YOLUN SONU GÖRÜNÜNCE…

Türkülerin kendine has özeli, olmazsa olmazı vardır, mısraların derinliğinde yaptığımız kısa bir selamlaşmada bunu anlarız.

            Dinlediğimiz birçok türkünün sözlerinde, söyleyenin ses tonunda kendimizden kesitler bulur, dinleme sürecinde zirveye ulaşan duygu yükleniriz.

            "Türkü tanımak için, türkü dinlemek gerek." Denmiştir.

            Bir milleti anlamak, tanımak, sevmek kültürüne ulaşmaktan geçer. İnsanı tanımak için kültür seviyesine doğru bir yolculuk yaparız. Bu yolculukta ne kadar sağlıklı mesafe alırsak o kadar tanıma fırsatını elde etmiş oluruz.

            Acıyı, kederi, hüznü, mutluluğu, sevgiliye seslenmeyi, özlemi, memleket hasretini, her şeyi… Türkülerin satır aralarında saklı olduğunu buluruz. Türküler bizim dilimizdir. Bizi anlatan bizden ve bize ait olandır. Samimidir, sahicidir. Eskimez, değerini yitirmez. Türkülerle seviniriz, üzülürüz, kederlenir, coşar, ağlarız. Türküler bizim en değerli hazinemizdir. Bu hazine tek başına kimsenin değil; bizimdir, hepimizindir.

            Bunları biliyorum. Türkülerimizle ilgili buraya yazmadığım birçok tanımı ve anlatımı, denemeleri de okumuş araştırmış bir eğitimci-yazar olarak dayanılmazları yaşadığımız hayat akıntılarımızda türkülerle ağladığımız anları hiç unutmayız.

            Çoğu kez türkünün bize dokunduğunu ve dayanılmaz bölümlerini de kendi hayatımızla bütünleştirip gözyaşlarımızı serbest bıraktığımız anları içimizde saklarız.

            Yazı yazmak için masama oturduğumda günümü nasıl geçirdiğimle ilgili genel bir tahlil yapıyorum. Dikmen’de başlayan tatlı bir serinlik, gün ortasında 14-15 dereceye ulaşan Dikimevi caddelerinde tatlı bir yürüyüşle gülümsüyor.

            Kızılay istikametine doğru gelişi güzel bir yürüyüşe başlıyorum. Bölgeyi çok iyi biliyor, kiralık ve satılık daireleri de inceliyor, hatta birkaç emlak bürosuna da uğrayıp bilgi ve kart alıp yoluma devam ediyorum.

            Mithat paşa caddesine varmadan paralel sokaklara geçiyorum. Bu sokakların Ahmetler’e dar ve merdiven destekli yaya yolu bağlantıları var.

            Sakin kendi eksenimde dönüp dururken saz akıyor kulaklarıma. Tellerden çıkan ses beynimi teslim alıyor. En yakın yerde bir duvar buluyor oturuyor ve dinliyorum. Ses çok yakınımdan geliyor ve hiç takılmıyorum. Sadece dinliyorum. Sokak çok sessiz, Dinleme faslında kendimi kilitliyorum. Söz yok. Sadece saz inliyor, saz ağlıyor, ömrünün tahlilini yapıyor, kendimden dahi gizleyecek şekilde sözlerini kendime seslendiriyor, gözyaşlarıma müdahale etmiyor, dakikalarca oturuyorum.

            Türkü hiç değişmiyor. Tam istediğim gibi. Bende birkaç yaş büyük olduğunu tahmin ettiğim bir beyefendi yanımdan geçerken duruyor, bana ve çalana bakıyor, kafasını sağa, sola sallıyor, bana hitaben “ bu ne ustalık, bu türküyü bir Musa Eroğlu çalışıyor bir bu usta” diyor. Aslında söyleyecek daha çok sözü var. Benim dinlemediğimi görünce çekip gidiyor. Ayağa kalkıyor, cebimde ne kadar demir para varsa hepsini saz çalan ustanın önündeki bohçanın içine bırakıyorum. Bana bakıp gülümsediğini görüyor,  saz eşliğinde türküyü söylemeye devam ediyorum.

            “Bana ne bahardan yazdan bana ne borandan kardan/ 

Aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünüyor.” yolun sonu göründüğünde insan ne yapar, son saniyesine kadar hücrelerindeki kan nasıl dolanır bilirim. Yolun sonuna gidenlerin yanında olanların ne yaşadıklarını, nasıl olmaları gerektiğini de bilirim.

            “Sayılı günler tükendi yolun sonu görünüyor .”

            Bir mısranın ağırlığı altında izahın mümkün olmadığı, kelimeler ve hecelere teslim olduğumuz anlar vardır. Derinliği sadece yazanın sırlarında gizlidir.

            Biliyorum, bugün ayın kaçı? Bahar mı, kış mı, sonbahar mı, yaz mı; inan çok önemli değil. Sıla nedir. Yönü var mıdır? Gurbet ne tarafa sefere çıkarken beni de yanına almıştır.

            İkindi sonrası akşama doğru yürüyen bozkırın yalnız adamı Deli tay sonrasından haberdar değildir.

            Biliyor musun uzaklarım çoğalıyor.  Uzaklarım yakınlaşmıyor. Akşamım duaya hazırlık yapıyorken yatsının ara sokaklardan ışıkları yansıyor.

            “Bu dünyanın direği yok merhameti yüreği yok

            Kılavuzun gereği yok yolun sonu görünüyor.”

 

                                                                                                          06.01.2013 /Ankara