HACI FERHAT MİRZA VE KELAMLAR

Leylalar ve Aslılar su testisiyle yar yolunu beklemek için ayrıldıkları evlerine halen dönmediler. Yüreğiyle konuşan herkes biliyor ki âşıklar çeşme başını terk ettikleri andan itibaren hasret oturur, güneş yakar, su serinletmez, rüzgâr üflemez olmuştur da yanık nağmeler türkü olup asırlardır söylenmeye devam etmektedir.

Aşka hasretin karışması, müdahale etmesi, bilinen ve bilinmeyen ne varsa avuçlarında bir nefes üfleyişiyle salıverdiğinde vuslat umudunu yitiren gönüllerin hali nice olur bilinmez.

Mecnun ve Ferhat tanış olsalardı Yusuf’u ziyarete giderler miydi? Bilmem ama bir çay faslında bir araya geldiklerinde birbirlerine anlatacakları çok şey olurdu.

Dilimin ucuna kadar yakınlaşıp tam dışarı çıkmaya hazırlanırken söylenmeyip küstürdüğüm kelimeler bilirim. Uzun süre yerinde hiç hareket etmeden dururlar.

Kelebekler omuzlarıma konardı eskiden, ben ellerime alıp severek besmeleyle gökyüzüne salardım.

Yediveren bereketli günlerin en tatlısının sabahıyla sabâsını bütünleştirip üçler, yediler, kırklar aşkıyla huzuru omuzlarına almış ecdadın dünyalık güzelliklerinde yol yürüme vaktidir.

Aşkın gözyaşıyla toprağı selamlayanlardan biri de benim.

Şiir, sadece şiirdir beni anlayan ve anlatan… Dostluğum sınırsızdır.

Kelamlar söylemek için ne kadar bilgi ve birikim gerekse hepsi bende mevcuttur.

Âşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar?

Cevaplamış Şems;“Senin baktığına… Herkes bakar, ama senin onda görebildiğini herkes göremez. Herkes âşık olabilir; ama hiç kimse senin gibi sevemez.

Tek fark sensin; “Seni özel kılan; sevdiğin değil; sevgin.”demiştir.

Sade kelimelerden cümle oluşması ne kadar zordur bilirim.

“Neden yakın kalpler uzaklarda oturur.” Bu cümlenin derinliğinde kapanmayan gözlerimin şafağı dua vaktinde karşıladığını bilirim.

Anlayanı yoksa susmak farzdır. Hani “hiçbir kalbe kapısı kırılarak girilmez.” denmiştir de nasıl girileceği konusunda ortak bir çözüm de bulunamamıştır.

Kim için ağlıyorsam, gözlerimin hali ve rengi nasıl olursa olsun damlalar aynı renkte akmaktadır.

Aralıklarla “Kelamlar” başlıklı yazılara zaman ayırıyor, okuyor fırsat bulursam, zaman problemim kendi sessizliğimde düşünüyor, tahlil yapıyor ve almam gerekeni alıyor yoluma devam ediyorum.

Hani, bir düşünceyi en kısa, en öz şekilde anlatan bir veya birkaç cümleden oluşan güzel, hatta bilge söz, sözler. Eskilerin deyimiyle kelam-ı kibar.

Kimin söylediği, yazdığı belli olan sözler.  Tabii çok zor olan bir alandır. Bir söze benim demek için sizden önce söylenenlerin tamamını bilmeniz gerektir. Haberim yoktu, taradım bulamadım, deme keyfiyetiniz yoktur. 

Türk Dünyası Araştırmaları Uluslararası İlimler Akademisi Ankara Başkanı Prof.Dr. Hayrettin İVGİN’in sunumuyla Hacı Ferhat MİRZA imzalı Kelamlar “özdeyişler” kitabını okuyorum.

Sunumun son paragrafında:” Bu 1602 kelâmın içinden, en karşıt görüşte olan insanın bile kendine uyan en az on tane özdeyiş bulduğunu kabul edelim. Bu on sayısı az mıdır? Hayır, az değildir. Bir söze kulak vermek bile çok anlamlıdır. Bu kitabı okuyunuz, göreceksiniz kendinize ait çok kelâm bulacaksınız.” Bu takdimin güven ve etkisiyle Kelâmlar’ı okuyorum. 

Hacı Ferhat MİRZA Beyle henüz tanışmıyoruz.

Tanzimat’tan sonraki Türk edebiyatında doğrudan doğruya vecize türünde yazan ilk sanatçı, yazar Cenap Şahabettin olarak aklımda kaldı.  “Tiryaki Sözleri” adı ile yayınlanan kitabını yıllar önce incelemiştim.  Sayın İVGİN’i haklı çıkaracak sayıda özdeyiş yakaladım diyebilirim.

“Din hem iman, hem de ruhun gıdasıdır.” “Toprağın değerini, onu ürün haline getiren bilir.”

Yeterli diye düşünüyor, yazan, düşünen ve üreten insanları seviyorum.

Hacı Ferhat MİRZA’yı da tebrik ediyor, “Kelamlar” kitabını Türkiye Türkçesine çeviren dostlarım Elçin İSGENDERZADE, Oktay HACIMUSALI’ya teşekkür ediyorum.  Türk Edebiyatına çok önemli eserler kazandıran Kültür Ajansa başarılarının çok uzun soluklu olmasını ve büyümesini diliyorum.

“Benim arzum yazarın bir kitapta anlattığı şeyi, bir kaç cümlede anlatmaktır.” denmiştir.