ÇOBANLIKTAN KRAL SOFRALARINA HÜSEYİN ÖZER

İnsan hayatının ne büyük başarılarla dolu olduğunu hepimiz biliriz. Eski Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in çobanlıktan Cumhurbaşkanlığına uzanan öyküsü pek çoğumuzun bilgi dağarcığındadır. Bu ülkede öylesine başarı hikâyeleri var ki; bunların her biri kitaplara, filmlere konu olacak niteliktedir. İşte Tokatlı Hüseyin Özer de bunlardan biridir.  Şimdi onun hayatından bazı kesitleri vermeye çalışalım.

Londra’nın tanınmış şef ve işadamlarından Hüseyin Özer 1953 yılında Tokat’ta doğdu. Çocukluk yıllarında anne ve babasının yollarını ayırmasıyla birlikte, kendisi de kendi ayakları üzerinde durmaya, çalışmaya ve hayatı öğrenmeye karar verdi. 12 yaşındaki bir çocuktan beklenmeyecek bir olgunlukla annesi ve üvey babasının yanından ayrılarak Ankara’ya gitti ve oradaki aile dostları vasıtasıyla kendisine küçük işler bularak kendi ekmeğini kazanmaya başladı.

Küçük yaşta çalışmaya başlamasının ve hayatın zorluklarını yüklenmenin getirdiği bilinçlenmeyle O, sokakta oynayan yaşıtlarının aksine, geleceği ile ilgili planlar yapmaya başlamıştı bile. Eğitim olanaklarından yoksun olmak onun kitap okumaya ve öğrenmeye olan tutkunluğunu engelleyemedi. Hayatta başarılı olmak için kendisini eğitmesinin gerektiğinin farkındaydı.

Özer, daha büyük olanaklar yakalayacağını düşünerek İstanbul’a gitti. Artık 15 yaşındaydı. İstanbul’da ufak tefek işlerde bir süre çalıştıktan sonra kendisine bir lokantada iş buldu. Kazancını her genç gibi gezip eğlenerek harcamak yerine O, kendine İngilizce öğretmeni tuttu ve çalışmaktan arta kalan zamanlarını İngilizce öğrenerek değerlendirdi. Hayalleri, artık küçük bir çocuğun yaşama savaşı vermesinin çok ötesinde ciddi ve büyük hayallerdi.

18 yaşında askerlik görevini tamamlayan Hüseyin Özer için hakkında çok şey okuduğu, öğrendiği İngiltere’ye gitmenin vakti gelmişti. 1975’te Londra’ya gelen Özer’in ilk işyeri Mayfair adlı bir dönerci oldu. 3 yıl aynı yerde çalıştıktan sonra çalıştığı yeri  banka kredisiyle satın alarak kendi iş yerini açtı. İşte bu ‘Aspava’ adındaki 3 masalık küçücük kebapçı dükkânı ile Özer’in Londra’daki yükselişi başladı.

Yemek yapmaktaki ustalığını daha da bilinçlendirmek amacıyla hayatı boyu sürecek büyük bir araştırmaya girişti. Türk yemekleri, mezeleri ve dünya yemeklerini, içkilerini sadece denemekle kalmadı, araştırdı, geliştirdi ve uyguladı. Döner ve kebap, yerini, hemen herkesin damak tadına hitap edebilecek zarif yemeklere bıraktı. 8 sene sonra Hüseyin Özer ismini ‘Sofra’ olarak değiştirdi.

Sofra’nın Mayfair’deki konumunu en iyi şekilde değerlendirmeye kararlı olan Özer çevredeki konsoloslukların ve konuklarının güvenilir bir şekilde ağırlanabilecekleri bir ortam yaratmak amacıyla restorana kurşungeçirmez camlar yaptırdı.

Bugün de, Özer’in restoranları, Türk, yabancı devlet ve iş adamlarını, Lordlar Kamarası ve Kraliyet ailesinden konuklarını ağırlamaya devam etmektedir. Hüseyin Özer başarılı bir şef ve tanınmış bir işadamı. Bu başarının altında yatan sır ise yaptığı işi bir sanat olarak görmesi ve uygulaması. Özer her restoranı ile bir çocuk şefkatiyle ilgilenmekte. O, yemek kavramını bölgesel olarak ele almakta ve bölgelerin en güzel tad özelliklerini bir araya getirerek herkesin ortak damak zevkinde buluşabileceği eserler meydana getirmekte. Türk yemeklerinin özünü kaybetmeden değişmek zorunda olduğuna inanmakta ve buna öncülük etmekte. İnsan sağlığı için, yemeğin sağlıklı olması gerektiğini ısrarla vurgulayan Özer, diyetisyenlerle de uzun yıllar çalışarak lezzetli yemek tarifleri meydana devam etmektedir.