PUTLARA TAPMAK

Hassas konularda konuşmaktan hoşlanmayan, derin mevzulara girmeyi sevmeyen, kıyı sularda arz-ı endam etmeyi tercih eden bir toplum olduk. Kulaktan dolma öğrendiğiyle amel edenlerin sayısı her gün biraz daha artıyor. Okumaya dayalı değil de dinlemeye dayalı bir öğrenmeyi tercih edenlerin sayısı da artık azımsanmayacak derecede arttı. Özellikle televizyon ekranlarında insanlara mutluluk aşılayan medyatik hocaların damardan müzik eşliğinde anlattığı her şeyi bir masal dinler gibi dinleyenler ve anlık mutluluklarla cennete ermeye aday Müslümanların sayısı da her gün biraz daha yükseliyor.

Evet Müslümanız. Ne de olsa cennet bizlere garanti. Ne yaparsak ne edersek dönüp dolaşıp ulaşacağımız yer cennetse şu fani dünyada kendimizi cendereye sokmanın ne lüzumu var.

Bu düşünce yapısı günümüzün en büyük ve tehlikeli hastalığıdır. Müslüman doğduğu için ne olursa olsun sonuç cennet…. Bu kadar kolay ve rahat bir din anlayışı günümüz insanının zihnine yapışmış bir illettir.

Önceliklerimizi sıraladığımızda bizi cennete sevk edecek fiillerden uzak bir liste uzayıp gidiyor. Günümüzün en büyük tehlikesi tağutlardır. Peki nedir tağut? “Allah’ın koyduğu ölçüler dışında ölçüler koyan, insanı Allah’a ibadetten alıkoyan, Allah ve Rasulüne tabi olmayı engelleyendir. Bu insi ve cinni şeytan, nefis, hayvan, ağaç, para, taş, kadın, mezar olabileceği gibi; Allah’ın hükümleri dışında hükümler koyan zalim bir diktatör, halkın seçtiği seçkin bir zümre, bir meclis, bir grup bilim adamı veya Allah’ın kitabından kaynaklanmayan adet, alışkanlık ve düşünce (ideoloji) de olabilir.”

 

Günümüz putları o kadar çok ki. İnandığımız bütün değerlerin önüne geçen bir put saldırısıyla karşı karşıyayız. Allah’a inandığımızı söylüyoruz, çocuklarımıza bile masal gibi en çok Allah’ı sevmeleri gerektiğini öğretiyoruz ama ne yazık ki bunların hepsi sözde kalıyor. İşine geç kalan çalışan, idarecisine nasıl hesap vereceğinin kurgusunu yapıyor, patronuna bahane bulmaya çalışan işçi renkten renge giriyor. Acaba kaçımız şu fani dünya hayatında kaçırdığımız hangi namaz için Allah’a karşı mahcubiyet duyuyoruz. Umursamadan işimize bakıyoruz, vakitler gelip geçerken içimizden cennet hayalleri geçmeye devam ediyor. Patronuna karşı duyduğu mahcubiyeti Yaradan’a karşı duymayanın kalbindeki tağutu kim söküp atabilecek?

Mümin gibi yaşamak için çaba göstermeden mal hırsıyla servetine servet katan, elindekini beğenmeyip daha iyisi için nerdeyse hayatını ortaya koyan; içindeki taptığı puttan haberdar mı acaba? Said Nursi’nin dediği gibi; “Cennet ucuz değil, cehennem dahi lüzumsuz değil.”   

Hayatımızda hükümler vardır, olacaktır da. Fakat bunları olmazsa olmazlarımızın en başına koyamayız. Çünkü “Allah hüküm koymada kendisine ortak kabul etmez.” [Kehf: 26]”

 

Hayatı yaşamak önemlidir ama daha önemli olan “anlamak”tır. Kuran okuyanlar için anlamadan okumak kalbi hoşnut etmekten başka bir anlam ifade etmez. Her cuma gecesi Yasin, Tebareke okuyarak kalbini temizleyenlerin, bir kez olsun bu surelerde Allah’ın kullarından ne istediğini merak edip de meal okumamaları ne ile açıklanabilir? Öğrenmeden, bir ritme kapılmak, sesin büyüsüne kendini kaptırmak olsa olsa bir ahenk hoşnutluğu sunar kişiye.

Makam, para, şöhret, gelip geçici hevesler ve daha birçok akıl çelici yeniçağ oyunları kalplere kurulmuş putlardır. Yaşayıp giderken arada bir sorgulamakta fayda var. “Benim önceliğim bunlardan hangisi? Ben Rabbimi bunların neresine koyuyorum? Bunun cevabını samimi şekilde verip de hayatını buna göre ikame edenler için yaşamak daha farklı bir anlam kazanacaktır. Kuru lafın dinde yeri yoktur. Doğruyu bulanlar için de bir müjde vardır; “Kim tağutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuştur...” (Bakara: 256)”