KANADIM KIRILDI KALDIM YOLLARDA

“Kanla sulanarak bizlere emanet edilen kutsal vatanımızın bölünmez bütünlüğü için canlarını veren tüm emniyet şehitlerimizin aziz hatıralarına.”

                                                                         

                                                                                      Hasan AKAR

 

                       

“Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir.

Ne yıldızlar gibi parlayıp sönmemektir.

Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir.

Kahramanlık. Saldırıp bir daha dönmemektir.”

 

                                                    H.Nihal ATSIZ

 

                17 Mart günü, ertesi gün kutlanacak olan Çanakkale Zaferi münasebetiyle Reşadiye Belediyesi’nin davetlisi olarak Reşadiye’deyiz. İlk işimiz, gerekli izinleri alarak 7 Aralık 2009’da vatan hainlerinin kahpe kurşunlarıyla kaybettiğimiz yedi civanımızın yuvası Sazak Karakolu’nu ziyaret etmek oldu. Tokat Şairler ve Yazarlar Derneği ve Kümbet Dergisi Ailesi olarak olayın akabinde Aralık ayında Kaymakam ve Belediye Başkanına taziye ziyaretinde bulunmuştuk.

                Sazak Karakolu’na ulaşmadan önce şehitlerimizin tarandığı yerde onlar için dua ediyoruz. Ekibimizde Reşadiye Belediye Başkanı yiğit insan Rafet ERDEM, Başkan Yardımcısı Şükrü DOKDEMİR, bazı personel, Çanakkale Savaşında anası tarafından başına yakılan kına ile ünlenen şehitlerimizden Zileli Kınalı Ali’nin torunu 78’lik Ali Kınalı Ağabey, onun torunu Ezgi Kınalı ve Kınalı Ali ile ilgili araştırmalarıyla tanınan Ahmet Divriklioğlu Bey var.

                Sazak Karakolu sanki bir uç karakolu gibi. Mehmetçikler ışık saçan gözleriyle bizleri izliyor. Hiç şüphemiz yok, hepsinin yüreği de  -ne olursa olsun üzerlerine çöken acıyı artık bir kenara bırakmış- ay yıldızlı bayrağın gölgesinde vatan için çarpıyor.

                Aradan henüz bir ay geçti.  Bu kez acı haber” açamadıkları” başka bir şirin ilçemiz Samsun-Lâdik’ten geliyor. Lâdik ilçesinin tarihi, kültür zenginliğini, eser çalışmalarımız için gittiğimiz Vakıflar Genel Müdürlüğü’ndeki araştırmalarımız sırasında görmüş, bölgede en çok vakıf ve vakfiyesi bulunuşu açısından dikkatimizi çekmişti. İşte bölücüler Anadolu’nun bozulmayan böyle güzel bir şehrini ve burada görev yapan emniyet güçlerini hedef seçmişlerdi.

               Yapılan eylemlerin Samsun’da cereyan eden bir olayın hemen ardından vuku bulması, Türk Milleti’nin bütünlüğünü zedelemesine yönelik olması bakımından oldukça düşündürücü. Ancak ne olursa olsun her iki acı olayda da asıl sorulması gereken neden Reşadiye ve neden Lâdik’ti? Bu iki vatan toprağının özellikle seçilmesinin cevabını belki zaman verecek. Tabii bıyıkları henüz terlemiş Çanakkale neferi gibi yedi civandan sonra iki yiğit emniyet mensubunun kara topraklarla buluşmasından sonra.

             Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in arkadaşlarıyla birlikte Samsun’a çıkarak İstiklal Savaşı’nı başlattığı, Kuva-i Milliye’nin şahlandığı bu il hangi çirkinliklere kimler tarafından alet edilmek isteniyor? Yoksa yüce Türk Milleti’nin bu milli birlik ruhu yok edilmeye mi çalışılıyor? Diğeri dünyanın, yedi düvelin baş edemediği, büyük bir liderin, Atatürk’ün soy kütüğünün izlerinin tespit edildiği, toprakların kana mı boğulması hedefleniyor?

               

             Ama ne olursa olsun kökü tarihin derinliklerinden gelen Türk Milleti asla sağduyusunu bir kenara bırakmayacaktır. En zor şartlarda bile istiklaline ve Cumhuriyetine bağlı kalacak, gerektiğinde Ata’sının Gençliğe Hitabesi’nde yer alan“Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.” ilkesinden hareketle vatanlarına Türk ordusuyla, emniyetiyle, gençliğiyle el ele vererek sahip çıkacaktır. Göz bebeğimiz, ülkemizin teminatı, güvenliğimizin yılmaz bekçileri bu kurumları yıpratmaya çalışanların, bu gençliği yozlaştırmayı sinsice planlayanların hevesleri kursaklarında kalacaktır.

