BU NE YAMAN ÇELİŞKİ

Akıl almayacak hızda ilerleyen bir süreçte sözler o kadar çabuk tüketiliyor ki kim dedi, ne dedi, ne zaman dedi diye düşünmeden bir süreç daha bizi içine alıyor. 

Söze itibar edilmedikçe, acaba millet ne düşünüyor diye sorup sorgulamadıkça görünen o ki çok da yol kat edemeyeceğiz. Hani derler ya sokaklarda öyle şeyler konuşulur ki birileri bu sözlere itibar etse, belki ucundan kıyısından bir şeyler düzelmeye başlayacak diye, işin içinde olanlardan uzak bir devran dönüp duruyor ve herkes de ister istemez tufana kendini kaptırmak zorunda kalıyor. 

Oldubittiye getirmek ne yazık ki çağımızın bir hastalığı. Bir şeyler olacak diye dillendirilmeye başlar başlamaz bir sürecin içine giriyoruz ki bir anda kendimizi sürecin bir parçası olarak görüyoruz. Örneğin okullardaki kılık kıyafet konusunda, mevzunun direk muhataplarına ne yapılabilir, nasıl yapılabilir, yapılan doğru mudur diye sormak mümkün olsaydı. Muhatap olarak da veliler, öğretmenler ve öğrenciler seçilebilirdi. Okullar için zaten öğrenci kıyafeti alınıyordu demek bu konuya getirilecek en kaçamak cevaptır. Herkes de bilir ki alınan okul kıyafetini en az giyen 2–3 yıl giymekte idi. Bu işin ekonomik boyutu. Diğer sorunlar ise saymakla bitmez.  Bunun sonunda amaç başörtüsünü serbest bırakmaksa böyle girizgâhlara herhalde gerek yoktu. Şimdi değilse ne zaman diyenlerin sayısı pek de azımsanacak seviyede. 

Gelir dağılımındaki adaletsizlik, maaş artışları, sürekli açıklanan yoksulluk, açlık sınırı rakamları. Bu rakamlar neden açıklanır bunu da kestirmek güç. Açıklandıktan sonra bir değişim yaşanıyor mu, elbette hayır. Asgari ücretli kendi sınırında yaşamaya çalışmaya devam ediyor. Memur da durumundan dolayı sesini çıkarmadan kanaat etme telkinleri yapıyor kendi kendine. 

En son yaşanan Fransa’daki cinayetlerden sonra yapılan açıklamaların çeşitliliği de akılları o kadar karıştırdı ki… Öldürülenlerin terör örgütü mensubu olduğu malum. Hatta birinin terör örgütünün kurucusu olduğu da herkesçe biliniyor. Fakat bu kişiler Fransa’da öldürünce bir anda vahşet, yazık, uyum sürecine bomba gibi açıklamalar geldi. Bu kişiler dağda öldürülünce herhangi bir sorun yok ama Fransa’da öldürülünce hem de her şeyin yoluna gireceği (!) bir zamanda öldürülünce o kadar ah vah edildi ki acaba kim hain kim kahraman diye düşünmeye başlayanlar bile oldu. Teröre destek vermek, yürüyüşler, mitingler yapmak, buralarda bayrak açmak pek de abes karşılanmazken aynı kişiler dağda olunca terörist muamelesi görüyor. Bunun ayrımını halka anlatmak öyle sanıldığı kadar kolay görünmüyor. 

Halkta fikir çoktur. Her kafadan bir ses çıkması da muhtemel bir sonuçtur. Durum ne olursa olsun bu hayatı yaşayacak olan da halkın kendisidir. Güzel olanı, yaşanır olanı halk her zaman arzular. Olaya bakış açısı olarak geçim derdi, huzurlu bir yaşam ve iyi bir gelecek halkın en öncelikli beklentilerindendir. Bir de kendine değerli olduğunun hissettirilmesidir. 

Zaman geçiyor. Her gün yeni bir çelişki aramıza sızıyor. Kime hizmet ettiğini bilmeden, farkında olmadan gündemden gündeme koşturanlar var. Onların arasında tevekkül edip Allah’a sığınmak en doğrusu. En güzel, en doğru olana, sığınmak.