Bağımsız Eğitim Sen Başkanı Soy ile söyleşi (2)

(Dünden devam)

 

Umutcan Umut: Yapıcı sendikacılık vurguluyorsunuz. Yapıcı sendikacılık nedir?

 

Abdullah Soy: Sendikacılık çalışanın emeğinin karşılığını alabilme ve haklarının koruyabilme mücadelesini vermektir. Emek kutsaldır. Kutsal olarak görülen ve kutsal saydığımız değerlerin mücadelesini verirken insan onuruna yaraşır şekilde belden aşağı vurmadan mücadele etmek gerekmektedir. Bu insan olmanın gereğidir. Yani HAK ARARKEN HAKSIZLIK YAPILMAMALIDIR.

Sendikaların kuruluş amacı; faaliyet alanları ile ilgili olarak sosyal dayanışma sağlamak, temsilcisi oldukları kitlelerin sorunlarına çözüm bulmak, demokrasiye katkıda bulunmak ve toplumda adalet, eşitlik ve hukuk mekanizmasının daha iyi çalışması amacına hizmet etmek dışında amacı olmamalıdır.  Ülkemizde de sivil toplum kuruluşları ve sendikalar her geçen gün etkinliği artırarak gelişmiş batı ülkelerinde ki kadar olmasa da önemli ölçüde önemsenmekte ve birçok sosyal, ekonomik, siyasi çalışmanın içinde yer alabilmektedirler. Sosyal ve ekonomik hayatın düzenlenmesine belirleyici ve lokomotif unsur olmaktadırlar. Buna verebileceğimiz örnek 4688 Sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununun birçok engellemelere rağmen kanunlaşması ve memurun sendikal hakkını ülkemizde de elde etmiş olmasıdır.

Sendikaların yaygın olduğu ve kabul gördüğü ülkelerdeki çalışanların sorunları, problemleri çözümlerinin daha kolay olduğu, kurum ve kuruluşlar arasındaki ilişki ve münasebetlerinde daha medeni ve hoşgörülü bir şekilde yürüdüğü veya yürütüldüğü açıkça görülmektedir. Çünkü gelişmiş birçok ülkedeki sivil toplum örgütü yapılanmalarının temelinde demokrasinin daha iyi işlemesine katkıda bulunmak amacı öncelikli sırada yer almaktadır.

Sivil toplum örgütleri temsilcisi oldukları ve sendikalar mensubu olduğu kitleleri mutlaka iyi bir şekilde temsil edebilmenin yarışı ve heyecanı içerisinde olmalıdırlar. Kendi kitlesinin gerek ekonomik gerekse sosyal haklar hususunda daha iyi haklara sahip olması için mücadele ederken bunu demokratik temayüller içinde yapmaya özen göstermek zorundadır. Bu olmadığı zaman çıkış noktası olan daha iyi demokrasi ve daha iyi özgürlük anlayışına aykırı davranılmış olacaktır ki bu durumda sendikaların samimiyetsizliğini ve amaçlarının dışında farklı niyetlerin peşinde olduklarını gösterecektir. Özellikle toplu eylemlerde özel mülkiyetin ve kamu malının korunması zarar verilmemesi gerekmektedir.

Sendikaların mücadele alanı ve mücadele şekli hak ve emek bu mücadelelerinin verilmesinde daha iyi nasıl temsilcilik yapabilirim anlayışı içerisinde yapmalıdırlar. Eğer bu mücadele sürekli diğerini kötüleme ya da kendinden olanı daha da güçlendirme veya bir takım yerler için liyakatsiz olsun benden olsun, başkasının en liyakatlisindense benim en liyakatsizim daha değerlidir biçiminde olacaksa bunun ne demokrasi ile ne de kitlelere sunulan hakkınızı arayacağız sözü ile ilgisi olmayacaktır. Sendikal mücadelenin temelinde demokratik toplumun oluşturulması, medeni olmanın ve hoşgörünün hakim olması mücadelesi yatmalıdır. Aksine bir mücadele sendikal tutum ilerde güçlü olan diğer kitlenin de güçsüzleşenden intikam almaya çalışmasından öteye geçmeyecektir. Sendikaların nihai amacı bilinçli toplum, haklarının farkında olan birey, kendi haklarının dışında toplumun her katmanının sorunlarının farkında olan, her ortamda bunları ifade edebilmesini başaran, kişisel olgunluğa erişmiş vatandaşlar olmalıdır.

