Yurtta Barış; Cihanda Barış

Küreselleşme sloganı altında savaşların, sömürülerin, kavgaların, ihanetlerin hatta teknolojinin küresel afete dönüştüğü dünyamızda insanca yaşamanın zorlukları çığ gibi büyüyor.

            Bölgesel özelliklerin, coğrafi konumların tetiklediği doymazlık güdüsünün insanlığın kimyasını bozduğu içindir ki dünya ülkelerinin bir çoğu cadı kazanı gibi kaynıyor.

            Aç egoların doyumsuzluğu, zehir ve silah tacirlerinin korkunç rekabeti, ırkçılık, din adına sömürüler emperyalist güçlerin iştahlarını kabartıyor belli ki… Böyle olunca da insanlık dışı istenmeyen rekabetler, savaşa dönüşürken kan ve göz yaşı olup mazlumların canını acıtıyor hep…

            Savaşlar haklara tecavüz eden büyük katliamlardır. Bunun kazananı ve haklılığı asla olamaz.

            Yazılı ve görsel basında acıyla izlediğimiz o görüntüler birer insanlık suçudur. Alev alev yanan şehirler, ölen bebeler, çocuklar ve kadınlar, çaresiz haykırışlar, çığlıklar… Bu görüntülere tepkisiz, duyarsız kalmak mümkün mü..?

            Dünyanın neresinde olursa olsun savaşmak ve savaşlar istenmeyen olgulardır, oluşumlardır. Olduğu vakitse kuralları olmalıdır. Lâkin görülen o ki; bu savaşlar mazlumların savaşı değil… Ölenler bebeler ve çocuklarsa bu savaş kimlerin savaşı ki; ölenler kadınlarsa kimlerin savaşı…!

            Barış çığlığı atarak, demokrasiden, insan haklarından söz eden ama her defasında “Üç maymunu” oynayan dünyanın mikzerlerinin utancı olmalıdır bu savaşlar!

            İnsanlıktan nasibini almamış gafillerin savaşıdır…

            Kuvvetler dengesizliğinin apaçık görüldüğü bu saldırılar hiçbir zaman haklılık taşımamaktadır.

            Koltuklarına yaslanmış, göbeklerini kaşırken, pastadan kendine düşecek parçayı düşleyen dış güçlerin utanç tablosu olmalıdır bu savaşlar…!

            Yanı başımızda benzin dökülmüşçesine bir hızla yayılan Ortadoğu alev alev…! Arap Baharı senaryoları ister istemez ülkemizi de tehdit eder bir görüntü sergilemektedir.

            Ülke terör belasıyla uğraşırken coğrafyamızdaki bu olumsuzluklar herkesi üzüyor “Ülkemiz savaşa mı çekilmek isteniyor…” düşünceleri hız kazanıyor.

            Savaşlar büyük katliamlardır. Hele kardeş kardeşi, komşu komşuyu, dost dostu acımasızca katlederse adı cinayetten başka nedir ki…!

            Gün geçmiyor ki üçer beşer şehidimiz olmasın. Gün geçmiyor ki, anaların eşlerin, evlatların feryadı göklere yükselmesin… Bölge insanımızın, yöre insanımızın üzerine karabasan misali çöken bu bela milletçe hepimizi üzerken düşündürmelidir de. Hem de ince ve hassas noktaları düşünmeliyiz.

            Çünkü bu ülke hepimizin…!

            Savaşlar; zülum varsa, mazlumun feryadı varsa savaşlar kaçınılmazdır… Buna örnek Türk Kurtuluş Savaşıdır…!

            Tarih sayfalarımızı çevirecek olursak çok acılar yaşayan dede ve ninelerimizin göz yaşlarının derin izlerini görürüz… İMANDAN-İMKAN yaratan bir milletin yeniden doğuşuna şahit oluruz. İşte savaş budur…

            Masum insanları öldürmek, şehirleri yakmak, yıkmak birilerine başarı getirseydi, uğruna büyük bedeller ödediğimiz ve adını “Türkiye Cumhuriyeti” dediğimiz  bu büyük ülke olmazdı.

            İşgal, hıyanet, gaflet ve delalet, yoksulluk çerçeveleri içinde zulmün olanca gücüyle kol gezdiği, ezdiği Anadolu halkı mücadelesinde ne ırk, ne bölge, ne renk, ne de din için savaşmıştır. Onun tek amacı, namusu olarak gördüğü vatan toprağını kurtarmaktı. Bunun için yüce Allah Türk Milletine aklı ile yüreği örtüşen, askeri ve siyasi dehasını savaş meydanlarına yansıtan;

            “Savaşları arzu etmiyorum. Her türlüsünden kaçıyorum. Ama bizi buna zorlarsa bendeki güç, sadece savunmayla sınırlı değildir…!” diyebilen Mustafa Kemal’i verdi.

            O, yeni Türk Devletini kurarken, milli sınırlar içerisinde  hür ve bağımsız yaşamayı vazgeçilmez ilke olarak kabul etmiş, savaşın bir millet için ne demek olduğunu en acı şekliyle görmüş ve yaşamıştır.

            Büyük zaferden sonrada barışçı bir siyasetten asla ödün vermemiştir.

            Şunu da unutmamalıyız: “İslam dünyasını bölüp parçalamak isteyen emperyalizme karşı mücadele ederek onu mağlup edip, ona rağmen devlet kuran tek ülke TÜRKİYE, Tek kişi de MUSTAFAKEMAL’dir…”

            Bunu çok iyi inceleyip, öğrenip nesilden nesile özümlemeliyiz…

            Bir devletin içerde, dışarıda diğer devletlerle birlikte barış içinde yaşaması güçlü bir siyaset, güçlü bir milli birlik ruhu ile oluşmaktadır.

            Bu coğrafyada, bu iklimde yaşıyorsak bunu düşünerek her günden daha uyanık, daha atik, daha bilgili olmak zorundayız…

            Savaşlar olmasın, çocuklar ölmesin, analar ağlamasın! Dileğimizdir.

            “Yurtta barış, cihanda barış…!” Özlü sözü de yol gösterenimizdir…!

            Esen kalın…