Delitay Uzaklara Gidince

Bahara yağmur olmuş gözyaşların kendi ıslanışına neden olan akıntılarının hesabını soracak saba rüzgârını arıyorum.

            Ey sabâ rüzgârı! Sen cansın, canansın. Bu gecenin sabahında yüreğimi teslim almalı ve serinliğinde güne merhaba demeliyim.

            Yâr görmüşlüğü, tutmuşluğu, gülümseyişi zamanı birleştirirken bal tadındaki muhabbete kavuşmalı ve mutlu olmalıyım. Gül aşkı ve vaktinin şafağına eyvallah.

            İnsan beynini yormayacak, vakte hüzün salmayacak kelimelere selam verişim sağlıklı dakikaları hissetmem ve yaşamamla aynı paralel de yürüyüşe katkı sağlamak içindir.

            Yâri terk etmiş ya da uzak diyarlarda olan bir aşığın halini normalleştirecek, derdine çare olacak ilacın halen üretilmemiş olması, çağımıza artı olmayacaktır. Çile çeken âşıkların işini düzeltecek projeler halen yoktur.

            Elem ve kederin bitmediği anlarda sözü ve tedbiri bilmek rahatlığını yaşamak güzeldir..

            Gidenlerin gelenlere denk olmadığı anlarda sürat köprüsü geçit vermez olur. O an şair olmak nicedir, bilinmezdir.

            “Söze kulak asmak, ateşe su olmaksa, ses veren her akıntının serinliğinde mutlu olmalıyım.”

            Lâ havla gülümseyişinde dua ile beslenişin ılık rüzgârıyla ufukların ötesine sefere çıkmalıyım.

            Avuçlarımda ne varsa aralıklarla yok oldular.

            Değerler, benler ve gerçekler ani çıkışlarla beni yalnızlığımla baş başa bıraktılar.

            Kendi hayatını istediği gibi yönetenlere gıpta ile bakıyor, imreniyor ve nedenlerine takılmadan kendim dahi tarif edemediğim bir burukluk yaşıyorum.

            Gece bitiyor, düşlerimle senli benli konuşurken. Bilgisayarın duşları arasında sabaha giden yolları bir türlü bitiremiyorum.

            Kalem dostluğunu yakalamam mümkün değil duşlarla.

            Seviyesi tarifsiz yorgunluğumun korunmaya ihtiyacı var. Bozkır yalnızlığımın sızılarıyla baş başa masum ve sessiz dünyama umut olacak desteği aramalı bulmalı ve beynimi rahatlatmalıyım.

            Kapıların ne halde olduğunu unutmuşluğun ara sokaklarında gece sabahı, sabah geceyi düşlemektedir. İçeride ve dışarıda var olmak, bende buradayım diye haykırmak için doğduğum köye mi gitmek gerektir.

            Köyüm, bıraktığım günün neresindedir.

            Sormadan gelenlerin, aniden gidişlerini taşıyamıyorum.

            Ankara sonbaharı bitirmek üzeriydi. Güneş bitiyor, ılık rüzgâr gidiyor, hava üşüyor, ben titriyorken doğduğum köye doğru yola çıkıyorum.

            Günler su gibi akıp gidiyor ben babamı unutamıyorum.

            Babam hayatını hiç kimseyle paylaşmadı. Bütün hatırlatmalarıma rağmen annemi hiç anlatmadı. Sadece hakkını helal etti.

            İşte bu yüzden ben duygulara teslim olup yazıyorum.

            Yaşadığım onca ölümler, beni kendi seyrinde teslim yola saldı. İstediğini aldı, istediğini yükledi.

            Önce annem… Sonra annem… Yine annem… Sonra, Delitay uzaklara gitti. Babam en son gelininden paça çorbası istedi.

             Derin bir nefes, tartışmasız bir rahatlayışın bütün vücutla paylaşımıydı.

            Çocukluğumdan bugüne hayatımda neyim varsa paylaşmalıyım.  Şimdi, bahara yağmur olmuş gözyaşların kendi ıslanışına neden olan akıntılarının hesabını soracak saba rüzgarını arıyorum.

            Ey sabâ rüzgârı! Sen cansın, canansın. Bu gecenin sabahında yüreğimi teslim almalı ve serinliğinde güne merhaba demeliyim.

 

            Osman BAŞ

           04.01.2013/Ankara