GÜLÜN BİTTİĞİ YER

Mustafa UÇURUM

 

            Çiçeklerin en baş tacı edileni gül olmalı. Gülün yeri ayrı olmalı. Gül açınca bütün çiçekler bir kenara çekilmeli. Gülün kokusu yayılmaya başlayınca bütün çiçekler bir süre kokularını içlerine hapsetmeli.

            Sevdiklerimize gül armağan ederiz. Sevdiğimizi “gülüm” diye severiz. Çiçek bahçesi yapacaksak başköşeye gül dikeriz. Sevgililer Sevgilisi diyerek sevgimizi ifade etmeye çalıştığımız Kâinatın Efendisini Gül-i Muhammedi diyerek selamlarız. Biliriz ve inanırız ki bir çiçekler ülkesi varsa oranın başşehri güldür.

            “gül alırlar / gül satarlar / gülden terazi tutarlar / gülü gül ile tartarlar” diyerek her daim gülü selamlarız.

            Bir de bu kadar güzel sözün ardında “gülün bittiği yer” vardır. Bu ifadeyi tek başına kullanınca pek de istenen çağrışımı yapmasa da gülün bittiği yer vardır ve halk söyleyişiyle orası, öğretmenin vurduğu yerdir. “Öğretmenin vurduğu yerde gül biter.” derler.           

            Son günlerde gazetelerin, televizyonların haberleri arasında “öğretmen dayağı” haberleri yoğunluk kazandı. Medya, yine üzerine düşeni yapıyor ve bilip anlamadan en kolay saldırabildiği kesim olan öğretmenlere gözü kapalı kılıçları kuşanıyor. “Cani öğretmen, vahşi öğretmen” gibi bildik manşetlerle zaten her gün biraz daha yitip giden öğretmenlik mesleğinin ağırlığını toptan yok etmeye çalışıyor.

            Bu bir gelenektir. Olayların arka planına bakmayı pek tercih etmeyen bir yapımız var. Toplum olarak yargısız infazda üstümüze yoktur. Bu doğru. Fakat olayları bilip araştırmadan kişiyi karalama kampanyasında bir numarayız.

            Gözden kaçan bir mesele şu ki, kaybolan, öğretmenlik mesleğinin ağırlığı değil, bozulan ahlaki değerlerdir. Büyüğe karşı saygı, hoşgörü bitince ortaya böyle bir sonucun çıkması çok normaldir. Elbette söylemek istediğim eskiden velilerin çocukları okula getirip de, “Hocam, eti senin kemiği benim. Adam olsun yeter ki.” tavrı da değil. Olayın öncesini hiç sormadan, öğretmeninden dayak yediğini ifade eden çocuğu kamera karşısına getiren velilere insaf demek istiyorum. “Olsun, onlar çocuk.” demek de hiçbir suçu affettirmez. Bir öğretmenin hiçbir sebep yokken kendilerine emanet edilen çocuklara şiddet uygulayacağını düşünmek bile bir art niyettir. Elbette şiddet denen olgunun eğitimde yeri yoktur. Fakat evde bile bazen tek çocuğu baş etmekte zorlananları, öğretmenlerin okulda ne tür bir zorlukla baş ettiklerini insaflara bırakıyorum. Durum ne olursa olsun, şiddet eğitimine değil şiddetli bir eğitime ihtiyacımız var.

            Bırakın öğrenciyi dövmek, sesinin yükseltmeyen bir arkadaşımın gece yarısı evinden alınıp karakola “öğrenciyi dövmek” suçundan götürüldüğüne şahit olduğum için, duyduğum şiddet haberlerine hep itiyatlı yaklaşırım. Karakter olarak bozuk insanlar toplumun her kesiminde var. Maksat, öğretmeni tedirgin etmek, yerinden etmek.

            Öğretmenlerin öğrencilere bağırıp kızmasındaki tek amacın, öğrencilerin iyiliği için, onların derslerinde başarılı olması için, sınıfta iyi bir öğrenim ortamının kurulması için olduğunu veliler anladığı zaman görün bakın problemler ortadan nasıl da kalkıyor. Evde çocuğuna her türlü şiddeti uygulayan babaların, öğretmen, çocuğunun kulağını çektiği zaman hemen okulun, karakolun, adliyenin, hastanenin yolunu tutmaları ancak bunalımlı bir ruh halinin yansımasıdır.

            Sözü gülden aldık, buralara kadar geldik. Gül olsun sözümüz, gül koksun içimiz dışımız. Küçük dikenleri de gülün hatırına görmezden gelelim ki güller küsmesin bizlere.