ÖRNEK ALINACAK İNSAN

Ahmet Cemil Akıncının dört tane birbirinden güzel kitapları var. Hepsi de seri haldedir. Hz.Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Osman… Bunlardan Hz. Ömer’in hayatını roman türünde anlatan eşsiz bir eserini okudum. Akıcı ve heyecan verici bir üslup’u var. Sizlerinde okumasını tavsiye ederim.

            Özellikle bu eserleri yönetici konumunda olan kişiler ve devlet büyüklerinin okumasını isterim. Ahlak onda, fazilet, dürüstlük onda, tevazu onda, yiğitlik onda ve ne ararsan ara bütün güzel özellikler onda toplanmıştır.

            Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.a)  ; “Eğer benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu.” veya : “Ben size gönderilmemiş olsam, Ömer size gönderilirdi” demiştir. Çünkü: Hz.Ömer (r.a) bileği bükülmez, sırtı yere getirilmez bir bedene sahipti.

            Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.a), “Bu dini Ebu Cehil veya Ömer ile aziz et,” diye dua ederdi.

             “Cenâb-Hak, hakkı Ömer’in diliyle belirtti.”

            “Allah, hakla bâtılı Ömer’in kalbi ve sözü ile ayırt etti.”

            Rüyamda ümmetimi gördüm. Kiminin gömleği kısa, kiminin dizine kadardı. Sadece Ömer’in gömleği yere kadar uzanıyordu.”

                      

                              ***                                                           ***

            O Hattâb’ın oğlu Ömer’di. Taraf tutmaz. Kabile ayırmaz. Herkesin selameti için çırpınırdı. Onda engin bir yurt insan sevgisi vardı. Her zaman birlik ve beraberlikten yana idi. Ama o Müslüman olmamıştı. Hz. Muhammed’in yaptıkları onun canını çok sıkmıştı. Birlik bozulmuştu. Hele Habeşistan’a göçenler Ömer’i sarsmıştı. Hz.Ömer’i kışkırtanlar çoktu. Onu dolduruşa getiriyorlardı. Hz.Muhammed’i öldürürse müslümanların belinin kırılacağını söylüyorlardı.

             Kafasına koymuştu. Hz.Muhammed’i öldürecekti. Öldürmeye giderken yolda Abdullah oğlu Nuaym’e rastladı. Hiddetli bir hali vardı.

-          Ey Ömer, nereye gidiyorsun?

      Ömer saklamadı:

-          Erkam’ın evine. Öğrendim ki Muhammed, Ebû Bekir, Ali, Hamza ve başkaları orada toplanmışlar?

-          Açık konuştum. Muhammed’i öldüreceğim.

Hz.Ömer, ondan şüphelendi. “Seni de” dedi.

Abdullah oğlu Nuaym:

             -     Ey Ömer! Sen Muhammed’i (a.s.a) ve beni bırak. En yakınlarına koş. Onları yola getir. Kız kardeşin Fatıma ve kocası Said müslümandırlar.

            Ömer’in yüzüne ateş bastı. Önce durakladı. Boğulur gibi oldu. Konuşamadı. Ömer sonunda “Tamam” diyebildi. “Onlara gidip şerefimi kurtarmalıyım. Sonra gider Muhammed’in hesabına bakarım.”dedi.

            Ömer on dakika kadar sonra kız kardeşi Fatma’nın kapısındaydı. Kapı aralıktı. İçeri girdi. Heyecanlandı. Fatma’nın odasının penceresine sokuldu. Fatma içeri de bir şeyler okuyordu. Bunları dinledi. İçi yumuşadı. O hırçın ve sert Ömer’den bir şey kalmamıştı.

            “ Abdullah oğlu Nuaym’in söyledikleri doğruydu.”dedi.

            Ömer kapıyı vurdu. Kardeşi Fatıma, pencereden Ömer’in geldiğini gördü. İçeride, Fatıma, kocası Said ve Tâha suresini getiren Habbab vardı. Okuduklarını sakladılar. Fatma nihayet kapıyı açtı. Güler yüzle karşılayıp buyur etti. Ömer’in hiddetli bir hali vardı.

            Fatıma sordu:

               -“Ey kahraman kardeşim! Bu halin nedir? Kim seni bu hale getirdi ve perişan etti?

                 Ömer daha çok hiddetlendi.

            Fatıma ve Said inkar etseler de sonunda durumu açıkladılar.

            Said’in üzerine yürüdü ve onu dövmeye, hırpalamaya başladı.

