ÇOCUKLARIMIZ VE GÜZEL SANATLAR..!

Şerare KIVRAK

 

            Bayramlarda, özel gün ve haftalarda sıklıkla kullandığımız “Çocuklar bizim geleceğimizdir” söyleminde, sosyal ve ahlaki değerlerimizin nesilden nesile geçişinde çocuğun üstlendiği rol vurgulanmaktadır. Günümüz eğitimindeki anlayışta öncelikle çocuklarımızın çok yönlü gelişimlerinin sağlanması ise; çok yönlü gelişimlerinin sağlanması ise; çok yönlü gelişimleri sağlayan en önemli etkenlerde sosyal faaliyetlerle oluyorsa, bunun içindir ki, çocukların erken yaşlardan itibaren en verimli şekilde gerçekleştirebilecekleri sanatsal faaliyet ortamlarını sağlamak sosyal devletinde başlıca görevleridir.

            Zira; Güzel Sanatların her dalı, çocuğu bağımsız düşünmeye yönlendiren, aktif katılımcı yapan, kendi ile barışık, çevresi ile uyumlu, gelişim düzeyine uygun bilgi beceri ve alışkanlıklar kazandıran kaliteli gelişim alanlarıdır.

            Resim, Müzik, Edebiyat ve bunların dalları çocuklarımızın gelecekteki yol haritalarını belirleyecek en etkili unsurlardır.

            “GÜZEL SANATLAR” sözü, güzelliklerin zevkle izlendiği sanatlar için kullanılır. Buradaki “GÜZEL” sanat eserinin niteliğinden ziyade disiplinin estetikle bağlantısını vurgulamak için kullanılmaktadır.

            Sanat doğuştan gelen bir olgudur. Çocuklarımızın doğarken getirdikleri bu olguları yetenek olarak keşfetmek, güzel sanatların ehil ellere teslimiyeti ile gerçekleşebilecektir.

            Artık, günümüzde okul öncesi eğitiminin önemi tartışılmaz olmuştur. Bu durumda çocuklarımızın okuma-yazmayı öğrenmeden sanatsal yönleri keşfedilmiş olacaktır. Çünkü okul öncesi eğitim çocuğun gizemini çözmek için en uygun ortamları oluşturmaktadır. Durum böyle olunca da küçük yaşta başlayan sanatsal faaliyetlerle, sosyal aktivitelerle bağımsız düşünebilen, düşüncelerini özgürce ifade edebilen, çevresinin, ailesinin, toplumun baskılarıyla değil, kendi iradesiyle kendini yönetmeyi bilen, ülke geleceğini yönlendirebilen çağdaş gençler yetişecektir.

            Okul öncesi eğitim çocukları, genellikle yaratıcı çocuklardır. Yaratıcı çocuklar oldukça yorucudurlar. Bu dönemde çocuklarımızın yaratıcılıkla parlayan düşünce ve duygu dünyaları ilköğretime geçince değişik bir sistemle karşı karşıya bırakılıyor. Çocukların yaratıcı ve sanatsal becerileri geri plana itilerek adeta bastırılıyor.

            Programlarda zaten buna müsaade etmiyor…!

            Son yıllarda ülkemiz, sanat dallarının tümünün duraksama geçirdiği bir dönemi yaşıyor. Devşirme sporcularla, sanatçılarla bir yere kadar geçiştiriliyor. Bu da siyasal iradenin olduğu kadar, toplumsal, sanatsal, kültürel ve ekonomik yaptırımların yanlış veya eksik yönlendiriminin çok acı sonuçlarıdır diye düşünüyorum.

            Çocuklarımız için en kalıcı şey, büyük olasılıkla öğretmenlerin onlara yükledikleri bilgiler değil; onlara bilgiye ulaşma yollarını düşünmeyi, problemlerini çözmeyi, eleştirmeyi, sosyal aktivitelerle yaşayarak öğrenecekleri “ÖĞRENMEYİ ÖĞRENMEK” olmalıdır.

            Bunun içindir ki okullara sanatsal faaliyetler göstermelik değil, bilinçli bir şekilde programlanarak konulmalı, ders olarak ta tutulmalıdır.

            Aksi durumda ne oluyor…? Ne yapıyoruz..!

            Hep bir elden çocuklarımızı bilgi hamalı yaparak mutsuz, doyumsuz, kendiyle kavgalı, sorunlar yumağı gençler olarak sınavlardan sınavlara koşturmaktan öteye götüremiyoruz. Ba da çok zaman canımızı acıtıyor

            Oysa ki, Güzel Sanatların  her dalı öğrenme yollarının en güzeli ve en kalıcısıdır. Okul öncesinden başlayarak sportif ve sanatsal etkinliklere yönelen çocuk bencil hareket etmez. Sosyal uyumu bozmadan mücadele etmeyi öğrenir. İş birliğini, yardımlaşmayı, hoş görüyü, paylaşmayı, kurallara uymayı, duygularını kontrol etmeyi bilir.

Şöyle ki;

            *RESİM; Çocuğu çözen, onu keşfeden, dinlendiren en etkin çalışmalardır. Renklerle şekiller resmin hizmetindeki iki unsur çocuğun dünyasıdır.

            Ünlü ressam PİCASSO “bir çocuk gibi resim yapmak bütün bir ömrümü aldı” diyorsa, resim çalışmalarının çocuklar için önemini anlatmaya gerek yoktur.

            *MÜZİK; Ruhun, bedenin ve beynin dinlencesi, duyu organlarını en güzel çalıştıran eğitim bütünüdür. Güzelliklerin sazla, sözle anlatıldığı bu sanat türü eğitimli çalışmalarla sanatsal tutkuya dönüşerek doğru yerlerde, doğru insanların yetişmesine neden olacaktır.

            “İyi müzik dinleyerek büyüyen çocuğun doğru bir kişilik geliştireceğini…” savunan ünlü düşünür ARİSTOTELES’e katılmamak elbetteki mümkün değildir.

            *İnsanoğlunun hep güzeli isteyip, güzellikleri sevmesini yazarak veya sözle anlatımı güzel sanatların en geniş ana dalı olan EDEBİYATI oluşturmuştur. Bizim edebiyatımız ise dalında uçsuz bucaksız deryadır. Erişilmez okyanustur. Sinemasıyla, tiyatrosuyla, doğaçlamalarıyla sanatçı yetiştirme kaynağımızdır.

            Kısaca güzel sanatlar, bir milletin ortak zevklerinin, ortak kültürlerinin ifadesidir. Ülkeler çağdaş, aynı zamanda yeteneklerini akıllarıyla birlikte kullanan sanatseverlerle, sanatçılarla ufuklarını genişletirler. Çünkü sanatçı, bir ülkenin kültür elçisi, kültür taşıyıcısıdır.

            Ülkemizde bu güzelliklerin kaynağı GÜZEL SANATLAR LİSELERİ GÜZEL SANAT FAKÜLTELERİ…, KONSERVATUARLAR…, SANAT EVLERİ….

            Bu sanat yuvaları yalnızca ulusal sınırlar içinde başarılı olabilecek insanların değil, farklı kültür ve coğrafyalarda uyum sağlayabilecek ve başarılı olabilecek insanlarında yetişmesinde lokomotif olma özelliği taşımaktadırlar…

            TOKAT ANADOLU GÜZEL SANATLAR LİSESİ…, GAZİ OSMAN PAŞA ÜNİVERSİTESİ GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ ve            diğerleri…

TOKAT İÇİN…! ÜLKEM İÇİN…! İyi ki var mısın…!