UYUŞAN ARTİSTLİK

İnsanlara değer vermede, onlara hayatımızda yer vermede bazen ipin ucunun kaçtığı oluyor. Özellikle göz önünde olan kişilere karşı takınılan tutumlar, onlara duyulan sınırsız hayranlık bazen insanı kendi değerlerinden uzaklaştıracak noktaya varacak dereceye ulaşabiliyor. Gençlerin konserlerde yaptıkları akla ziyan davranışlar, hayatlarının her noktasına hayran oldukları kişileri koymaları, bazen ahlak sınırlarını aşan paylaşımları gösteriyor ki tutum ve davranışlar belirlenirken “nasıl ve neye göre” kıstası gözden kaçırılabiliyor.

İnsanların birilerine hayranlık duyması, onları örnek alması normaldir. Çünkü kişi, kendine yakın bulduğu kişiyle özdeş bazı noktaları olmasını ister. Onun gibi olmak, onun düşünceleriyle kendi düşüncelerine yön vermek hayatın akışı içinde doğal bir süreçtir. Fakat konu sanatçılar olunca konunun bakış açısı tamamen değişiyor. Çünkü karşımızda adına sanatçı denen ve her an göz önünde olan, attığı adım hayranları tarafından çılgınca izlenen kişilerden bahsediyoruz.

Sanatçılık denen şey artistlik yapmaktan öteye bir şey değildir. İkili oynamak, yalan gülücükler atmak, fırsatını bulduğunda hayranlarına her türlü aşağılayıcı muameleyi yapmak sanatçılığın şiarındandır.

Ben, örnek alacağım kişinin her türlü davranışını gözden geçiririm, neden bu kişiyi izlemem gerektiğimin kıstaslarını belirlerim. Rast gele bir savruluşla herhangi birine karşı hayran olmak başıboş bir zihniyetin yapısıdır. 

Son yıllarda görüyoruz ki milyonları arkasından sürükleyen kişiler ne kadar aciz, ne kadar değer yoksunu imiş. Elbette bunu bilen biliyordu ama ortaya çıkması için de işin içine emniyetin ve adliyenin girmesi gerekiyordu. Bu da oldu zaten. Milyonların hayran olduğu kişiler bu kadar şöhretin, servetin ortasında kendilerine sığınacak bir liman bulamayıp teselliyi uyuşturucu da ya da alkolde aradılar. Yani kendilerine bile hayırları olmayan kişilere hayran olanlar bu acizlik karşısında ne düşündüler bilinmez ama televizyona çıkıp herkesin gözünün içine bakarak “kullanıcı” olduklarını itiraf eden sanatçılar (!) bu itiraftan sonra sanki temize çıkmış gibi hayatlarına devam ettiler. Bazı hayranların bu haberler karşısında ne yaptığını da yine televizyonda ya da sosyal medyada gördük. Sanatçılar yaptıklarını itiraf ettikleri halde emniyette sorguları sürerken sınırsız hayranlıklarının bir yansıması olarak emniyete battaniye ya da yemek götürmek isteyenler bile çıktı.

Burada iki taraflı bir kayma noktası mevcut. Her türlü imkâna ve ilgiye rağmen uyuşturucu batağındaki sanatçılar ve bu rezillikler ortaya çıkmasına rağmen “hep destek tam destek” demeye devam eden günümüz gençliği. İçinden çıkılmaz bir hal alan sorunların başında da bu gelmekte. Gençler neye nasıl inanacaklarına karar verme noktasında uçarı bir tavır takınmaktalar ve değer yargıları konusunda hiçbir çizgileri bulunmamakta.

 

Konuya mantık açısından yaklaşacak olursak; kendisinden bile aciz, inançlar noktasında hiçbir değer yargısı olmayan, onca ilgiye rağmen çareyi uyuşturucuda arayan kişiye hayran olmak da bir çeşit acizliktir.

 

Japonya, dünyanın teknoloji ülkesi. Aynı zamanda en çok kitabın, gazetenin okunduğu bir kültür ülkesi. Japonlar, gelenek ve göreneklerine, dini hassasiyetlerine, iş ahlakına son derece bağlı insanlar. Geçen hafta birçok habere konu olan bir sanat haberi vardı Japonya’dan. Bir sanatçı, erkek arkadaşı olduğu ortaya çıkınca milyonların karşısına geçip gözyaşları içinde özür diliyor. Bunu yapan yirmi yaşında bir genç kız. Yaptığı hata ise bir erkek arkadaşı olması.  Bizde artık evlilik dışı birliktelikler o kadar normal karşılanmaya başlandı ki haftalık sevgili değiştirmek bile sanat camiasında adetten sayılır oldu.

Bizde artist çok. İki film yapan, birkaç dizide boy gösteren bir anda büyük sanatçı oluyor. Nasıl oluyorsa bir anda da milyonlarca hayrana sahip oluyor. Toplumsal olarak bir çöküş yaşıyoruz. Bizi ayağa kaldıracak din duygusundan, millet duygusundan uzaklaştıkça bu çöküş devam edecek. Kendine bile faydası olmayanlardan medet ummak hastalığından bir an önce uzaklaşıp, “kendi olmak” yoluna düşmek, kurtuluş için bir ışıktır. Yeter ki doğru ışığa koşmayı istenler olsun. Gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.