            Fatıma hakikati Ömer’in yüzüne söyledi. Ömer’e bu sözler tesir etti… Kardeşinin başucuna eğildi. Tatlı bir sesle konuştu:

            “Az önce göklerde, yerde ve onların arasında, toprağın altında ne varsa hep hep onundur diyordun. Hakikaten bu kadar yaratıklar sizin Allah’ınızın mı?”

             “  Evet ey Ömer!”

               Ömer onlardan okudukları şeyi istedi. O, El-Hâdid süresi idi. Fatımanın israrı üzerine onu okudu. Ömer farlı bir Ömer olarak çıktı. Artık Müslümanlar güçlenmiş ve Peygamberimizin arzusu kabul edilmişti.

              Ömer, Hz.Muhammed ile görüşecekti. Acele ile evinden çıktı. Erkam’ın evinin yolunu tuttu. Kendi kendine düşünmeye başladı. “ İki saat önce, Sevgili Peygamberini canına kast edecek bir canavardım. Kime niyet iken kime kısmet olmuştu. Ancak ve ancak senin emrin hükümran olmuştur. Gazap yüklü bulutun bütün kiri, pisliği dağılmış, boşaltılmış. Yerine rahmetin ve nurun doldurulmuştur.”

              Evin tokmağını tutup çevirdi. Bekledi. Evde, Hz. Muhammed (s.a.s),Hz .Ebubekir (r.a)

 

Hz. Ali (r.a) ve Hz. Hamza (r.a) olmak üzere ileri gelen sahabeler bulunuyorlardı.

             Ömer, acaleynen kılıcını çıkarmayı unutmuştu. Kapının açıldığını Hz. Hamza (r.a) gördü. Haber verdi.

            “Ömer gelmiş. Fakat kılıcı var.”

            Hz. Hamza hiç tereddüt etmeden kapının açılmasını emretti. Kölesi kapıyı açtı.

            Ömer, saygıyla etrafındakileri selamladıktan sonra, gelip Hz. Muhammed’in önünde durmuştu.

            Hz. Muhammed (s.a.s) derhal Hz. Ömer’in (r.a) yakasını tuttu. Sordu ona:

            “Ey Ömer hala vazgeçmeyecek misin?”

            Hz. Muhammed’in (s.a.s) sesi Hz. Ömer’i (r.a) sardı. Haşyet içine düşürdü. O heybetli vücut içten ve dıştan sallandı.

            Hz. Ömer (r.a) cevap verdi titreyen sesiyle:

             “Müslüman olaya geldim!”

            O anda önce Hz. Muhammed (a.s.a) tekbir getirdi. Dha sonra huzurdaki sahabeler ve Hz. Ömer (r.a) tekrarladılar. Tekbir sesleri dışarıya taştı. Ovaları, dağları ve tüm yeryüzünü bezedi.

            Hz. Ömer’in (r.a) Müslüman olması düşmanları kahretti ve Müslümanları sevindirdi. Artık Müslümanlar ibadetlerini bundan sonra açıktan yapacaklardı. Müslümanların fethettiği topraklar, Hz. Ömer (r.a) zamanında Suriye, Irak, İran ve Bizans toraklarına dayanacaktı.

            Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s) :

             “Ey Ömer! Sen, yeryüzünde kâfir bırakma diye duâ eden Hz. Nuh’a benziyorsun. Ey Ebû Bekir! Sen de, bana isyan eden olursa affet diyen Hz. İbrahim’e benziyorsun.”diyordu.

                                  ***                     

                            ***

            “ Hz. Ömer (r.a) fakir ve yoksullara yardım etmeyi çok severdi. Medine’ye gelince çok kimseleri himayesi altına almıştı. Bunları gizli yapardı.” Oğlu Asım anlatıyor:

            “Medine’nin güney tarafında bir kadın varmış. Sabahları yardım için ona koşarmış. Lakin her seferinde başka birisinin kendisinden önce gelip yardım yaptığını görmüş. Çok merak etmiş. Nihayet bunun Hz. Ebu Bekir   (r.a) olduğunu öğrenmiş. Biz oğullarına, yardımı hep aşılar dururdu.

            Hz Ömer (r.a),hicretten bir yıl sonra,632’de Ezan okunmasını teklif eden ve kabul ettirendir. Çünkü o zaman burada, Medine’de Yahudiler ibadet zamanı için boru, Hıristiyanlar ise çan çalarlardı. Hz. Ömer’in teklifi üzerine Bilâl-i Habeşî ilk ezanı okudu.”

