ÇÜRÜYORUZ

Eğer Yunanistan’da peş peşe askerlerin intihar ettiğini duysaydık, “Adamların inançları yok, manevi olarak boşluktalar. Tabii ki intiharı seçiyorlar. Çok şükür, bak biz öyle miyiz.” derdik.

            Ya da cinnet geçirip de arkadaşlarını şehit eden bir Rus askerini duysaydık, “Adamlar 70 yıllık komünizm esaretinin ardından dinsiz imansız bir vaziyette tutunacak manevi bir dal bulamıyorlar.” derdik.

            Amerika’da hapishanelerde yatanların yüzde altmışı cinsel suçlardan ve sapıklıktan yatsaydı “Ya, işte İlahi adalet! Kendi zalimlikleri kendilerini vuruyor, dinlerinde, inançlarında iş yok!” derdik.

            Avrupa’da televizyon ekranlarında uyuşturucu illetinden kurtulmaya çalışan, ruhları kurumuş gençler görseydik “Aile yapısı sağlam olmayan Batı toplumlarında uyuşturucu illeti hızla yayılıyor. Bak bizde var mı öyle bir rezalet.” derdik.

Şimdi bütün bunlar Türkiye’de oluyor.

            Ne diyorsunuz?

            Benim suçum yok, benim ailem pırlanta gibi, bizim sülale de tertemiz diyor musunuz?

            Hadi kullar arasında bu kadar masumsunuz. Allah huzurunda da yalan söyleyebiliyor musunuz?

            Haramla aranız nasıl?

            Torpil yaptırdınız mı hiç?

            Düşünün ve bakın çevrenize… Ne kadar masumsunuz, ne kadar masumlar?

Ne kadar batmışız ahlaksızlık batağına?

.           .           .

            Eğer ki rezaleti siz de görüyor ve kabul ediyorsanız hadi biraz düşünelim. Biz nerede hata yapıyoruz?

Eskisine göre daha dindar değil miyiz?

            Din ile ahlak, okullarımızda birlikte verilmiyor mu? Hadi dini anladık da ahlak nerede?

            Bana öyle geliyor ki ahlak eğitimiyle ilgili zerrece bilgimiz yok. Hâlâ dayakla din öğretmeye çalışan güruh var aramızda.  Hâlâ camide yaramazlık yapan bebelere öldürecekmiş gibi bakan hacı babalar var.

            Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini matematik gibi, kimya gibi ruhsuz bir ders olarak anlatmaya çalışan; sevdirmek şöyle dursun soğutan öğretmenlerimiz var.

            İnsanlara karşı büyük bir kibir ile tepeden bakan, kendisinden olmayanı cehennemlik bir kefere gibi değerlendiren, sevgiden nasibini almamış kişiler var.

            Hâlâ insani ilişkileri bir savaş gibi algılayan- buna da cihat- diyen, hemen cephesini kurup taarruza geçen pek muhterem kardeşlerimiz var.

            .           .           .

            Olmuyor!

            Bir yerlerde hata yapıyoruz! Şekli Müslümanlık, ahlaktan ayrı düşmüş bir iman şimdiden büyük tehlikeleri beraberinde getiriyor. Bazı şeyleri değiştirmezsek, yeniden düşünmezsek, kendi içimizde yeni bir çağ başlatmazsak, bu uyduruk imanımız bizleri en fazla ölünceye kadar koruyacaktır.

            Güzel ahlak “sübhaneke” okumaktan önemlidir!

            Haram yemek, oruç tutmakla temizlenebilen bir günah değildir!

            Kul hakkına tecavüz edenin Allah’ın huzuruna varmaya yüzü olamaz!

            Bu yaşadığımız İslâm değildir! Bu yaşadığımız İslâm değildir!

            .           .           .

            Artık yaşam biçimimizi değiştirmemizin zamanı geldi. Herkes düşünecek. Herkes kendi içinde kendi Rönesans’ını gerçekleştirecek.

Başka yolu kalmadı.

Devlet ahlâk eğitimiyle ilgili politikalar geliştirecek. Sivil toplum örgütleri çalışmalar yapacak. Televizyonlar, gazeteler kendini pazarlamak dışında sosyal problemlere de önem verecek.

Çağdaş Yunuslar, Veliler, Mevlânalar, Emreler çıkacak.

Din eğitimi baştan aşağı elden geçecek.

Her Müslüman bazı kelimeleri tekrar ederek değil, bütünüyle iman tazeleyecek.

            Benim aklıma bunlar geliyor. Hadi siz de düşünün biraz.

            Hadi! Başlayalım artık! Yoksa hep birlikte çürüyeceğiz. Dünya’da da ahrette de beş para etmeyecek leşimiz!