Tarihe Hürmet, Halka Hizmet

Millet olarak tarihi değerlerimize ne kadar önem veriyoruz, bilemiyorum. Kırk elli yıl önceki tarih bilgilerimi yokladığımda ne kadar yalan yazdırılmış bir tarihle yetiştirildiğimizi, hatta kandırılıp, alay edildiğimizi anlamam çok zor olmadı. Aslında üniversite Mustafa Müftüoğlu’nun. “Yalan Söyleyen Tarih Utasın,“, Cevat Rıfat Atilhan’ın kitapları,  Prof. DR. Ali Fuat Başgil’in ” Genlerle Başbaşa” adlı kitabı, Kadir Mısırlıoğlu’nun, “Lozan Zafer Mi Hezimet Mi? ” adlı kitabı, Devlet-i Aliye’den Türkiye’ye dönüşen bir milletin acı hatıraları; Necip Fazıl Kısakürek’in bütün kitapları olmasaydı bilmem biz ne yapardık?  

Fakat ah o lise yılları yok mu? Ne kadar da boş, ne kadar da kof geçmiş…  Biraz okumasaydım, biraz kitapların ruhuna girmemiş olsaydım, sanırım yirmi küsur yılı bir hayal uğruna bina etmiş olacaktım.

Tarihte yüce kahraman diye tanıtılan pek çok ismin cüce kahraman, cüce olarak tanıtılanların da, aslında ne kadar büyük kahraman olduklarını öğrendim. Hâlâ da öğrenmeye devam ediyoruz.

Öğrenmenin yeri ve zamanı yok ki… Yeter ki okunsun… Yeter ki kitapların sayfaları şöyle bir karıştırılsın… İçlerinde ne güzel bilgiler, ne can alıcı, can yakan,  göz alıcı şaşırtıcı, hata ve hayat ötesine ışık tutan bilgiler vardır.

Ruhları donduran, Evreni sırrının üstüne sırlar sırrını anlatan... Yedi Süreyya ötesindeki dünyalara seni alıp götüren…

Kitaplar kültürümüzün can damarları, bedenimizde dolaşan kan kadar, tenimizin altında bizi ayakta tutan can kadar önemli…

Ah bunları çocuklarımıza, her şeyden önce kendimize anlatabilsek; inanın çözülmeyecek sorun, gidilmeyecek hedef yoktur…

Sadece bir İbn-i Sina ruhu verebilsek çocuklarımıza, bugün ulaşılmaz ufuk kalmaz… Yapamayacağımız teknoloji kalmaz… Zaman ve zaman ötesini bile keşfederiz…

Neyse tarihe hürmet diyordum, halka hizmet diyordum…  Bizim memlekette de tarihe saygı duyan sayısız güzel insan var. Onları tanımak, anlamak gerek.

Geçen ay bunun güzel örneğini belediye ekipleri gösterdi. Uzun ve yorucu çalışmadan sonra, trafiğe açılan yollar ve köprü bu güzelliği bir defa daha ortaya çıkarttı.

Yedi yüzyıllık Selçuklu Köprüsü,  teknolojinin gürültüsünden, sisinden pisinden, tekerleklerin ayak seslerinden kurtuldu. Şimdi sadece yayalar gidip geliyor üstünden. Taş köprünün ayakları şimdi daha mutlu, yarınından daha emin. Üzerinde yürüyen insanlar umutlu…

 Tokat‘tan bahsediyorum. Tokat belediyesinin yaptığı yeni kavşak, köprüden ve yollardan… Allah kolaylık versin. Bu tür hizmetler destek vermemek nankörlük olsa gerek.

Çünkü böyle hizmetler hem tarihe hürmettir, hem de halka hizmettir.