                                              ***

          Gazi Osman Paşaların yetiştiği Tokat şehri, vatanın bölünmez bütünlüğü için emniyet güçlerinden yirmi bir kahraman Hüseyin Koç’unu daha şehit vermişti. Nedense bu hazin olay bana 1980’li yılları hatırlattı. O çirkin dönmemde aramızdan uçup gidenlerden biri de hemşerimiz, ağabeyimin arkadaşlarından Ahmet Özdilek Ağabey’di. Hozat’ta birlikte askerlik yapmış. Ankara Yusuf Kahraman Polis Okulu’nda beraber öğrenim görerek Türk Emniyetine katılmışlardı. Ama henüz iki yıllıkken, 12 Eylül öncesi ülkemizde yaratılan her gün kardeşkanının akıtıldığı sağ-sol ortamında Malatya’da 8 Temmuz 1980’de arkasından atılan kızıl kurşunlarla o, Tokat delikanlısının yıkılmayan bedeni kanla yere yığılmıştı.

          İşte bunun benzeri de Lâdik’te gerçekleştirildi. Polis Teşkilatının 165.yıl kutlamalarının sevincinin hemen ardından iki kahraman Türk evladı, Hz. Peygamberimizin doğum gününün kutlandığı mukaddes bir gecenin sessizliğinde insanlıktan nasibini almamış zalimlerce insafsızca toprağa düşürüldüler. Biri elli, diğeri otuz altı yaşında Cennet bahçesine uğurlandı.

            Samsunlular, Lâdikliler onların güvenliği için mücadele ederken aralarından ayrılan kardeşleri için son vazifelerini en üst seviyede, herhangi bir taşkınlığa meydan vermeden yaparak Niksar’a uğurladılar.

          Şehidimiz sekiz yıldır ezberlediği yollardan bir gün küskün kaderiyle geri dönerken yalnız değildi. Gökten melekler yuvasından ayrılmış, eşini kaybetmiş, allı turnalar gibi kırılan kanatlarıyla al bayrağa sarılı tabutun üzerinden uçarak ona refakat ettiler, şefaatler dilediler.   

           Niksar’da Tokat Valimiz Şerif YILMAZ, İl Jandarma Kurmay Albay Hüseyin TOSUNLU, Belediye Başkan Vekili Ahmet ÇETİN, İl Emniyet Müdürü Mustafa AKTAŞ, Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa KÜÇÜK, İl Müftüsü Abdurrahman KOÇAK, Niksar Kaymakamı Uğur TURAN, Belediye Başkanı Duran YADİGÂR, Erbaa Belediye Başkanı Ahmet YENİHAN, Başçiftlik Kaymakamı Selami YAZICI, askeri yetkililer, emniyet mensupları, siyasiler ve bu vatan için her şeyini feda etmeğe hazır bir halk hazır kıta olmuştu sanki.

            Saygıdeğer Valimizin şehidimizin yadigârı oğul Akif’in elini tören boyunca bırakmaması; bu devletin güçlü olduğunun, daima yanlarında bulunacaklarının en güçlü işaretiydi.

              O, artık yaşanılan hayatın ötesinde  geçmişle bütünleşen uhrevi büyük bir törenin içindeydi.Niksar fatihi Melik Ahmet Danişmend Gazi, yöredeki bütün beylerini,Sungur Bey,Hüseyin Gazi,Yusuf Şah, Şeyh Polat Baba’yı ve daha nicelerini toplamış daha önce  savaş yaparak  aziz vatan topraklarına kattıkları  Harkümbet’te sancaklarıyla Türk bayrağına sarılı bir yiğidi,alp ereni Hüseyin Koç’u bekliyorlardı.Biraz sonra törene Talazan Köprüsü’nden geçerek  1919 Haziranında İzmir’in,Maraş’ın  işgalini ilk kez yörede büyük bir mitingle telin edenlerin başını çektiği Hoca Ahmet Niksarî ve Hacı Mahir Efendiler geldiler.Aziz şehidimizi bulutların ağladığı bir ikindi vakti son yolculuğunda dualar ederek yanlarına alıp götürdüler.

      Ne dersiniz, ne yazarsınız, şehitleri nereye, hangi satırlara sığdırırsınız? Buna bizim gücümüz yetmez. Ne yazayım, ne söyleyeyim Erhan Kardeşim, Latife Bacım. Gerçek şu ki, ateş düştüğü yeri yakıyor. Ama biliyoruz ve inanıyoruz ki, O’ndan geldik, O’na dönmeyecek miyiz? Allah sizlere sabırlar versin.

Aziz Türk Milleti’nin, emniyet güçlerimizin, geride bıraktığı sevdiklerinin başı sağ olsun. Yüce Allah,  rahmetini şehitlerimizin üzerlerine sunsun.

Zorlanarak ortaya koymağa  çalıştığımız yazımızı yine Nihal ATSIZ’ın ve Azerbaycan şairlerinden Abdulkadir İNALTEKİN’in mısralarıyla bitirelim.        

 

 

“Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından,

Koşar adım gitmeli onların arkasından,

Kahramanlık:İçerek acı ölüm tasından,

İleriye atılmak ve sonra dönmemektir.”

 

                          ***

“Kimdi gören,elden atan bu yurdu?

Korkut eli,ulu vatan bu yurdu.

Ses verdi torpagda yatan buyurdu:

Şehitlerin ganı hele yer döyür?”