DEVLET VE MİLLET OLABİLMEK KOLAY MIDIR?

İsmâil Hâmi Dânişmend “Bir milletin yaşayabilmesi için halkının siyasi kanaatlerden üstün bir fikre inanmakta birleşmesi lazımdır.”der. Bu da gösteriyor ki: Tarihin bütün büyük hareketlerini yapan milletler hep işte böyle bir müşterek fikre inanmış kitlelerdir. Millet olabilmek için: ortak; tarih, dil ve din birliğine ihtiyaç vardır. Bunlar iç içe geçmiş kavramlar olarak düşünüldüğünde millet mevhumu ortaya çıkar.

            Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s), “Eğer bir taş parçasına bile inanıyorsanız, ondan size fayda vardır.”der. Önemli olan yaşanılan şeye inanmaktır. İnanmadan hiçbir şey yaşanmaz.

           Yugoslavya Devleti niye bölündü. Çünkü: Yugoslavya’yı meydana getiren unsurlar ortak milliyet kavramına inanmadıkları, ortak bir kültür oluşturamadıkları, birbirleriyle sürekli kavga ettiklerinden ve dış mihrakların etkisiyle kolayca bölündüler.

           Hasan Demir, Yeni Çağ gazetesindeki ‘ Mercek ’adlı köşesindeki ‘Kemik deyip geçmeyin!’ yazısında Devlet olmak için nasıl bir uğraş verildiğini analiz etmektedir.

           “Arnavutluk Başbakanı Sali Berişa, II. Mahmut döneminde 1822 yılında kafası kesilerek idam edilen ve kesik başı bir tepside İstanbul’a getirilen Arnavut asıllı Tepedelenli Ali Paşa’nın kesilen başını Türkiye’den resmi bir yazı ile niye istedi? İstedi çünkü millet olmak işte böyle bir şey!

          Çok netameli bir süreçten geçiyoruz ve bu çirkin sürecin aktör ve faktörleri Arnavutluk için pek bir şey yapmamış, Tepedelenli Ali Paşa’nın sadece başı için gösterdiği sahiplenmeyi bu millet için neredeyse yapmadık şey bırakmamış. Mustafa Kemal Atatürk için yapmayı istiskal ediyor. Atatürk’e ve arkadaşlarının kurdukları Türkiye Cumhuriyeti’ne sürekli saldıran bu güruhun ortak özelliklerine bakınız; cümlesi, PKK’nın hamisi ve yine cümlesi adeta Ermeni diasporası gibi,Soykırım yaptık, tanıyalım kurtulalım” ittifakı içerisindeler.

          Tarih bilgisi ve şuuru olmayan insanımız da bunları sureti haktan zannetmekte…

          Oysa ‘ mazi’si olmayanın âtisi olmaz.’<

          Çanakkale savaşlarında Mehmetçiğe ağır topları ile ölüm kusan Golyat zırhlısı 13 Mayıs 1915,sat 00.45’te Türk savaş gemisi Muavenet tarafından baş taraf, komuta köprüsü ve kıç taraf olmak üzere üç yerinden vurularak Boğaz’ın girişinde 750 kişilik mürettebatın 567 kişi ile birlikte 74 metre derinliğe gömmüştü. Ölenler arasında gemi komutanı da vardı.

          Tam 67 yıl sonra…

          2 Ekim 1922.

          Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait “TCG Muavenet” Muhribi, katıldığı NATO tatbikatının ara safhası bittikten sonra, intikal seyri esnasında iki güdümlü füze mermisi ile vuruldu.

          Muavenet’i vuran ABD’ye ait Saratoga uçak gemisi idi. Gemiden atılan iki adet “Seç Sparrow” füze geminin köprü üstüne isabet ederek havaya uçurdu. Geminin beyni konumundaki köşk onarılayamacak derecede hasar gördü. Bu saldırıda başta gemi komutanı olmak üzere beş Türk denizcisi hayatını kaybetti.

         “Su uyur, düşman uyumaz” diye boşuna söylenmemiştir.   

         Düşman da tıpkı “Ölüm “gibidir.

        Saratoga, Muavenet’i ve kaza ile değil, kasten vurdu ve Çanakkale’deki Muavenet’in intikamını aldı. Çok çirkin, çok arsız bir saldırıydı bu. Mazisi ancak Türk İtfaiye teşkilatının mazisi kadar olan ABD, devlet ve millet olmak için Arnavutluk’un Tepedelen’linin başını Türkiye’den istemesi gibi tam 67 yıl sonra geldi. Muavenet’i vurdu.

             Güya müttefik, güya ortak, güya NATO üyesi idik…

             Uluslar arası hukuka göre gemiler tıpkı elçilik toprağı gibi vatan statüsündedir. Elçiliğe saldırmak o ülke toprağına saldırmakla eşdeğerdir. Saratoga’yı vuran NATO işte budur.

                Türkiye “NATO toprağı” ise siz, biz hepimiz yabancı topraklarda vizesiz kişileriz. NATO inisiyatifindeki patriot bataryaları da, Muavenet’i vuran Amerikalıların belindeki tabancadan farksızdır. Bu NATO’nun, bu ABD’nin aklı ile çözülecek PKK meselesi, Türkiye’nin çözülmesi ile eşdeğerdir. “Kan duracaksa her şeye razıyız” mantığı ile akılların çelinmesi, Karadenizli Temel’in ticaretine benziyor.

              105 Lira 3 kuruşa aldığı malı 95 Lira 15 kuruşa satınca olup biteni seyreden arkadaşı sormuş:

             -  “Temel, şimdi sen bu işten kâr mı ettin, zarar mı?”

                Temel düşünmüş.

    -“Lira’dan 10 zarar, kuruştan 12 kâr ettim!”

      Öyleyse Arnavutluk Başbakanı Berişa’nın Türkiye’den sadece bir kafa kemiği istediği hissine kapılmayın. Adam, kendisine bir mazi inşa ediyor

      Devlet ve Millet olabilmesi için buna ihtiyacı var.”

      Eloğlu kafa kemiğinden giderek devlet meydana getirmeye çalışırken biz kanla ve irfanla kurduğumuz Türkiye Cumhuriyetini çeşitli nedenlerle yıkmaya çalışıyoruz. İki dilli, çok kültürlü millet yaratıyoruz.

      Allah onlara akıl ve fikir versin!