            Hz. Ömer (r.a) insanlığa çok büyük bir hizmet daha yapmıştır. Hz. Muhammed (s.a.s) devrinde , “İçkinin haram edilişini çabuklaştırmıştır. Hz. Allah, Ömer’in bu arzusunu hakikate çevirmiştir.”

            Hz. Ömer (r.a),Kuran’ın bir araya getirilip kitap olmasına da o sebep olmuştur. Bu hayırlı işi Hz. Ebû Bekir’e (r.a) telkin ve teklif etmişti. İç harplerde çok sayıda hafızın şehit edilmesi onu bu düşünceye sürüklemişti.

            Hz. Ömer (r.a),hataları hiç affetmezdi. Kim olursa olsun vazifesini yaptığı, o kudrette bulunduğu sürece başta kalırdı. Yoksa çekilir, yerine başkası seçilirdi.

         

                 

                                ***                                                                      ***

            Hz. Ömer (r.a), adaleti ile ünlüdür. Bir kaç örnek verelim:

            Hz. Ömer (r.a) Bekr b Vâil kabilesinden birisinin Hire Hıristiyanlarından birisini öldürdüğünü öğrenir.

            Şu emri verir:

             “ Öldüreni ölenin ailesine teslim ediniz.”

            Böylece katil idama mahkûm olur.

                                ***                                                                      ***

            Yine bir gün Hz. Ömer (r.a),askerlerin azınlıklardan olan Suriyeli bir çiftçinin tarlasını çiğnediklerini duyar. Hadiseyi hem memurlarıyla, hem de gizli teşkilatı vasıtasıyla inceleyip, o azınlık çiftçisine on bin dirhem tazminat verdirir.

 

                              ***                                                                       ***

            Hz. Ömer (r.a),gelen ganimetlerin bir kısmını halka dağıtmak istedi.

         Kabile ileri gelenleri hediyelerin öncelikle kendilerine verilmesini düşünüyorlardı. Hatta Kureyişin ileri gelenlerine verilecek hediyeler az tutulmuştu. Buna itiraz edenlerde olmuştu.

            Hz. Ömer’i (r.a) uyarmak istemişlerdi:

             “Vallahi bizden daha değerli kimse yoktur.”demişlerdi.

            Hz. Ömer (r.a) kıstası anlatmıştı:

            “Biz islâm olmasına göre veriyoruz. Asalet ve soy üzerine vermiyoruz.”

            Bunlar: “Öyleyse pekâlâ.” Demişler ve cephelere giderek ölünceye kadar geri dönmemişlerdir.

                            ***                                                                    ***

            Bir seferinde ona sorulmuştu. Soran da Amr b.Âs’tı:

            “Ey Ömer! Vali (âmil),bir kimseyi terbiye için dövecek olsa onu da mı cezalandıracaksın?”

            Hz. Ömer’in (r.a) cevabı kesindi:

            “Evet,Nefsimi kudret elinde tutan Allah namına söylüyorum.Böyle valiyi derhal cezalandırırım..”

                            ***                                                                       ***

            Hz. Ömer (r.a) bir gün mescid’te hutbede konuşurken cemaatten biri: “Yâ Ömer! Üzerindeki hırka yeni onun kumaşını nereden aldın? Bu kadar fakir varken bu sana yakışıyor mu?” diye sordu. Hâlbuki ganimetler dağıtılmış ve oğlu Abdullah ile kendisine yarım kumaş parçası düşmüştü. Oğlu Abdullah babasına : “Babacığım yamalıklı hırka ile geziyorsun. Bana düşen kumaş parçası ile sana düşen parçayı birleştirip sana bir hırka yaptıralım.” Demişti. Hz. Ömer de (r.a) kabul etmişti. Yeni bir hırka yaptırılmıştı. Abdullah’da namazda idi.

            Hz. Ömer (r.a): “ Kalk oğlum Abdullah sen cevap ver.

            Abdullah kalkar ve yukarıdaki gibi cevap vermişti..

 

                               ***                                                                    ***

            Hz. Ömer (r.a),Mekke’den Medine’ye dönerken, yol üzerinde bir camiye herkesin koşmakta olduğunu gördü. Sebebini biliyordu. Hz. Muhammed (s.a.s) bu camide bir kere namaz kılmıştı. Elbette halk, temiz ve pâk hislerle koşuyordu bu camiye. Fakat ileride zamanla neler olabileceğini düşünemiyorlardı.

