantalarında testler, kafalarında soruların şıkları zoraki bir pikniği yaşamaya çalışırlar.

            Allah gençlerimizi en kısa zamanda sınavlardan kurtarsın diyeceğim ama nafile bir dua olur diye düşünüyorum. Çünkü son yıllarda dershanelerin zilleri okullarınkinden baskın çıkıyor. Zillerin kimin için çaldığını da bilen biliyor.