 

Umutcan Umut: Kişisel gelişimi önemseyen sendika olacağınız imajını aşılamaktasınız. Kişisel gelişim sizce nedir? Sendikalar neden buna önem vermeli?

 

Abdullah Soy: Bağımsız Eğitim Sendikası eğitim, öğretim ve bilim hizmetleri kolunda çalışanların hak ve emek mücadelesini vermektedir. Eğitimim ana nüvesi öğretmenlerdir. Öğretmenlerin iyi bir öğretmen olup olmadığı öğretmenin almış olduğu eğitimin üzerine kendi çaba ve gayretiyle eklediği kişisel gelişim birikimleridir. İyi bir öğretmende olması gereken unsurlar nelerdir? Öncelikle onları sıralayalım ve kişisel gelişimle fertlerin elde ettikleri birikimlerin arasında nasıl bir paralel bağ olduğu kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

İyi bir öğretmen;

Çocuk ruhundan ve psikolojisinden anlamalı,

Her hareketiyle öğrencilere örnek olmalı,

Öğretimden çok eğitime yer vermeli, Etkileyici ve akıllı konuşmalı,

Etkileyici ve akılcı konuşmalı, Yazısı okunaklı olmalı,

Çağdaş, sosyal, güncel olmalı,

Öğretmeyi seven, öğrenmeyi sevdiren bir kişi olmalı,

Öğrencisiyle uyum içinde, tatlı sert olmalı,

Olaylara zaman zaman öğrenci gözüyle bakabilmeli,

Öğrencilere her zaman kendi çocuğuymuş gibi yaklaşabilmeli,

Öğrencilere önyargısız yaklaşabilmeli,

Yapmacık tavırlardan uzak, sevecen anlayışlı olmalı,

Öncelikle işini çok sevmeli, Öğrenci velileri ile iyi diyalog kurmalı,

Öğrenciler arasında her ne şekilde olursa olsun ayırım yapmadan eşit davranabilmeli,

Düşünce özgürlüğünden yana olmalı ama aynı zamanda disiplinli olmalı,

Öğretmenlik yaptığı okulun adını en iyi şekilde temsil edebilmeli,

Dış görünüşe önem vermeli,

Öğrencilerini başkalarının yanında korumalı, onlara her zaman şefkatli davranabilmeli,

Ders dışında öğrencileriyle ilgilenmeli, Notu bir silah olarak kullanmamalı,

Öğrencilerinin kişiliklerine yönelik onur kırıcı sözler söylememeli, Her zaman güler yüzlü olabilmeli,

Sabırlı ve toleranslı olmalı, Bağırıp çağırmadan sorunları konuşarak halletmeli,

Öğrencilere ilk olarak doğruluğu ve dürüstlüğü öğretmeli,

Kendi şahsi olayları ile öğretmenliği ayırt edebilmeli, günlük hayattaki sıkıntılarını öğrencilerine yansıtmamalı.

Öğrencilerini başarılı olabileceğine inandırmalı ve güven duygusu verebilmeli, Öğrencilerini ders çalışmaya teşvik edici olmalı.

Şimdi yukarıda sıraladığımız özellikler çocuklarımızı okutan öğretmenler de bulunsa çocuklarımızı daha başarılı daha çalışkan daha donanımlı yetişmiş olmaz mı?  Buna kimse hayır diyemez.

Kişisel gelişim de insanların daha bilinçli daha donanımlı bir birey olmasını hedef alarak insanların eksiklerinin tamamlanmasına yönelik çalışma ve tekniklerin kullanıldığı uygulamalar bütünüdür.