            Hz. Ömer (r.a) onlara baktı uzun uzun. Aklından geçenleri çevresindekilere söyledi:

            “Benî İsrail’in helak olmasına ve çökmesine sebep, peygamberlerine ait hatıraları mabetlere çevirmeleridir.”

                           ***                                                                      ***

            Hz. Ömer (r.a),Suriye yangın yerine döndüğü için oraya gitmek istiyordu. Kölesi Eslem’i aldı, tekrar yollara düştü. Şam’a gitti. Eyle yerleşim yerine yaklaşınca yorulan atını Eslem’e verdi. Kendisi bir deveye bindi. Halk onu arıyor, bulamıyordu. Çünkü devedeki insan Hz. Ömer (r.a) di. El dokuması elbisesi de deve hamutuna sürtünmekten yırtılmıştı

            Hz. Ömer (r.a) Eyle’de iki gün kaldı. Elbisesini tamir için Eyle piskoposu almıştı. Yeni bir elbise getirince Hz. Ömer (r.a) kabul etmedi. Piskopos ısrar etti. Ama o tamir olunan eski elbisesini giydi ve Şam’a gitti.

                        ***                                                                          ***

            Değirmen ustası Firuz İranlı bir Zerdüşt’tü. Nasrani olduğu söylenirdi. Hz.Ömer’i (r.a) arıyordu. Muğire b.Şu’be’nin kölesi idi. Medinede bulunuyordu. Bir gün tesadüfen Hz. Ömer’e (r.a) rastladı. Hz. Ömer (r.a) köleyi tanımıyordu. Köle ise onu tanıyordu. Hz. Ömer’e (r.a) yaklaştı:

            “Ey Emîrü’l-mü’minin! Ben künyesi Ebû Lü’lü olan Firuz’um.”

            Hz. Ömer (r.a) köleyi gördüğüne sevindi. Ne iş yaptığını sordu. Oymacı ve demirci ustası olduğunu söyledi. Hz. Ömer (r.a) böyle bir sanatçıya ihtiyaç olduğunu söyledi. Anlaştıktan sonra ayrıldılar.

            Köle Firûz’un gayesi Hz. Ömer’i (r.a) öldürmekti. Mescide varınca her zaman olduğu gibi, cemaat saf tutuncaya kadar bekledi. Hz. Ömer (r.a) namaz kıldırdı. Firûz önceden içki içmiş ve cesaretlenmişti. Sahibinin dolduruşu ile iyice azgınlaşmıştı. Ve korkuyordu da.

            Mescide girip gizlenmesi kolay olmuştu. Firuz’da, Hz. Ömer’in (r.a) ve cemaat’ın dalgınlığını görmüştü. Fazla beklemedi ve ileriye atıldı. Sakladığı iki başlı hançerini çekti ve Hz. Ömer’e (r.a) arkadan vurdu. Bir, iki   ,üç , dört,  beş ve altı vuruş derken Hz. Ömer’i (r.a) yaraladı.Kan’ı görünce donup kalmıştı.Kurtulamayacağını anlayanca hançerini kalbine sapladı.Oracıkta geberdi.

            Hz. Ömer (r.a) altı yara almasına rağmen sağdı. Cennetle müjdelenmişti. Ama o yara onu ileride rahman’ına kavuşturacaktı.

            Hz. Ömer (r.a),zengin olmayı sevmezdi. Fakiri ve yoksulu düşünürdü. Giyime ve kuşama önem vermezdi. Adaletli davranmayı severdi. Gece gündüz gezerdi. Uyku nedir bilmezdi. Fırat kenarında kaybolan kuzudan o sorulurdu.

            Hz. Ömer (r.a) zamanında sınırlar; Suriye, Irak, İran ve Bizans topraklarına dayanmıştı.

            Hangi hükümdar vardı ve olacaktı ki dünya nimetlerinden en büyük payı almasın. Zevk ve sefa sürmesin. Bunu kendisine hak tanımasın. Böyle bir hayata sırt çeviren yalnız Hz. Ömer (ra.) idi. O sadelikten hiç ayrılmadı. Böyle olduğu halde şan, şeref ve heybetinden hiçbir şey kaybetmedi. Aksine büyüdü yükseldi.

            Günümüzdeki ve gelecekteki yöneticilerimizin Hz. Ömer gibi olmaları milletimizin en büyük arzusu ve beklentisidir.