SERDENGEÇTİ’Yİ TANIMAK

Osman Yüksel Serdengeçti adının yanına yakışan en uygun sıfat “dava adamı”dır. Geçmişe dönüp baktığımızda sürekli zulme uğrayan, her türlü işkenceye maruz kalan, mekânsız bir şekilde oradan oraya savrulup duran kişiler doğru zamanda doğru kişilerle karşılaşınca hayatlarında da önemli değişimler yaşıyorlar. Rahat yüzü görmeden geçen ömürde idrak sınırları da sonuna kadar açık oluyor. Olaylara bakış açısı, ülke gündemini yorumlama, gençlik üzerinde tesirli olma gibi önemli adımlarda da hayatın yükünü çeken kişiler daha bilinçli ve temkinli hareket ediyorlar.

Osman Yüksel Serdengeçti, bu topraklarda yaşamış ve gençlik yıllarından başlayıp öldüğü güne kadar dava adamı olarak anılmış bir aksiyon insanıdır. Ülkenin en zor şartları yaşadığı, 1940 ile 1980 yılları arasında durup dinlenmeden din için, vatan için, millet ve özellikle gençler için gözünü kırpmadan zulmün karşısında durmuş bir kişidir. Yaşantısını, ülke şartlarını çok iyi bildiğinden evlilik gibi bir müesseseye pek de sıcak bakmamasına rağmen biraz da ailesinin zorlamasıyla evlenmiş fakat bu evlilik bile onun hızını kesmemiştir. Antalya, İstanbul, Ankara, Konya başta olmak üzere ülkenin dört bir yanında dava için mekik dokumaya devam etmiştir.

Osman Yüksel, mahkûmiyeti en sık yaşayan düşünce adamlarındandır. Yazdıklarından dolayı sayısız kez hapis yatmış, bu mahkûmiyetler onun ruhunu onaran en önemli tecrübe olmuştur. Zahmeti rahmete çevirebilen ender kişilerden biri de Osman Yüksel’dir. Hapishanede tanıştığı nur talebeleri onun geri kalan yaşantısında hayata bakışı açısında çok etkili olmuş, birçok olayda nur talebeleriyle beraber hareket etmiştir. Hatta Serdengeçti dergisinin 32. sayısı Said Nursi’nin fotoğrafıyla çıkmıştır.

Manevi dinamik dediğimiz kişiler vardır. Onlar, gözünü budaktan sakınmadan davaları uğruna her şeyden vazgeçmeyi göze alan, makamda, parada gözü olmayan kişilerdir. Tek arzuları gençliği kurtarmak, tek davaları din, vatan, millet davasıdır. Osman Yüksel Serdengeçti’nin yaşamı aslında kendine ait bir yaşam değildir. Kendini hep arka plana atmış, doğrunun ardına düşerek hak bildiği yolda yürümüş ender şahsiyetlerdendir.

Bizlerin büyük imtihanı 28 Şubat’tı. Bu süreçte yolunu, tavrını makam için, çıkar için değiştirenlere çok şahit olmuştuk. Sular durulunca herkes mağduru oynamaya başlamıştı ama elbette kimin doğru kimin eğri olduğunu bilen şükür ki vardı.

Serdengeçti’nin yetiştiği dönemde “Allah” demek bile yasaktı. Zulüm dört bir yanda kol geziyordu. Böyle bir dönemde o, çıkardığı derginin logosunun altına çekinmeden “Allah- Millet- Vatan Yolunda” yazacak kadar yürekliydi.

Milletvekilliğine aday olduğu dönemde seçim sürecinde yıllar önce yazdığı bir yazıdan dolayı ceza alır. Soruşturma, mahkeme, savunma derken seçim yapılır ve Serdengeçti seçime giremez. Zaman zulmün işlemesinde pek de önemli değildir. Yıllar önce yazdığı bir yazı yüzünden ceza alan bir düşünce adamı, yazıyı yeni okuduğunu iddia eden hakimler ve Türkiye. Bütün bunların karşısında yılmayan Osman Yüksel. Dergisini çıkarırken de yayınevinin başındayken de meclisteyken de aynı Serdengeçti. Hatta kılık kıyafetini bile değiştirmeyen bir dava adamı. Milletvekili olup meclise girerken de kravatsız, sade bildik haliyle, her zamanki gibi.

Mabetsiz şehirleri yazan, Akdeniz Hilalindir diyen, “Elleri kurusun, dilleri kurusun… Ayasofya, Ayasofya seni bu hale koyan kim? Seni çırçıplak soyan kim?” diyerek haykıran,           Bu Millet Neden Ağlar’ın kahrını çeken büyük dava adamı. Bir Nesli Nasıl Mahvettiler? diyerek bununla dertlenen bu gönül insanını sık sık hatırlamak gerek.

O, her ne kadar kendisine şair değilim dese de onun şiirlerinde büyük bir hüzün, acı bir coğrafyanın kederi vardır. Yurdundan ayrı kalmış, sevdiğinden ayrılmış, göğsünü siper yapmış bir yüreğin şiiri vardır onun dizelerinde. Birçok şiiri de Uğur Işılak, Mustafa Yıldızdoğan, Selçuk Küpçük gibi sanatçılar tarafından bestelenmiştir.

Serdengeçti’yi her fırsatla hatırlamak ve hatırlatmak için birçok sebep var.  Bu sebeplerden birine bile tutunmak onun anlaşılması için büyük bir adım olacaktır. Çünkü karşımızda “Binlerce şehidin canı devretti kanımda / Ecdâd kokan toprağı öptüm ben vatanımda” diyen bir gönül insanı, dava adamı var.