Birçok işte olduğu gibi sendikacılıkta da ana unsur insan ve yetkin, medeni ve farkındalığı olan insandır. Çünkü sendikacılık hak arama yeridir, hakkını bilen insan yetişmiş kendi haklarını bilen insandır. Bu nedenle kişisel gelişimini tamamlamış insanlara hem sendikacılıkta hem de okullarımız da çok ihtiyaç bulunmaktadır. Zaten yukarıda saydığımız iyi bir öğretmen modeli elde edebilmek için kişisel gelişim tekniklerinden mutlaka istifade edilmeli, yoksa insan ben böyle olacağım demeyle kamil ve yetkin bir insan olamıyor. Kendi hayatımızdan ve çevremizden baktığımızda yukarıda bahsedilen öğretmenler kendini bir şekilde yetiştirmiş, okumuş, gayret etmiş, iyi çevrelerde yetişmiş tesadüfi de olsa, yani insanın cahilliklerinin ve eksikliklerinin törpülendiği yetişme ve öğrenim sürecinden geçtiklerini görebiliriz. Sendikamızda da imkanlar çerçevesinde kişisel gelişim tekniklerinin anlatıldığı eğitim vermeyi amaçlamaktayız. Yüklendiği misyon gereği eğitim camiasının ve çalışanlarının dertleri ile ilgilenmeyi kendisine görev edinmiş bir kuruluş olarak BAĞIMSIZ EĞİTİM-SEN kişisel gelişim tekniklerinin okullarımızda da ders olarak okutulmasını savunuyoruz.

 

Umutcan Umut: Engellileri seven sendika olacağız demektesiniz. Engellilere destekleriniz ne olacak?

 

Abdullah Soy: Türkiye’de nüfusun %13’ü civarında engelli vatandaşımız bulunmaktadır. Maalesef engellilerin arasında okuma yazma oranı çok düşük düzeyde olup, tamamına yakını işsiz, başkalarına muhtaç bir şekilde yaşamaktadır. Bu tablo ülkemizin yüz karasıdır. Ülkeler “sosyal devlet” ibarelerini Anayasalarına yazmayla sosyal devlet olmaz. Nereye ne yazarlarsa yazsınlar, engellisine gerekli yardım ve desteği veremeyen ve onları sorunları ve kaderleri ile baş başa bırakan bir sosyal devlet olmasından asla bahsedemezsiniz.

Evet ülkemizde engelliler açısından tablo tam bir sosyal facia anlamına geliyor. Peki toplumun vicdanı ve sağduyusu iddiasında olan STK’ları bu tablo karşısında nasıl bir tepki veriyor dersiniz? Bu soruya büsbütün olumsuz yanıt vermek olası olmasa da pek de iç açıcı ve çözümleyici yaklaşıldığı kanaatinde değilim. Ancak, yine de bu karanlık isyan tablosunda yanıp sönen umut ışıkları yok değil.  

Engellilik son derece görece bir kavram olup, temeldeki en büyük sorun; Toplumun onları kabullenmemesinde yatmaktadır. Toplum olarak engellilerin toplumsal yaşama önyargısız ve eşit katılım haklarını sağladığımızda; Engellilerin diğer toplum bireyleri ile bedensel eşitsizlikleri ortadan kalkacak, dışlanmışlıkları önlenecektir.

Küreselleşen dünyamızda, teknolojik gelişmeler öyle bir noktaya gelmiştir ki bu çağda; artık, nerdeyse fiziki bedene bulunamayacak çarenin kalmadığı söylenebilir.

Yeter ki ülkenin sevk ve idaresi ile görevli kişiler özürlüsünün, engellisinin ihtiyacını bilen sorumluluk sahibi bireyler olsunlar.

Yerel ve genel idarecilerin görevlerinin başında insanların mutlu yaşamaları için proje üretmek ve ürettikleri projeleri hayata geçirmek gelmeli. Eğer bir inşaat projesinde engellilere hitap etmeyenlere ruhsat vermişseniz, sokak ve caddeleriniz ortopedik, görme engellilere göre planlanmamışsa, mahkemelerde, emniyet teşkilatlarında sağır ve dilsizlerin anlaşılabileceği tercümanınız bulunmuyorsa, zihinsel engellilerin anne-babaları vefat ettiğinde bakacak kimseleri yoksa ve onların eğitimine, çalışmasına yönelik projeler geliştirilemiyorsa, işte engelli olan o insanlar değil, bunlara kulak asmayan, duymayan, çözümü üretmeyen sağır ve kör idarecilerdir. Ben asıl engelli onlardır diye düşünüyorum.

Ülkemizde engelli olmayıp da beyinleri engelli olan kişilerin bakış açılarını değiştiremediğiniz zaman, engellilerin sorunları ile baş edebilme imkanımız ortadan kalkar.

Her şeye rağmen günümüzde toplumun engellilere bakış açısında, göreceli olarak olumlu sayılabilecek bir değişme olmuştur. Toplumlar; artık engellilere acımak, merhamet duygularıyla lütfen bakmak yerine onlara ve haklarına, saygı duymaları gerektiğini öğrenmiştir. Giderek çok daha fazla insan engellilerin de; sağlıklı insanlarla aynı ekonomik ve sosyal haklara sahip normal ve sıradan insanlar olduklarının farkına varmaktadır.

Çağdaş toplumlarda artık engellilerin korunması yerine toplumla bütünleşmelerinin sağlanması ilkesi hakim olmaya başlamıştır. Engelliler için ayrımsız, bütünleştirici ve engelsiz bir sistem yaratmak; ancak toplumun tümünü içine alan bir kurumsal yapının yaratılması ile mümkün olabilir. Bağımsız Eğitim Sen olarak, gerek devlet ve kamu kurumlarının, gerekse toplumsal inisiyatif ve sivil toplum örgütlerinin “engelliler adına “ yaptıkları dağınık çalışmalarının ve gösterişli söylemlerinin toplum vicdanında kabul görmediğine, daha çarpıcı olanı bu şatafatlı gösterilerin, engellilerin bizzat kendilerine yardımcı olmadığı gibi engellilerin toplumsal duruşlarını kaybetmelerine neden olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle, engelliler için bir şeyler yapılması gerekiyorsa bu çabanın bizzat engelliden başlaması gerektiğini düşünüyoruz. Günümüzde engellilere hizmet etmek için kurulan var oluş nedenleri “engellilere hizmet etmek” olan tüm kamu kurum ve kuruluşlarının görevlileri engelli haklarından yeterince bilgisi olmadıklarını düşünüyoruz.

Maalesef engelliler adına faaliyet gösterdiğini iddia eden birçok dernek, vakıf da kara düzen çalışma ve rant elde etme hırsının esiri oldukları kurulu amaçlarının dışında gayri ahlaki olarak engelliler üzerinden toplumun gösterdiği hassas duyguları da sömürmekle meşgul görünmektedirler.

Bağımsız Eğitim Sen olarak engelliler adına ortada dolaşanları bir tarafa iterek doğrudan engellinin kendisi ve ailesini kendi hakları konusunda bilinçlendirmesinin sağlanması gerekliliği inancındayız. Çevrelerindeki engeller olmasa engelliler de yaşamlarını bağımsız ve onurlu bir şekilde kimseye ihtiyaç duymadan yürütebileceklerdir.

Engellilerin tüm fiziki imkânsızlıklara ve toplum içinde karşılaştıkları son derece katı önyargı ve güç koşullara rağmen; onurlu bir şekilde var olma ve yaşama savaşı vermeleri çabalarının mutlaka toplumun öncelikle karar alma mercilerinde bulunanlar ve tüm kesimleri tarafından fark edilmesi, bu çabalara hak ettikleri değerin verilmesi ve desteklenmesi gerekmektedir. Bağımsız Eğitim Sen olarak konuya bakış açımız; güç koşullar altında yaşayan engellilerin; sosyal, ekonomik ve yasal tedbirlerle korunması, engellilerin toplumun her üreten bireyi ile olabildiğince eşit şartlarda toplum içerisinde ve her düzeyde bütünleşmeleri ve katılımlarının önünü açacak imkanların, yaratılması gerekmektedir.

 

                                                                                              (Devamı yarın)